İlhan Karaçay yazdı: 12 Eylül sabahını nasıl yaşadım

İlhan Karaçay yazdı: 12 Eylül sabahını nasıl yaşadım

‘Darbe’, yani ‘İhtilal’, hiçbir demokratın arzu ettiği eylemler olamaz.
40 yıl önce, Hollanda televizyonundaki bir açık oturumda, başta Genel Kurmay Başkanı olmak üzere tüm komutanlara sorular yönelten moderatör, ülkede gerçekleşebilecek tüm kötü ihtimalleri sıraladıktan sonra, ‘Bu durumlarda bile yönetime el koymaz mısınız?’ sorusuna, bir türlü ‘evet’ cevabını alamamıştı.
Hollandalı komutanlar, her türlü kötü ihtimal dahilinde dahi, yönetime el koyamayacakları kuralını, demokrasinin bir gereği olarak kabul etmişlerdi.

Bu kural, demokrasiyi içlerine sindirmiş ülkelerin tamamında geçerliydi.
Ne var ki, gelişmemiş ülkeler böylesi bir kuralın varlığından bile habersizdirler.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\download (1).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\5625666df018fb45587d395b.jpg

Türkiye’miz de, yukarıda belirtilen kurala itibar etmeyen ülkelerden biridir.
Naçizane şahsım, dönem dönem yaşanan ‘uyarılar’ dışında, gerçek anlamda yaşanan iki ihtilale şahit oldum.
Bu ihtilallerden biri 27 Mayıs 1960, diğeri de 12 Eylül 1980.
1960 ihtilalinde 18 yaşındaydım. CHP’li olanların ve aile efradımın içinde bulundukları haletiruhiyeyi hiç unutamıyorum. Ama ben ne o haletiruhiyeye ne de darbeye üzülmüş olanlara hiç değinmeden, 12 Eylül öncesinde ve sabahında yaşadıklarımı anlatmak istiyorum.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Henk_Barnard,_winnaar_van_de_Nienke_van_Hichtum-prijs,_Bestanddeelnr_930-5929.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg

1980 yılında, Hollanda’nın IKON Televizyonu için, ünlü yapımcı Henk Barnard ile birlikte, ‘Ceremeyi Çeken Çocuklar’ (Kinderen van de Rekening) adlı 5 bölümlük bir seri hazırlıyorduk.
Bu serinin müzik işini Sabit Gürses’e vermişken, aynı Sabit Gürses’e bir bölümde başrol vermiştik.
Sabit Gürses çekimlerinin bir bölümü için Çukurova’ya gitmemiz gerekmişti.

12 Eylül’e çeyrek kala gittiğimiz Mersin ve Adana’da çekimleri yaparken, her akşam birlikte haber programlarını izlediğim Henk Barnard, gördüğü manzaralar karşısında bana, ‘İlhan, bak göreceksin, bugün yarın askeri darbe olacak’ demişti. Barnard bir uyarıda bulunmayı da ihmal etmemişti: ‘İşimizi çabuk bitirelim ve kaçalım.’

İşimizi tamamlamıştık. 11 Eylül sabahı, beraberimde Deventer’den Mersinli arkadaşım Ergür Dinçkal ve yeğenim Aydın ile birlikte otomobil ile yola çıktık. Akşam Edirne’ye varmıştık. Bir otelde yatıp, sabah erken yola çıkmayı yeğlemiştik. Öyle de yaptık.
12 Eylül sabahı çok erken yola koyulduk. Henüz karanlıktı. Biraz meyve almak için bir manavın önünde durduk. Karanlığın, elektriklerin kesilmiş olmasından kaynaklandığını fark etmemiştim. Otomobilimin kapısını açar açmaz bir ses duyduk: ‘Durma, devam et’.
Ne olduğunu anlamak için ‘Ne oldu’ diye sordum. ‘İhtilal oldu, devam et.’

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\maxresdefault.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\12-eylul.jpg

Şaşkınlık içinde Kapıkule’ye doğru yol aldık. Açtığımız radyodaki duyurular arasında, sınır kapılarının kapatıldığını, giriş ve çıkışların yasaklandığı bilgisi de vardı.
Kapıkule sınır kapısına geldiğimiz zaman beklemeye başladık. Saat 09.00 olduğu zaman, komutan ile görüşmek istediğimi söyledim. O zaman hem TRT’ye ve hem de Hürriyet’e çalışıyordum. Komutan, TRT mensubu olduğum için ban ave Ergür’e çıkış izni vermişti ama, turist pasaportu olan yeğenime izin vermemişti. Ben de yeğenime, birkaç gün beklemesi için İstanbul’a gitmesini söylemiştim.
Yeniden başlayan Hollanda yolculuğumuzda, gelişmeleri radyodan takip etmeye çalıştık ama, Yugoslavya’ya vardığımız zaman radyomuzun sesi de kısılmıştı.

