BUGÜN ‘TÜRK’ YAKIŞTIRMASINI ŞİDDETLE RET EDİYORSANIZ, YARIN BAŞBAKAN OLDUĞUNUZ ZAMAN TÜRKLER’E VE TÜRKİYE’YE YAKLAŞIMINIZ NE OLACAK?
Televizyon programında, “Şimdi sizin ülkenize biraz değinelim” sözüne karşı, “Türkiye Benim ülkem hiç olmadı” yanıtını veren Dilan Yeşilgöz, “Ben hiç bir zaman Türk pasaportu kullanmadım” diyerek, Türklüğe nefretini ortaya serdi.
Başta şahsım olmak üzere, Hollanda’daki Türklerin çoğunun takdir ettiği ve sıcak ilişki kurmaya çalıştığı Yeşilgöz, “Türkiye geçen yıl bana vatandaşlık numarası ve pasaport vermek istedi ama ben ret ettim” diyerek, nefretini perçinledi.
Aynı televizyon programında, “Hollanda’da bugün sosyal yardım ödeneği ne kadardır” sorusuna “1800 euro” diyen Yeşilgöz, gerek stüdyodakiler ve gerekse seyiciler tarafından ayıplandı. Zira bu ödenek sadece 1.216,62 euroydu.
Baba Yücel Yeşilgöz’ün, 1999 yılında yazdığı “Türkiye’nin Mafyası” adlı kitabındaki, “Türk devleti uyuşturucu ticaretinden, yılda 50 milyar gulden kazanıyor” suçlamasına o zaman verilen cevaplar.
İlhan KARAÇAY yorumladı:
Size önce, Bakan oldukları zaman, iki kızımız Dilan Yeşilgöz ve Günay Uslu için yazmış olduğum yorumun giriş paragrafını tekrarlayayım:
Değerli Okurlarım,
İki gün önce servise koyduğum ‘Yeni yılın ilk güzel haberi’ başlıklı haberimde, Hollanda’da kurulan yeni hükümette Günay Uslu ile Dilan Yeşilgöz’ün Bakan olarak görev aldıklarını belirtmiş ve özellikle Günay Uslu’nun, Emirdağlı Ata Uslu’nun kızı oluşu üzerinden esprili vurgulamalar yapmıştım. Gurbete temizlik işçileri olarak gelen yurttaşlarımızın çocuklarının, artık temizlikçi değil, Bakan bile olduklarını vurgulayan bu haberimi en altta sizlere yeniden sunacağım.
Bakan olarak atanan Dilan Yeşilgöz, Türk olmadığını sık sık belirtiyordu.
Olsun, varsın Dilan Yeşilgöz bir Türk kızı olmasın…
Peki, Dilan Yeşilgöz’ün bir Türk kızı olmaması, O’nun Bakan olarak atanmasından söz etmemeyi ve gizli tutmayı mı gerektirir?
Yeşilgöz’ün daha önceleri yaptığı açıklamaları da göz önünde tutarak, O’nun bir Türk veya Türk kökenli olduğunu hiç yazmamıştım. Bu hususa dikkat ederek, haberimi yazarken sadece isimleri belirtmiş ve Türklükten söz etmemiştim.
Zira iyi biliyordum ki, Dilan için Türk veya Türk kökenli deseydim hem bizimkilerin ve hem de Dilan’ın tepkisini çekebilirdim. Zira Dilan da bana, ‘Ben Türk veya Türk kökenli değilim’ diyebilir.
Yukarıdaki paragrafta, Dilan’ın dini ve siyasi tercihine itirazımız olmadığını anlatmaya çalışmıştım.
Daha sonra yazdıklarımda da hep sıcak yaklaştığım ve “Bakanlığı sırasında görüştüğü Türk Bakan ve yetkililerle diyalogu iyi olan ve Türkiye hakkında olumsuz bir tavrı olmayan Yeşilgöz…” diye yazmıştım.
Bundan önceki son yazımda da Yeşilgöz’e bazı sorular yönelterek tavsiyelerde bulunmuştum.
Ama ne yazık ki, Dilan Yeşilgöz, Türkiye ve Türkler’in bu sıcak yaklaşımlarını görmezden gelerek, Hollanda televizyonundaki son röportajında, Türkiye’ye ve Türklüğe nefretini ortaya koymuştur.