Şimdilerde, ihtilal öncesinde taraf olanların lehte ve aleyhteki ifadeleri tartışılırken, ben de sizlere, tarafsız bir dil ile yaşadıklarımı yazdım.
Bir daha ihtilal yüzü görmememiz dileğiyle…

 

Bir musibetin ortaya attığı soru: Nerede yaşanabilir? Yanıt: İnsanlar kendi cennetlerini yaratırlar

Bir musibetin ortaya attığı soru: Nerede yaşanabilir? Yanıt: İnsanlar kendi cennetlerini yaratırlar

Bir musibetin ortaya attığı soru: Nerede yaşanabilir?
Yanıt: İnsanlar kendi cennetlerini yaratırlar

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Almere 090-09-2020 (2).jpg
İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Koronavirüs illeti, bize bir gerçeği daha öğretti. Kadercilik yerine gerçekçilik.
Her yılın mart ayı sonunda üç aylığına gittiğimiz Mersin’e, bu yıl korona salgını nedeniyle gidememiştik.
Daha sonra ben, bir iş takibi için tek başıma Mersin’e gittim. Hem de otomobil ile…

Pek zorluk çekmediğim Avrupa yollarında, öylesi güzel yerleşim yerlerinden geçtim ki, ister istemez, ‘Aaah ah, şuralarda bir evim olsaydı’ diye hayıflanırken, o cennet yerleşim yerlerinde yaşanan gerçekleri bilmiyordum tabii. Kim bilir, korona illeti belki de o yerleri bir cehenneme çevirmişti.

Daha sonra vardığım, benim cennetim olan Mersin’deki evimde, tek başıma yaşamanın yarattığı hoşnutsuzluğun yanında, bir de korona illetinden uzak durmaya çalıştım.

Hollanda’da son 6 ayda alışılagelmiş yaşam biçimi ile, Mersin’deki yaşam biçimi arasında dağlar kadar fark vardı. Bu fark, tabii ki Mersin için dezavantaj teşkil edecek olumsuzluktaydı.
Mersin’deki insanlar, Hollanda’dakilerin aksine kadercilik yaşamını sürdürüyorlar. Çarşıda pazarda gerekli önlemler alınmış olmasına rağmen, insanlar, alınmış olan önlemleri hiçe sayıyor ve ‘Bir şey olmaz, Allah büyük’ diyerek, koronadan korunacaklarını sanıyorlar.
Bu konuda bizzat yaşadığım birkaç örnek vermek isterdim ama, bu örneklerin çoğunu hepiniz televizyonlarda izliyorsunuzdur.

Bu yılki mevsim şartları da, cennet Mersin’i cehenneme çevirmişti. Dışarıda 40 derecelik kavurucu sıcakta yarım saat dolaşmak, işkencelerin en büyüğüydü. Kendimi bir dost ofisine veya evime kapattığım zaman, klimanın yarattığı 20 derecelik hava, bana can veriyordu.

3 haftalık Mersin çilesinden sonra geldiğim Hollanda’da, gerek iklim ve gerekse insanların davranışları beni çok mutlu etti. Ertesi sabah erken saatte çıktığım yürüyüşte çektirdiğim fotoğrafları Facebook’ta paylaştığım zaman, ‘Ah, ne güzel, keşke bizde oralarda olabilsek’ gibi mesajlar karşısında ben de, ‘Evet, Hollanda gerçekten yaşanacak yer’ diye yazdım.
Bu, benim Hollanda için ilk defa yazdığım bir sözdü. Zira bugüne kadar hep, Hollanda’nın olumsuzluklarından söz etmiş ve ayrımcılık konularını ballandırmıştım.

Görüyorsunuz değil mi, bir korona illeti, yaşam biçimimizi ve düşüncelerimizi nasıl altüst etti?
Türkiye’mizin dört bir yanındaki cennet köşelerinden Hollanda’ya göç etmiş olan insanların, o özlem duydukları cennetler yerine, binlerce kilometre uzaktaki gurbeti tercih etmeleri ne acı değil mi?

Demek oluyor ki, cennet yerlerin tabii konumu yanında, bir de insanların becerileri vardır.
‘İyi insanlar cennete giderler’ lafı yerine, ‘İyi insanlar yaşadıkları veya gittikleri yeri cennet yaparlar’ sözü ne kadar doğruymuş.

İşte ben, insanların yarattığı bir cennette yaşama şansı bulduğum için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum.

Yaşanacak yerlerden söz etmişken, yapılan uzun araştırmalar sonucunda, dünyada yaşanabilecek en iyi kentlere ait bilgileri de sıze aktarmak isterim.
Bu araştırma sonuçlarında, bizim anavatandaki cennet köşelerimiz yok.
Ama bakın neler varmış:

Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri

FacebookTwitterE-postaPinterestDiğerRefah seviyesinin yüksek olduğu, hayatın tadını çıkarabileceğiniz dünyanın en yaşanabilir şehirleri.

en yaşanabilir şehirler avusturya viyana birinci

Viyana bu yıl da önceki yıllarda olduğu gibi en yaşanabilir şehirler listesinde liderlik koltuğunda oturuyor. İkinci sırada İsviçre’nin en büyük kenti Zürih var. Üçüncülük plaj cenneti Yeni Zelanda’nın başkenti Auckland’a gidiyor. Almanya’nın en büyük üçüncü şehri Münih yaşam kalitesinde dördüncü sırada. Bu da onu Almanya’nın en yaşanabilir şehri yapıyor. Gerçi Almanya’da nerede yaşanır diye merak edenlerin çok da endişelenmesine gerek yok. Almanya, listenin ilk 20’sine en çok şehir sokan ülke.

Batı Avrupa’da Yaşanır

Temizlikte geride kalan Avrupa yaşam kalitesinde ise neredeyse rakip tanımıyor. En yaşanabilir şehirler sıralaması neye göre belirleniyor derseniz kriterler kabaca şunlar: Güvenlik seviyesi, iyi yapılandırılmış sorunsuz işleyen bir toplu taşıma, kültür ve eğlence olanakları. Buna göre yaşanılası şehirler sıralaması şu şekilde:

  1. Viyana / Avusturya
  2. Avusturya’nın başkenti üst üste sekizinci kez dünyanın en yaşanabilir şehri unvanını kazanıyor. Harika bir kültür ve sanat merkezi olan Viyana klasik müzik alanında En İyi Yurtdışı Konserlerini izleyebileceğiniz yer diyebiliriz. Kültür sanatın yanı sıra restoranları, kafeleri, ulaşım kolaylığı ile de haklı bir şöhrete sahip.

2- Zürih / İsviçre

İsviçre’nin en büyük kentinde yaşam biraz pahalı olabilir, ancak görünüşe göre her kuruşuna değiyor. Ülkenin finans merkezi de olan kent buna rağmen son derece sakin ve keyifli bir enerjiye sahip.ul

3- Münih / Almanya

Endüstri ve futbol başkenti olarak tanınan Münih, Almanya’nın en yaşanabilir şehri. Güçlü ekonomisi kent hayatının her alanına olumlu etki yapıyor.

4- Auckland / Yeni Zelanda

Yeni Zelanda’nın başkenti, kimilerine göre ekonomi ekoloji dengesinin en iyi kurulduğu şehri. Bir yandan muhteşem bir doğal güzellik vadediyor, diğer yandan Okyanusya’nın en büyük ticaret merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.

5- Vancouver / Kanada

Kanada’nın en kalabalık şehri aynı zamanda bütün Amerika kıtasında en yaşanılası şehir olarak öne çıkıyor. Tek sorunu ise soğuk olması. Kanada Vizesi ile ilgili merak edilenler ve gerekli evrakları görmek için yazımıza göz atın.

6- Düsseldorf / Almanya

Güçlü bir endüstri, iddialı bir kültür sanat ortamı ve giderek yükselen bir moda sektörü… Düsseldorf son yıllarda yükselen Alman kentleri arasında.

7- Frankfurt / Almanya

Ticaretin, finansın ve ulaşımın kalbi Frankfurt, müzik ve kitap fuarları, sahip olduğu en büyük şehir ormanı ve yaşam kalitesiyle oldukça iddialı.

8- Cenevre / İsviçre

Cenevre’nin kaliteleriyle ilgili şöhreti araştırmalarda üst sıralara oynamaya başlamadan önce yayılmıştı. Tam da bu cazibesinden dolayı nüfusunun yarısından fazlasını İsviçre uyruklu olmayanlar oluşturuyor.

9- Kopenhag / Danimarka

Son yıllarda Avrupa’nın popüler seyahat destinasyonları arasında da kendisine saygın bir yer edinen Danimarka’nın başkenti bu yıl da ilk 10’da. Özellik gece hayatı ve kültür sanat olanakları tercih edilmesinde öne çıkan sebepler.

10- Basel / İsviçre

İsviçre’de ülke geneline yayılan mutluluktan Basel de payını almış. En yaşanabilir şehirler deyince zaten akla ilk olarak İsviçre şehirleri geliyor.

11- Sidney / Avustralya

Güney Yarımküre’nin en büyük kenti her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Dünya kültür hayatına yaptığı katkıyla olduğu kadar her türlü endeksten oldukça başarılı sonuçlarla çıkmasıyla da ünlü.

12- Amsterdam / Hollanda

En büyük ulaşım araçlarından birinin bisiklet olduğu şehrin yaşam kalitesi endeksinde kötü sonuç alması beklenemez elbette. Amsterdam’ın havalı semti Noord, peki Avrupa’nın En Havalı Semtleri listesindeki diğer bölgeleri biliyor musunuz?

13- Berlin / Almanya

Almanya’nın en çok ziyaretçi çeken kenti ülkenin en yaşanılası kenti olmayabilir ama şüphesiz dünyanın en renkli ve sürprizli destinasyonlarından biri. Berlin aynı zamanda Türklerin yoğun yaşadığı şehirlerden biri, dolayısıyla kesinlikle Kendinizi Evinizde Hissedeceğiniz Avrupa Şehirlerinden.

14- Bern / İsviçre

Bu cennet köşe de 14. sırada ve yine İsviçre sınırında.

15- Wellington / Yeni Zelanda

Yeni Zelanda’da ilk 20’ye iki şehir sokmayı başarıyor. Wellington muhteşem doğasıyla göz kamaştırıyor.

16- Melbourne / Avustralya

Avustralya’nın en büyük ikinci kenti geçen yıllardaki başarısını sürdüren kentlerden. Su sporları ve eğlence sevenlerin de göz bebeği. Belki ilginç gelebilir ama Melbourne Yurtdışında Türk Yemekleri Bulabileceğiniz Şehirler arasında, zira Avustralya’da yaşayan Türklerin büyük kısmı burada yaşıyor.

17- Toronto / Kanada

İstanbul’a benzetilen şehirler arasında yer alan Toronto, İstanbul’dan daha yaşanılası bir kent olmayı başarmış durumda.