İsterseniz, Yeşilgöz’ün televizyondaki söyleşisini, Hollanda medyasında yer aldığı gibi esprili bir şekilde anlatayım:
Dilan Yeşilgöz, College Tour adlı programda misafir. Düşük hükümetin Adalet Bakanı ve VVD Partisi’nin siyasi lideri Yeşilgöz, programı yöneten Twan Huys ile gayet iyi (!) anlaşıyordu. Ama Twan talihsiz şekilde formüle ettiği bir soru karşısında, Yeşilgöz tarafından parmaklarına darbeyi yedi ve bir de parmak işareti aldı.
Yeşilgöz Türkiye’de doğmuştu ve annesi ve kızkardeşi ile Türkiye’den kaçmıştı.
Bir ara “Ben evimden yurdumdan oldum” (Ik ben ontheemd) demişti. Zira, ontheemd kelimesinin manası, içinde yaşadığı sınırlar içinde takibata ve tedhişe uğradıkları için kaçmaya zorlanan demektir. (Mensen die binnen de eigen landsgrenzen op de vlucht zijn, worden ontheemden genoemd. Ze zijn gevlucht voor geweld, vervolging of natuurrampen. Ze vormen de grootste groep die wij helpen. Iemand die op de vlucht is in eigen land wordt binnenlands ontheemd genoemd.) Moderatör Twan Huys Yeşilgöz’e bu söz ile ne demek istediğini sordu. Yeşilgöz de, “Benim doğduğum ülke ile relatif bir bağım yok” dedi. Yeşilgöz daha sonra şöyle devam etti: “Tabii ki oranın bir parçasıyım. Orada akrabalarım var. Ama o ülkeden kaçmaya zorlanmışım. Yani welkom konumunda değildik. Hollanda, olmam gereken ülkeydi ve çok çabuk bir şekilde benim evim oldu.”
Konuşmanın devamında Twan Huys, Türkiye hakkında konuşmak istedi. “Şimdi senin ülken hakkında konuşalım” dedi moderatör. Yeşilgöz, şaşırmış bir şekilde sağa sola baktı ve “ Ihhhhııı, benim ülkem?” “Yeniden”. dedi.
Huys daha önce de aynı hatayı yapmış olduğu için, “Ah özür dilerim bunu söylememem lâzımdı.” dedi. Bu sırada stüdyodakiler gürültülü bir alkış kopardılar.
Twan bu kez, “Şimdi doğduğun yere gidelim. Bu şekilde sorabilirim değil mi?” deyince, Yeşilgöz evet anlamında başını eğdi.
Twan Huys, “Neden bu kadar hassas davranıyorsun” diye sorunca Yeşilgöz, “ Çünkü ben Hollandalıyım ve hiçbir nüans gerekmiyor” cevabını verdi. “Orayı artık kendi ülken olarak kabul etmiyorsun” diyen Twan, Yeşilgöz’den “ Hayır, tabii ki hayır” cevabını aldı.
Moderatör, ortalığın yumuşamasından sonra, “Sizin iki pasaportunuzun olduğu doğru mu? Biri Türk biri de Hollanda pasaportu?” diye sorunca, Yeşilgöz’den aldığı cevap şu oldu. “Ben hiçbir zaman iki pasaporta sahip olmadım Benim hiç Türk pasaportum olmadı. Ben orada yaşarken de olmadı.”
Ama Yeşilgöz, geçen yıl Türk devletinden Türk pasaportu alabileceğine dair bir bildiri almıştı. Kendisine vatandaşlık numarası verilmiş olduğu da belirtilmişti. Yeşilgöz buna teşekkür etmiş ve “Ben böyle bir istekte bulunmadım” demir. Yeşilgöz, “Benim fikrimi kabul edip etmemek Türkiye’nin takdirine kalmış” dedi.
Aynı televizyon programında sorulan, “Hollanda’da bugün sosyal yardım ödeneği ne kadardır” sorusuna, “1800 euro” diyen Yeşilgöz, gerek stüdyodakiler ve gerekse seyiciler tarafından ayıplandı. Zira bu ödenek sadece 1.216,62 euroydu.
Bu televizyon programından sonra Hollanda medyasında Yeşilgöz ile hafif dalga geçişler yer aldı. Okurlardan giden mesajlarda da dalga geçenler çoğunluktaydı.