18- Lüksemburg / Lüksemburg

Küçük ülkenin küçük başkenti de listenin gediklilerinden. En yaşanabilir şehirler her zaman büyük olacak diye bir kaide yok sonuçta.

19- Ottawa / Kanada

Kanada’nın başkenti ülke çapına yayılan yaşam kalitesini yansıtıyor. Sıralamaya girmesini büyük oranda zengin kültür yatırımları sebebiyle hak ediyor olmalı.

20- Hamburg / Almanya

Almanya’nın dış dünyaya açılan limanı, bu özelliğini büyük bir kültür ve ekonomi mirasına çevirmiş durumda. Almanya’nın en çok ziyaret edilen ikinci şehri olması da buna bağlanabilir.

Oslo, üç sıra gerileyerek 25. olurken, trafik ve hava kirliliği sorunları nedeniyle Londra 41. sırada yer alıyor.

Amerika’da en yaşanılır yer neresi mi? Tabii ki Kanada

amerika kıtası yaşanacak ülkeler

Yolunuzu Kuzey Amerika’ya döndürecekseniz ve yaşam kalitesi kıtanın neresinde daha yüksek diye merak ediyorsanız cevap elbette Kanada. Britanya Kolombiyası eyaletinin başkenti Vancouver, genel klasmanda 5. basamakta yer alıyor ve haliyle Amerika kıtasının yaşam kalitesi en yüksek şehri oluyor. Kanada ayrıca Calgary, Ottawa, Montreal ve Toronto ile de ABD’nin üzerinde.

Kanada’nın Fransızca konuşulan en büyük şehri Montreal Hakkında Önemli Bilgiler.

Yaşam kalitesi en yüksek ABD şehri ise genel sıralamanın 30. sırasında yer alan San Francisco. 35. Boston, 36. Honolulu, 44. Seattle ve 45. New York ABD iç sıralamasında San Francisco’yu takip eden şehirler. Los Angeles’ın başı artan suç oranlarıyla dertte. Kuzey Amerika’nın diğer temsilcisi Meksika’nın yaşam kalitesi endeksi temsilcilerinden en iyi dereceyi 112. sırada yer alan Monterrey yapıyor. Başkent Mexico City ise 129. sırada.

Peki Güney Amerika’da yaşanır mı?

77. sırada yer alan Uruguay’ın başkenti Montevideo, Güney Amerika’nın en yüksek yaşam kalitesine sahip şehri. Arjantin’in başkenti Buenos Aires ise 91. sırada. Onu 92. sıradaki Santiago ile Şili izliyor. 193. Caracas ve 228. Port au Prince, listedeki yer konusunda durumu pek parlak olmayan şehirler. Port au Prince aynı zamanda genel klasmanda sonuncu sırada yer alıyor.

Peki, Ortadoğu’da en iyi yaşam kalitesine sahip şehri hangisi?

ortadoğu yaşanacak şehirler

Birleşik Arap Emirlikleri bölgenin en yaşanabilir ülkesi. 74. Dubai ve 77. Abu Dabi, bölgenin en iyi yaşam kalitesine sahip olan kentleri. Şehir temizliği sıralamasında en yüksek dereceleri alan Ortadoğu kentleri yine bu ikili. Afrika’da ise en yaşanabilir şehir olarak Cape Town öne çıkıyor. Asya Pasifik bölgesinin liderini merak edecek olursanız, Singapur genel sıralamada 25. sırada yer alıyor ve Asya’nın en yaşanabilir şehri olarak dikkat çekiyor. Tokyo ve Kobe, Asya’da Singapur’u takip eden şehirler.

En Temiz Şehir

Bu yıl bir de yeni kategori açılmış: En temiz şehir. Hawaii adalarının başkenti Honolulu bu yeni kategoriyi kazanan ilk şehir.

En temiz şehirler sıralaması şöyle:

  1. Honolulu / Hawaii
  2. Helsinki / Finlandiya
  3. Ottawa / Kanada
  4. Mineapolis / ABD
  5. Auckland / Yeni Zelanda
  6. Wellington / Avustralya
  7. Adelaide / Avustralya
  8. Kopenhag / Danimarka, Oslo / Norveç, Stockholm / İsveç, Calgary / Kanada, Kobe / Japonya, Zürih / İsviçre…

Avrupa şehirlerinin ilk 10’daki başarısızlığı dikkat çekerken işin bir de öbür boyutu var. Temizlikten sınıfta kalan şehirler de var. Listenin son sırasına dizilen bu kentler arasında Bangladeş’in başkenti Dakka, Haiti’nin başkenti Port-au-Prince, Hindistan’dan Kalküta ve Azerbaycan’ın başkenti Bakü yer alıyor.

Araştırmanın referans şehri olan New York, 45. sıraya oturmuş durumda. İstanbul’un durumu ise pek parlak değil, bir yıl önceki konumundan 12 basamak geriye gitmiş durumda ve 134’üncü sırada yer alıyor. Ancak kendisi yine de Türkiye’nin en yaşanılır şehri.