TÜRKLER’DEN SORU
Tabii ki Türk izleyiciler de Yeşilgöz’e sormaktan geri kalmadılar. Türkler şunu sordular:
“Dilan Hanım, babanızın Hollanda’ya 1981 yılındaki ilticasından üç yıl sonra Hollanda’ya nasıl geldiniz. O zaman Irak ve Suriye pasaportu mu taşıdınız. Yoksa sahte bir pasaport mu?”
Türkler, Yeşilgöz’e ayrıca şu soruyu da yöneltiyorlar: “Dilan Hanım, televizyondaki konuşmanızda, size yöneltilen, ‘Şimdi ülkeniz Türkiye hakkında konuşalım’ sözü, sizi neden çok kızdırdı? Siz Türklüğü tabii ki kabul etmeyebilirsiniz. Ama biri yanlışlıkla size ‘Türk kökenli’ dediyse, bu kadar kızmanıza gerek var mıydı? Kaldı ki siz şimdi bizim de Bakan’ımızsınız belki de Başbakan’ımız olacaksınız. Türkiye ve Türkler’e kin ve nefretinizi, bizim hatırımıza saklayamaz mıydınız?”
İşte böyle değerli okurlarım. Türkiye ve Türkler Yeşilgöz’e sıcak yaklaşmaya çalışırken, kendisinin Türkiye ve Türkler’e karşı böylesi haşin tutumu gerçekten üzücü.
Ben şahsen, hiç bir ilticacının kabul görmeyip mağdur olmasından yana değilim. Ama, bazı ilticacıların yalan iftiralara sığınmasına da karşıyım. Tıpkı, Türkiye’deki Ermeni ve Süryaniler ile PKK sempatizanları gibi…
BİR AVUKATIN KİLİSEYE SIĞINMA KURNAZLIĞI VE İFTİRALAR
Dilan Yeşilgöz’ün babası Yücel Yeşilgöz’ün buraya iltica ettiği yıllarda, Twente bölgesindeki kurnaz bir avukat, yalan dolan ile Ermeni ve Süryani sığınmacıların yolunu açmıştı. Türkiye ve Türkler hakkında ileri sürülen suçlamalar o kadar ağırdı ki, Türk medya mensupları olarak biz, Lahey’de bir basın toplantısı düzenlemiştik. Yani Türk basını, Hollanda basını için bir tolantı düzenlemitik. O toplantıda elimizdeki belgelerle, anlatılanların asılsız olduğunu, yapılmakta olanın duygu sömürüsü olduğunu anlatmıştık. Hemen akabinde Midyat’a giden AVRO Televizyonu muhabiri de, orada yaptığı röportajlarda, anlatılanların yalan olduğunu gözler önüne sermişti. Oradaki Süryani dini liderleri bile, Hollanda’daki dindaşlarının sırf ikamet izni almak için yalan söylemek mecburiyetinde kaldıklarını anlatmışlardı. Zira, o zamanlar Midyat’ta Süryaniler’e karşı hiçbir baskı yoktu.
O toplantıda elimizdeki belgelerle, anlatılanların asılsız olduğunu, şimdi yapılmakta olanın duygu sömürüsü olduğunu anlatmıştık. Hemen akabinde Midyat’a giden AVRO Televizyonu muhabiri de, orada yaptığı röportajlarda, anlatılanların yalan olduğunu gözler önüne sermişti. Oradaki Süryani dini liderleri bile, Hollanda’daki dindaşlarının sırf ikamet izni almak için yalan söylemek mecburiyetinde kaldıklarını anlatmışlardı. Zira, o zamanlar Midyat’ta Süryaniler’e karşı hiçbir baskı yoktu. Kiliselere sığınarak, “Türkiye’de evlerimiz yakılıyor, koyunlarımız kesiliyor, kızlarımız tecavüze uğruyor” gibi iftiralar ile duygu sömürüsü yapanlar, burada yaşamakta olan Türkler’i zor durumda bırakıyorlardı. İşte bu zorluğu ortadan kaldırmak için Hollanda medyasına açıklama yapma ihtiyacı hissetmiştik.