 

Mersin’de iki efsane isim: Tatlıcı Emin ve Dondurmacı Halil

Mersin’de iki efsane isim: Tatlıcı Emin ve Dondurmacı Halil

İlhan KARAÇAY yazdı:

‘Mersin’ denince, akla ilk gelenler arasında yer alan narenciye,sebze ve meyve, tantuni, Liman, Ataş Rafineri, taşımacılık, gübre sanayi gibi niteliklerin dışında, iki de efsane isim vardır.
Bu iki isimden biri Dondurmacı Halil, diğeri de Tatlıcı Emin Usta’dır.
Dondurmacı Halil, önce dondurmasıyla, daha sonra da cezeriye adı verilen tatlı-lokum-macun karışımıyla meşhurdur.
Tatlıcı Emin Usta ise, önce peynirli kadayıfı, daha sonra da kadayıf, baklava ve kerebiç ile ünlüdür.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta portre.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta.jpg

Emin Usta’nın tatlıcılığının yanında iyi bir olta balıkçısı olduğunu herkes bilirdi. Tekne ile çıktıklşarı balık avları sırasında, hava bozulmadan önce, ‘Beyler balık avına doyum olmaz, hava da bozacak gibi, oltalarımızı toplayalım ve gidelim’ şeklindeki sözü, pek çok kişinin diline pelesenk olmuştu.
Bir yerde fazla oturulduğunu hissedenler hep, ‘Balık avına doyum olmaz, toparlanalım ve gidelim’ tekerlemesini söylerdi.

Emin Usta’nın yaptığı tatlılar arasında yer alan peynirli kadayıf, kırılmış tel kadayıf ve tuzsuz peynir ile yapılan bir tatlı çeşididir. Türkiye’nin pek çok yerinde açılan şubelerde bu tatlı çeşidi çok beğenilmiştir.
Peynir ile yapılan kadayıflardan biri de Hataylılar’ın yaptığı künefedir. Ne var ki, Hataylılar’ın yaptığı künfe ile, Emin Usta’nın yaptığı peynirli kadayıf arasında hem lezzet ve hem de görüntü farklılığı vardır.
Ben şahsen bu ikisinden peynirli kadayıfı tercih ediyorum.

Son kez geldiğim Mersin’de, peynirli kadayıf yeme isteği ile mücadele ediyordum. Doktorlar ‘şekerin sınırda’ diyorlardı. Ama nefis işte, dayanamadım ve Emin Usta’nın tatlıcı dükkânına gittim. Otomobilimi park edip dükkâna yürürken gördüğüm manzara içimi burktu. Zira, eskiden Tatlıcı Emin Usta yazılı olan tabelada bu kez ‘Künefeci Emin Usta’ yazıyordu. İçeri girer girmez, ‘Emin Usta’nın kemikleri sızlıyordur şimdi. Nedir bu künfe adı’ diye seslendim. Çocuklardan biri, ‘Hangi kemik sızlayacak abi, Emin Usta ölmedi ki. Yaylada keyif sürüyor’ deyince, Emin Usta’nın yaşamakta oluşuna sevindim. Sonra da özür diledim. Zira ben Emin Usta’nın vefat ettiği şeklinde bir haber almıştım.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta 2.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta 3.jpg

Tatlı salonunu işletenler ile, künefe mi, peynirli kadayıf mı tartışmasını sürdürdük.
Sonunda ben yine de, ‘Emin Usta’ya selamımı iletin, bu künefe adını peynirli kadayıf ile değiştirmesini istediğimi belirtin’ dedim.

Bakalım, Emin Usta benim bu konudfaki hassasiyetimi değerlendirecek mi?

DONDURMACI HALİL

Dondurmacı Halil bir başka efsanedir.
O’nu gençlik yıllarımdan tanırım.
Kardeşi ile birlikte bir el arabasında sattıkları dondurmaları külah içinde seve seve yerdik.
İki kardeş, el arabasındaki işlerini daha sonra bir dükkân ile geliştirdiler.
Dükkân sahibi olunca, dondurmanın yanında cezeriye adlı tatlı-lokum-macun karışımını piyasaya sürdüler. Yiyenlerin kondüsyonunu yükselttiği söylenen bu tatlı çeşidine ‘Seks macunu’ adı da yakıştırıldı. İstanbul’da yapılan bir yarışmada, cezeriye ile bir altın madalya kazanan Dondurmacı Halil,

daha sonra açtığı şubeler ile çok popüler olmuştu.
Şimdi rahmetli olan Dondurmacı Halil’e tanrıdan rahmet diliyorum.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil portre (1).jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil.jpg