YÜCEL YEŞİLGÖZ
Dilan Yeşilgöz’ün babası Yücel Yeşilgöz, 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda (DİSK) görevliymiş. 12 Eylül 1980 askeri darbesi’nden sonra, işlenen siyasi cinayetler nedeniyle önce Irak’a ardından İran’a kaçan ve oradan da Hollanda’ya geçen Yeşilgöz, 1981’de girdiği Hollanda’da, bazı ‘derin’ referanslarla 1985 yılında, Utrecht Üniversite’sinde Doğu Dilleri ve Kültürleri Bilim Dalı Bölümü’nde Çağdaş Türk Edebiyatı öğretim görevlisi olmuş. Daha sonra üç yıl boyunca Irk ve Etnik Araştırmalar Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak ve Amsterdam Üniversitesi Arap ve İslam Araştırmaları Bölümü’nde Türkçe ve Kürtçe okutman olarak çalışmış.1989’dan bu yana Utrecht Üniversitesi Willem Pompe Kriminal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olup 1995 yılında kriminoloji alanında doktorasını almış.
TÜRK DEVLETİ UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPMIŞ
Üstteki gazete kupüründe gçrebileceğiniz gibi, Yücel Yeşilgöz 1999 yılında ‘Türkiye’nin Mafyası’ adlı bir kitap yayınladı. Kriminolog Frank Bovenkerk ile ortaklaşa yazdıkları bu kitapta, Türkiye’nin, uyuşturucu ticaretinin merkezi olduğu ve Türk devletinin de bu ticaretten yılda 50 milyar gulden kazandığını iddia edilmiş. Ben de o zamanlar Avrupa’da yayınladığımız DÜNYA gazetesinde bu konuyu ele almıştım. Size o yazının sadece girişini sunuyorum:
15 Ekim 1999 İlhan KARAÇAY yazdı…
Yeşilgöz ne diyor
Bu haftaki DÜNYA’da kriminolog Yeşilgöz ile diğer uzmanlann bir Hollanda gazetesindeki İddialannı okuyacaksınız. Bu iddialara göre, Türkler kaba kuvvete daha çabuk baş vuruyormuş. Kısmen doğru sayılabilecek olan bu iddia üzerinde kafa yorarsak, Türkler’in kaba kuvvete neden daha çok başvurduklannı öğrenebiliriz.
Yeşilgöz, bir başka kriminolog Hollandalı Bovenkerk ile birlikte yayınladığı “Türkiye’nin Mafyası” isimli kitabı ile popüler oldu. Türkiye’ye karşı siyasi mücadele edenlerin başında gelen Yeşilgöz, yaptığı araştırmalar ile kendinden sık sık söz ettiriyor.
Siyasi çizgisini beğenmediğimiz ve objektif bulmadığımız Yeşilgöz, şimdi de krimonoloji konusunda uzmanlaşmış olduğunu ispatlamaya çalışıyor.
Değerli okurlarım, her zaman ileriye sürdüğüm objektifliğime saygı duyduğum için, Türkiye’de de yayınlanan Yeşilgöz’ün kitabının, tabii ki övücü olan tanıtım yazısını da sizlere sunuyorum:
Türkiye’nin Mafyası, ülkenin tarihine milat gibi düşen malûm Susurluk kazasından bu yana gündemin –maalesef hâlâ- başında oturan o meş’um konuya yurtdışından ‘ithal’ bir katkı. Gerçi pek ithal sayılmasa gerek, çünkü bu çalışmaya imza atanlardan biri Türk. Yayımlandığı Hollanda’da büyük ilgi gören Türkiye’nin Mafyası, Utrech Üniversitesi Kriminoloji Kriminoloji Kürsüsü profesörlerinden Frank Bovenkerk ile yine aynı üniversitede öğretim görevlisi olan Dr. Yücel Yeşilgöz tarafından kaleme alındı.
Bu akademik çalışma Türkiye ve Türkiye dışındaki önemli kaynaklara dayanıyor. Yazarların akademik kariyerleri, kitabı, salt olguların ve olayların sıralandığı bir çalışmanın ötesine taşıyor; “suç” ve “suç örgütleri”ne getirilen kriminojik yaklaşımlar ve sosyolojik açılımlar, bu konuda daha önce yapılan benzer çalışmalardan farklı kılıyor. Örneğin, ülkenin geleneksel “kabadayı” altkültürünün geçirdiği değişim süreci, “Modern Babalar ve Örgütleri” başlığı altında inceleniyor. Önemli kaynak ve verilerle desteklenen “Türkiye’de Mafya ve Uyuşturucu Ticareti” başlıklı bölüm, suç örgütlerinin malî kaynaklarıyla ülke ekonomisinin entegrasyonunu gözler önüne seriyor. Suç örgütleri karşısında polis teşkilatlarının durumunun irdelendiği sayfalar kitabın canalıcı bölümlerinden biri. Kitabın en özgün bölümü ise, uyuşturucu dünyasının bir numaralı ismi Kürt asıllı Hüseyin Baybaşin’in hem kendini hem de “âlem”ini anlattığı, Türkiye’ye politik göndermelerle dolu öyküsü; üstelik kendi ağzından. Türkiye’nin Mafyası, “Susurluk”la aleniyet kazanan ‘yeraltı dünyamız’ın ne menem bir şey olduğunu hem anlamak hem de ciddiyetini kavramak için önemli bir kitap.