Bakınız Sedat Erden, Dondurmacı Halil hakkında neler yazmış:
O yıllarda şimdiki karısına âşık olmuştu. Kızcağız da onu sevmiş ama ailesi kızlarını bu yoksul dondurmacıya vermek istemediklerinden sonunda ona kaçmıştı. Mahalleli, sevgilisine terlikle kaçan bu kızı hem kınamış, hem de ömür boyu açlık çekeceği için ona acımıştı. Ama yanıldıklarını kısa sürede anladılar. Zeki, çalışkan, becerikli bir gençti Halil, ekmeğini taştan çıkarıyordu. Askere gittiğinde bile oralarda para kazanıp karısına yolluyordu. Dönünce ağabeyi ile birlikte borçlanarak Silifke Caddesinde “DONDURMACI HALİL PASTANESİ”ni açtı. İşte bu hayatının dönüm noktası oldu. Tanrı ona “Yürü ya kulum!” demişti. Ünü önce Mersin’e sonra bütün Çukurova’ya yayılmıştı.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil 2.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\DJRVEOfWAAEx9dj.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\un5978.jpg
Pastanenin imalathanesi bir fabrika gibi çalışır olmuştu. Yaptığı tatlılar çok revaçtaydı, hele ‘cezerye’ denilen havuç tatlısını insanlar başka şehirlerden gelerek alıyorlardı. Mersin’e gelen her ziyaretçi geri dönerken sanki göreviymiş gibi mutlaka pastaneye uğrar, paket paket hediyelik tatlı alırdı. İstanbul’daki bir gıda fuarında aldığı altın madalya ününü bütün yurda yaydı. Mersin’in tanınmış simalarından biriydi artık. Üstünde sadece “Dondurmacı Halil” yazılı bir mektup postacı tarafından hemen getirilip ona teslim edilirdi. Mersin bir deniz kenti olduğundan askeri gemiler sık sık buraya demir atardı. Dondurmacı Halil deniz subaylarının da dostluğunu kazanmıştı; pastanesine gelen subaylardan para almaz, gemilere de paket paket tatlı gönderirdi. Hatta Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında subayların maaşları bir süre aksadığında, güç durumda kalıp tefecilere başvurmayı düşünen subayların yardımına kendisi koşmuş, maaşlarını, sonra ödenmek üzere, kendisi ödemişti. O harekâta katılan komandolara da kumanya, yiyecek ve tatlı yollamıştı.

Mazbut bir adamdı. Ne içki ne de kumar bilirdi, sigara bile içmezdi. Dini bütün biri olduğundan kadınlara yan bakmayı aklına bile getirmezdi. Elli yıl sonra, kendisi dede karısı da artık nine olmuşken, karısına hâlâ “sevgilim” diye hitap ederdi.

Halil’in kökeni Tunus’a dayanıyordu. Babası Osmanlı ordusunda er olarak savaşmış, ordu dağılıp imparatorluk çökünce de kendini Mersin’de bulmuştu. Bir fırında işçi olarak çalışırken, bir Arap ailenin kızı ile evlenmiş, böylece Mersin’de yerleşip kalmıştı. İlk çocuğu olan Halil ilkokul birinci sınıftayken yoksulluktan okulu bırakıp çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalmıştı. Bunu bir eksiklik olarak değil de, tersine, bir övünç vesilesi gibi anlatırdı. Tahsilini soranlara o mizahi üslubuyla: “Tahsilim mi? İlkokul birden terk! Öyle şeylerle zaman kaybetmedim, çok şükür… ” derdi. Ona bu özgüveni veren bol gelir sağlayan dükkânı, emrinde çalışan onlarca kişi ve pek geniş çevresiydi. Özellikle denizci subaylar arasında pek sevilen biriydi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kemal Kayacan’ın bile yakın dostuydu. Anlattığına göre, Paşa bir zamanlar Mersin’de görev yapmış, dostlukları o zamana dayanıyormuş. Bir gün dükkânına gelmiş, canı pek sıkkınmış. Halil: “Ne oldu, paşam?” diye sorunca yakınmaya başlamış. İstanbul’daki ailesine telefon etmek için postaneye gittiğini ( o zamanlar cep telefonları yok tabii), bir saat beklediğini ama yine de görüşemediğini söylemiş. Bunun üzerine Halil, Paşa’dan İstanbul’daki evinin telefon numarasını sormuş. Sonra da dükkândaki telefonu kaldırıp santraldeki memureye: “Kızım bana İstanbul’da şu numarayı bağlar mısın, hemen,” diye rica etmiş. Daha beş dakika geçmeden telefon çalmış. Halil ahizeyi eline almış, santralden, “numaranız hazır, Halil Ağabey!” yanıtını alınca da ahizeyi Paşa’ya uzatmış. Paşa şaşkın bir halde söylenmiş: “Vay canına! Mersin’de Dondurmacı Halil olmak varmış!”

Dondurmacı Halil, daha sonra da Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya ile de dotluğu olduğu öğrenildi. Bu dostluk, Erkaya’nın Mersin’de yüzbaşı olarak görev yaptığı günlere dayanıyordu.

 