ARŞİVİMDEKİ YEŞİLGÖZLER DOSYASI
Önce baba Yücel Yeşilgöz’ün iltica sonrasındaki faaliyetleri ve söylemleri, sonra da kızı Dilan Yeşşilgöz’ün siyaset arenasındaki faaliyet ve söylemleri, arşivimdeki ‘YEŞİLGÖZLER’ dosyasını çok kalın yaptı. Çoğunda doğruluğu tartışılan sözler sarfeden Yeşilgözler hakkında pek çok bilgiye sahip olduğum halde, bu bilgilerin çoğunu değerlendirmedim. Tıpkı, Yücel Yeşilgöz’ün İskandinavya faaliyetleri gibi…
YEŞİLGÖZ AİLESİNİN KISA ANATOMİSİ
Baba, Yücel Yeşilgöz 1951 yılında Tunceli’de doğmuş. Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiş. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’te görev yapmış. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra o da saklanmaya mecbur kalmış. 1981 yılında (1984 de olabilir) Irak ve İran yoluyla Hollanda’ya gelip sığınmacı olmuş. Hollanda’da 1985 yılında Utrecht Üniversitesi Doğu Dilleri ve Kültürleri Bölümü’nde, Modern Türk Edebiyatı alanında, öğretim görevlisi olarak göreve başlamış . Daha sonra üç yıl boyunca, Irk ve Etnik Araştırmalar Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak ve Amsterdam Üniversitesi Arap ve İslam Araştırmaları Bölümü’nde Türkçe ve Kürtçe okutman olarak çalışmış. 1989’dan bu yana Utrecht Üniversitesi Willem Pompe Kriminal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olup, 1995 yılında kriminoloji alanında doktorasını almış .
Yücel Yeşilgöz, şu anda tam 28 yıldır hapis yatmakta olan Hüseyin Baybaşin dosyasına 1996 yılında dahil edilmişti. Baybaşin’in Belçika-Hollanda sınırında yakalanışından sonra, Breda hapisanesinde onlarca defa ziyaret eden Yeşilgöz’ün buradaki rolünü anlamak mümkün olmadı.
(Baybaşin’in suçsuz olduğunu iddia eden bir grup Hollandalı siyasetçi, ‘Baybaşin Serbest bırakılsın’ protestoları yapıyorlar.) Baybaşin konusunu bir başka gün sizlere sunacağım.
Anne Fatma Özgümüş Yeşilgöz Türk kökenliymiş. Hollanda’ya iltica edişinin ardından Hollanda Mülteci Organizasyonu’nda (Vluchtelingen Organisaties Nederland (VON) müdür olmayı başarmış.
Günümüzün ana konusu Dilan Yeşilgöz’e gelince: (Wikipedia’dan)
18 Haziran 1977’de Ankara’da doğdu. 1984 yılında 7 yaşında iken annesi ve kız kardeşiyle birlikte, tekneyle Yunanistan’ın İstanköy adasına kaçtılar. Daha sonra da Hollanda’ya sığınmacı olarak girmeyi başardılar. Orta öğrenimini, 1991-1997 yılları arasında Amersfoort‘taki Vallei Koleji’nde tamamlayan Yeşilgöz, daha sonra Vrije Universiteit Amsterdam‘da sosyal ve kültürel bilimler okudu ve 2003 yılında Kültür, Organizasyon ve Yönetim alanında yüksek lisans derecesi aldı.
Siyasi kariyerine Sosyalist Parti‘de başlayan Dilan Yeşilgöz, partinin Amersfoort şubesinde yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ardından İşçi Partisi‘nin gençlik delegasyonu için yazmaya başladı ve daha sonra GroenLinks’te staj yaptı.