DOMATESLERİN MERSİN-HOLLANDA-MERSİN YOLCULUĞU… MERSİN TOPRAĞINDA YETİŞEN DOMATES DAHA LEZZETLİ

DOMATESLERİN MERSİN-HOLLANDA-MERSİN YOLCULUĞU… MERSİN TOPRAĞINDA YETİŞEN DOMATES DAHA LEZZETLİ

Hatırlayacaksınız, geçen yıl ekim ayında, Mersin’den Hollanda’ya götürdüğüm bir sandık domatesi yerken çekirdeklerini çıkarıp kurutmuştum. Daha sonra Facebok’ta bir duyuru yaptım ve tohum isteyenlere göndereceğimi belirtmiştim.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\DOMATESLER (1).jpg
Domatesler, Mersin’de ‘Yerli’ olarak anılan süper büyük ve lezzetli bir cinse ait.
Tohumları zarf içinde yüzden fazla adrese postaladım. İstanbul’dan tohum isteyenlerin sayısı 9’u bulmuştu. Hollanda ve Avrupa’nın çeşitli yerlerine gönderdiğim tohumların, nasıl fide olduklarını ve daha sonra nasıl yeşerdiklerini özel fotoğraflarda gördüm.
Ben de Hollanda’daki evimin bahçesine 6 fide ektim. Saksılarda büyüttüğüm fideleri de dostlarıma dağıttım.
Ne var ki, evlerimizin bahçeleri için satın aldığımız topraklar, maalesef kalitesiz topraklardır. Aslında bunlara toprak bile denmez. Çöpleri yakıp kompost haline getiriyorlar ve 30-40 kiloluk torbalarda çok ucuza satıyorlar. Benim evimin bahçesine en az yüz torba toprak (!) döktüm. Zira hakiki toprağı bulmak ve getirtmek çok zor. Toprak vitaminsiz olduğu için, özel gübre ve vitamin satın alıp beslemek gerekiyor.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\DOMATESLER (2).JPG
Saksılara ektiğim domates tohumları mart ayı soğuğunda, iki ay boyunca 10 cm.’de kaldı. Havalar ısındıkça fideler büyüdü. 6fideyi bahçeme ektim. Arada bir kendini gösteren güneş nedeniyle yavaş yavaş büyüyen fideler, temmuz ayında çok büyük oldular. Açan çiçekler alt kesimlerde domatese dönüştü. Sürgünleri ve fazla yeşil dalları kopardığım halde, üst kısımlara vitamin gitmedi ve üstteki çiçekler hep kurudu. Fidelerde sadece alt kısımlarda domates yetişti.
İşte, o domateslerden birkaçını koparıp Mersin’e götürdüm. Üç günlük otomobil yolculuğum sırasında domatesler kızardı. Fotoğrafta göreceğiniz gibi, ilk kahvaltımda doğradığım domatesleri yedim. Ama ne var ki, o vitaminsiz toprakta yetişen domatesler, Mersin toprağında yetişen domatesler kadar lezzetli değildi.
Bu konuda uzmanlığı olan kişilerden bilgilenmek istiyorum. Benim bu savım doğru mu acaba?

Mersin’den Hollanda’ya, daha sonra da Hollanda’dan Mersin’e transfer olan domateslerin hikâyesi böyle.Şunu belirtmekte yarar var: Hollanda, tarımcılıkta dünya rekortmeni. Topraklarında çok zengin meyve ve sebzeler yetişiyor. Benim sözünü ettiğim topraklar, bahçecilerden satın aldığımız torba içindeki komost topraklardır. Buna dikkat edilirse ve gerçek toprak satın alınırsa bahçelerimiz daha verimli olur.

 

İLHAN KARAÇAY SORUYOR: ‘TÜRKLER MEDENİ VE MODERNDİR’ SAVI DOĞRU MU?

İLHAN KARAÇAY SORUYOR: ‘TÜRKLER MEDENİ VE MODERNDİR’ SAVI DOĞRU MU?

Yıllardır eksikliğini hissettiğim, milletimi özeleştirimdir…

53 yıldır savunduğum ‘Türkler moderndir’ iddiası doğru mu?

Hollanda ve Türkiye parlamento tartışmalarını örnek aldığım zaman kendime, ‘Hadi canım sen de’ diyebiliyorum.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OZEL FOTOGRAFLAR-Guncel\Ilhan Karacay.JPG
İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Hollanda’da gazetecilik yapığım günden bu yana, yani tam 53 yıldır, Türk insanının genelde Avrupalılaşmış olduğunu ileri sürer, hatta iddia eder dururum. Ülkemin insanına üstten bakanlara çok kızarım.

Bir anımda yazmıştım.
Galatasaray’a Ajax’tan bir futbolcu transferi için, Türkiye’den gelen Galatasaraylı eski Başkan Selahattin Beyazıt ile, Ajax’ın yönetim kurulu toplantısındaydık.
Ön sohbetimiz sırasında Ajaxlı bir yönetici, Türkler için iyi şeyler söylemiyordu. Ben araya girdim ve adama birşeyler öğretmeye çalıştım. O sırada bana direkt olmasa da şunu söyledi: ‘İyi ama siz de Hollanda’ya biraz uyum sağlayın’.
Ben bunu duyunca adeta küplere bindim. Ve saymaya başladım: ‘Ben sizin neyinize uyum sağlayacağım? Bakın siz misafir ağırlamasını bilmezsiniz. Ben eimde misafir ağırlarken kapıyı açarken ceketli ve ayakkbılı olmaya dikkat ederim. Size misafirinizi koltuğunuzda otururken karşılar ve ‘kap bir sandalye’ dersiniz. Benim bu takım elbiseyi giymeyi ve kravatı takmayı burada öğrendiğimi mi sanıyorsun? Türkiye’ye gel de modanın nasıl takip edildiğini orada gör. Siz yemek yemesini de bilmezsiniz. Mutfak kültürünüz de sıfır. Bizim gençlerimiz büyüklerine karşı çok saygılırdır, ama sizin gençleriniz dünyayı umursamaz nitelikte şımarıktır…’
Ajaxlı yöneticiye saymam devam edecekti ama, Başkan Beyazıt araya girdi ve ‘Tamam İlhan’cığım. Anlaşılan adam seni çok kızdırmış’ dedi. Ben de aramızda geçenleri kısaca tercüme ettim.

Yukarıda söylediklerimde haklılığımın payı büyüktür ama, içimimizde genel kültürü zayıf olanların da var olduğunu kabul etmek lâzımdır.
Biraz sonra yazacaklarımın, yukarıda yazdıklarım ile taban tabana zıt olması, benim kabahatim değildir. Yukarıdakileri, biraz sonra milletim için yapacağım özeleştiriye özür amacıyla yazdım. Yani yapacağım acımasız özeleştiri için bana kızmamanız için, geçmişte yaptığım bir mücadeleyi yazdım.

Şimdi gelelim asıl soruya:
Türkler gerçekten Batılılar gibi medeni ve modern mi?
Gazetecilik yaşamımın belki de son aşamasında bu sorunun cevabını mertçe ve korkusuzca vermeliyim.
Dün, Hollanda televizyonunda, Millet Meclisi’ndeki bir oturum canlı yayınlandı. Yayında bir anormallik yoktu. Her zaman gördüğümüz manzaralar tekrarlanıyordu. Sağlık Bakanı Hugo de Jonge korona krizi ile ilgili açıklamalar yapıyordu. Bakan konuşurken cevap vermek isteyenler parmak kaldırıyor, meclis başkanı da, pundunu yakaladığı an Bakan’ı susturuyor ve birine söz veriyordu. Mikrofona gelen çok yumuşak ve medeni bir uslup ile düşüncesini açıklıyor ve sorusunu soruyordu. Bakan da buna karşı teşekkür ediyor ve cevabını veriyordu. Soruyu yönelten gerekirse yeniden söz alabiliyordu.
Bakan de Jonge’a kendi partisinden bir milletvekili bile eleştirel soru yöneltiyordu. Bakan bunu da en medeni bir şekilde yanıtlıyordu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Minister de Jongh.jfif C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Minister.jfif
             Bakan De Jonge konuşuyor…                                           Milletvekilleri konuşma sıralarını bekliyorlar

Bakan konuşmasının son bölümüne girerken, meclis başkanı, söz hakkı isteyen milletvekillerinin adlarını saydı. Bakan konuşurken, meclis başkanı durduruyor ve söz hakkı olanlara mikrofonu açıyordu.
Bu sahneleri izlerken inanın Türkiye’dekiler adına utandım. Hoş, daha önceleri de bu sahneleri çok görmüş ve imrenmiştim ama, sırası şimdi geldi ve yazıyorum.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\hqdefault.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\5e608dc75cf3b0161c2305e4.jpg
Türkiye parlamentosunda, hemen hemen her oturumda görmeye alıştığımız sahnelerden ikisi

Hollanda parlamentosundaki bir açık oturumda yaşanan ve beni kıskandıran bu sahnelere karşı, Türkiye’de cereyan edenleri mukayese etmek mümkün mü?
O koca koca adamların birbirlerine karşı yaptıkları hakaretler ve hatta saldırılar çoğu zaman dünya televizyonlarına da yansıyor ve dünya bizimkilere gülüyor.

Hollanda parlamentosunda bir konu hakkında konuşulurken, bir başka konuya kesinlikle değinilmez. Yani her şey ‘To The Point’.
Ama bizde bir konu görüşülürken, konu dağılır ve birbirerini suçlayıcı diğer konular gündeme gelir. Avaz avaz bağırılır, birbirlerine küfürler başlar ve sonra da saldırılar…

Ben Mersin’in çingene mahallesinde büyümüş bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki, (kendimi onlardan ayırt etmediğim çingene dostlarım beni bağışlasınlar) kendilerini Roman diye niteleyen insanlardan ders alması gerekecek kadar seviyesiz olan bazı siyasetçiler kendilerine çeki düzen vermelidirler. Bu düzeysiz insanlar parlamentodaki kavgaları ile yurttaşlarımız arasında da gerginlik yaratıyorlar. Sırf ön plana çıkmak ve göze çapmak (batmak) için çırpınan bu koca koca adamlara söyleyecek çok şey var ama…

Demek ki, medeni ve modern olmak için, misafirperver olmak, güzel giyinmek, iyi yemek yetmiyormuş.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\AHDE VEFA 5 Subat 2017 (2).jpg Birinci nesil Türkler için organize edilen Ahde Vefa toplantısında konuşuyorum

Değerli okurlarım, bir zamanlar Almanya’da sözümona bir yazar çıkmıştı ve ‘Türkler şu kadar geri, çorba içemezler, yemek yiyemezler’ gibisinden zırva dolu bir kitap yazmıştı.
O kitaba ilk karşı çıkanlardan biri ben olmuştum. Anadolu’nun bağrından kopup buralara gelen, alın teri ile çalışıp Türkiye’deki yakınlarını geçindiren o insanlara aşağılayıcı sözler edenler şimdi utanıyorlardır.
Dördüncü nesil diyebileceği o Türkler’in çoğu hakkın rahmetine ulaşmışlardır. Ama geride bıraktıkları ikinci, üçüncü ve dördüncü nesil Türkler ise, toplumda layık oldukları yerlerde görev üstlenmişlerdir. İşadamı, siyasetçi, yönetici ve eğitimci patlaması yapan Türkler, çok iyi yerlerde post kapmışlardır.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download.jfif C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Hollandadaki-başarılı-Türkler-ödüllerine-kavuştu-1.jpg
Hollanda’da siyasette başarı elde etmiş iki Türk ve Ödül alan diğer Türkler

Türkiye’de, yaptıkları ile yüzümüzü kara çıkaranlara karşın, buralarda dördüncü nesli yetiştiren, birinci nesil Türkler’e ne kadar teşekkür edilse azdır.

Kalın sağlıcakla…