Dilan Yeşilgöz 2014-2017 yılları arasında Amsterdam belediye meclisinde yer aldı.
2014 belediye seçimlerinde, Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi listesinde dördüncü sırada yer aldı. Meclis üyesi olarak Yeşilgöz, LGBT bireylere ve kadınlara yönelik sokak taciziyle mücadele etmeyi ve bu tacizi suç kapsamına almayı taahhüt etti. Belediye meclisinde üç yıl boyunca bu konuda çalıştı, ancak teklifler her zaman çoğunluk tarafından reddedildi.
2017’de Temsilciler Meclisi‘ne milletvekili olarak gittiğinde, dönemin belediye başkanı Eberhard van der Laan onun azmini övdü. Yeşilgöz’e veda hediyesi olarak, o dönemde CDA’dan Marijke Shashavari ile birlikte sunduğu bir öneriye dayanarak Amsterdam’da sokak tehditlerine karşı entegre bir yaklaşım olacağını söyledi. Belediye meclisinin çoğunluğu bu öneriyi onayladı. De Volkskrant, onun inatçı doğasını “empati sahibi bir pitbull” olarak nitelendirdi.
Yeşilgöz-Zegerius, 2017 genel seçimlerinde Temsilciler Meclisine seçildi. Başlangıçta partisinin adalet ve güvenlik sözcüsü olarak görev yaptı,[16] ancak daha sonrasında iklim ve enerji politikası alanlarında çalıştı. 25 Mayıs 2021’de, Mona Keijzer ile birlikte görevden alınan üçüncü Rutte kabinesinde Ekonomik İşler ve İklim Politikasından Sorumlu Devlet Bakanı olarak atandı. 10 Ocak 2022’de dördüncü Rutte kabinesinde Adalet ve Güvenlik Bakanı olarak atandı.
Mark Rutte’nin istifasından iki gün sonra, 12 Temmuz’da Yeşilgöz-Zegerius VVD’nin bir sonraki lideri olmak için adaylığını açıkladı. Ertesi gün parti yönetim kurulu onu resmen bu göreve aday gösterdi. 14 Ağustos’ta resmen VVD’nin parti lideri oldu.
2013 yılında René Zegerius ile evlendi. Yeşilgöz, Ajax taraftarı ve country müzik hayranıdır. Moos adında bir köpeği ve bileğinde büyükannesinin adı olan Sara’nın yazılı olduğu bir dövmesi vardır.
HOLLANDA SİYASETİNDEKİ SON DURUM Son günlerde yapılan anketlerde, kasım ayında yapılacak olan seçimlerdeki seçmen tercihi zik zaklar çiziyor.Dilan Yeşilgöz’ün liderliğini yaptığı VVD Partisi, son ankette iki sandalye daha kârlı çıkarak birinci sıraya oturdu. Yani, Dilan Yeşilgöz’ün koalisyon kurmada ilk tercih edilecek başkan olma şansı yükseldi.
Batı dünyası; Archimed değil, Hz.Nuh, Kristof Colomb değil, Piri Reis, Galileo değil, Biruni ve Einstein değil, Bin Hayyan iddialarına karşı çıkarken, İslam dünyası ise, “Batı, orta çağ karanlığında bokun böceğin içinde yaşarken, müslümanlar coştukça coşuyordu; zaten adamlar bilimi müslümanlardan öğrendi” diyor.
İşte, hemen hemen tüm buluşların, Türk_islam bilginlerine ait olduğu iddialarında yer alanlar ve tepkiler.
İlhan KARAÇAY derledi:
Son günlerde sosyal medyada sık sık yer alan Batılı ve Türk İslam mucitleri ile kaşifleri konusu dikkatimi çekti. Yayınlarda, batılı mucitlerin ve kaşiflerin bulgularını, aslında Türk-İslam mucitleri ve kaşiflerinin bulduğu iddia ediliyor.
Türk-İslam dünyasının, “Archimed değil, Hz.Nuh, Kristof Colomb değil, Piri Reis, Galileo değil, Biruni ve Einstein değil, Bin Hayyandaha önce bulmuşlardı,” iddialarına karşı Batı dünyası ise, “İslam dünyasında bilimin ve teknolojinin, çağın kriterlerine uygun bir vaziyette ve hızlı bir şekilde gelişebilmesinin önünde, diktatörel rejimler var. Bu nedenle İslam dünyasının bilim ve teknolojide çağı yakalaması ve bu paralellikte bilimsel üretimin nitelik ve nicelik olarak özellikle Batı ile yarışabilir konuma gelmesi için, söz konusu Müslüman ülkelerin çoğunda, bazı değerlerin ve kurumların değişmesi gerekmektedir.” yanıtını veriyor.
Binlerce yıl geriye dayanan icat ve keşif iddialarını sizler için fotoğraflayarak yayınladıktan sonra, diğer iddialar ve bunlara karşı verilen cevaplar ile bir de kitap yayınlayacağım. En sonda bakınız.
İŞTE O İDDİALAR
Suyun kaldırma gücü: ARŞİMED değil, HZ.NUH’dur. (2 bin yıl önce)
Yerçekimi kanunu:İSAC NEWTON değil, BİRUNİ bulmuştur. (500 yıl önce)
Atomun parçalanacağı: ALBERT EİNSTEİN değil, CABİR BİN HAYYAN buldu. (1.100 yıl önce)
Gözün yapısı ve eser:PAPAZ KONSTANTİN (Liber Pantegni kitabı) ALİ BİN ABBAS buldu. (Kitabul Melik kitabı) Papaz Konstantin, Ali bin Abbasın kitabını tercüme edip, ben yazdım diye kandırmıştır.
İlk mikrobu keşfeden:LOUİS PASTEUR değil, AKŞEMSEDDİN bulmuştur (500 yıl önce)
Amerika kıtasını keşfeden:KRİSTOF COLOMB değil, PİRİ REİS olmuştur. (Piri Reis çizdiği dünya haritasında Amerika kıtasını da çizmiştir)
Differansiyel hesabını:İSAC NEWTON değil, SABİT BİN KURRA yapmıştır.(800 yıl önce)
Binom formülü:İSAC NEWTON değil, ÖMER BİN HAYYAM bulmuştur. (600 yıl önce)
Geometri: RENE DESCARTES değil, SABİT BİN KURRA bulmuştur. (700 yıl önce)
Dünyanın dünyası:NİKALAUS KOPERNİK değil, BİRUNİ bulmuştur. (500 yıl önce)
Dünyanın yuvarlaklığı:GALİLEO GALİLE değil, BİRUNİ bulmuştur. (600 yıl önce)
Rüzgarın hızı,hava yoğunluğu:EVANGELİSTA TORİÇELLİdeğil, ABDURRAHMAN EL
HAZİNİ bulmuştur. (500 yıl önce)
Azamut kadranı (Yıldız ölçer):REGİOMONTANUS değil, CABİR BİN EFLAH bulmuştur. (300 yıl önce)
Fosforun bulunuşu:HENNİG BRAND değil, BEŞİR bulmuştur.
Verem mikrobu: ROBERT KOCH değil, KAMBUR VESİM bulmuştur.(200 yıl önce)
Uzayın Haritası: JOHANNES KEPLER değil, İBN EL-ŞATIR çizmiştir. (200 yıl önce)
Güney Kutbu’nun keşfi: ROALD AMUNDSEN değil, PİRİ REİS bulmuştur. (400 yıl önce
Dünya haritasında çizmiştir)
Paskal üçgeni:BLAİSE PASCAL değil, ÖMER HAYYAM bulmuştur. (600 yıl önce)
Dünyanın Güneş etrafında 365 günde dönmesi: KLAUDYOS BATLAMYUS değil, EL
BATTANİ bulmuştur.(700 yıl sonra) Batlamyus 260 gün olarak hesap etti, Battani 365 gün olarak buldu) Daha nice önemli buluşlara imza atan İSLAM ALİMLERİ iken maalesef onları tanımıyoruz. (Alıntı)
Kalbin kan dolaşımını WILLIAM HARVEY değil, İBNÜ’N NEFİS bulmuştur.
Belki mükerrer olacak ama, aşağıda sizlere, “Müslüman Bilim Adamlarının İcatları”ı gösteren bir liste daha sunacağım.
• İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl
• Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi
• Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin
• Cüzzamı bulan alim … İbni Cessar
• Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip
• Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm
• Retina tabakasını bulan alim İbni Rüşd
• İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar
• İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas
• Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis
• İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan
• Sıfırı ilk kullanan alim Harezmi
• Trigonometriyi ilk bulan alim Battani
• Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa
• Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi
• İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus
• Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayam
• İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kura
• Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid • İlk usturlabı yapan alim Zerkali
• Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni
• Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler
• Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani • Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah
• İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa
• Sibernetiği ilk kuran alim İsmail-El Gezeri
• İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem
• Sesin fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi
• İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara
• Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi
• İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas
• Yer çekimini ilk bulan alim Razi
• Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus
• Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini
• Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayan
• Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi
• İlk kimya laboratuarını kuran alim Cabir
• Saf alkolü ilk elde eden alim Razi
• Fosforu ilk bulan alim Beşir
• Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed
• İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta
• İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim
• İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar
Yukarıdaki iddialara, Batı dünyasından başka Türkiye’den de yalanlamalar var. Ekşi Sözlük’te yer alan bir yazıda konuyla adeta dalga geçilmiş. “Müslüman bilimadamlarının buluşlarının tırt olması” başlıklı dalga geçişten bir paragrafı, virgülüne dahi dokunmadan sunuyorum: “Aslında müslüman bilimadamları için süper buluşlar yapmak zor bir şey değil. Uuf ne buluşlar yapıyorlardır adamlar var ya. Asıl sorun buldukları süper buluşları kuran’dan refere edecek ayet bulamamaları. İşin zor kısmı o zaten, yoksa buluş muluş hikaye. “bu zaten kuran’da var.” demedikten sonra ne yapayım ben öyle buluşu. Kuran’da yoksa zaten yanlıştır en baştan o. Ama gün gelecek öyle bir buluş yapacaklar, bir de üstüne “aha kuranda da yazıyo ki zaten bu.” diyecekler, öyle olacak işte.
Unutmadan, dine inanan bir bilimadamı zaten tırttır.”
İslam dünyasının, “Batılılar yalan söylüyor” iddialarına karşı, Batılılar bir kitap yayınladılar. Journal of History and Future’de yayınlanan, “İslam Dünyası Bilim’de Neden Geri Kaldı? (Why Does the Muslim World Lag in Science? )” başlıklı yazıyı aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:
Biri Türkiye karşıtı olan bir babanın kızı Dilan Yeşilgöz, diğeri de Türkiye karşıtı olan bir Süryani’nin kocası Pieter Omtzigt.
Yeşilgöz’ün kara tablosunda, terörizme sempati, Omtzigt’in kara tablosunda, eşinin durumu ve Hollanda’nın Sülün Osman’ına arabuluculuk var.
Başbakan oldukları takdirde, Türkiye ve Türkler’e karşı tutumları merak edilen bu ikili hakkında yazılanlar ve söylenenler…
İlhan KARAÇAY yazdı:
Bu günlerde, Hollanda siyasi tarihinde büyük bir ‘ilginçlik’ yaşanıyor.
Buna ‘büyük bir tesadüf’ de diyebiliriz tabii…
Bu ilginçlik, Başbakanlığa aday olan iki güçlü ismin ikisinin de, Türkiye ve Türkler ile olan bağlantılarıdır.
Bir ay önce, başbakanlığın en güçlü adayı olduğu belirtilen ve Türk medyasında da ‘Hollanda’da Başbakanlığın en büyük adayı bir Türk’ başlıklarıyla yayınlanan haberlerin baş rol oyuncusu Dilan Yeşilgöz’dü. (Hoş, ben bu haberlere karşı, Yeşilgöz’ün Başbakanlık şansı olmadığını, zira Pieter Omtzigt ve Frans Timmermans’ın daha şanslı olduklarını yazmıştım)
Benim o zamanki tahminim, yapılan anketler sonucunda destek buldu. Zira, yeni bir parti kurarak seçimlere gireceğini ilan eden Omtzigt, anketlerin tamamında önde görülüyor.
İşte, ‘büyük tesadüf’ buna denir. Başbakanlığa aday olan Dilan Yeşilgöz’ün bir Türk’ün kızı olamasının yanında, diğer aday Omtzigt de bir Türk’ün kocası.
Dilan Yeşilgöz Pieter Omtzigt
İlk bakışta, Türkiye ve Türkler için umut verici olması gereken bu gelişmenin, bir de başka bir yüzü var.
Dilan Yeşilgöz’ün babası Yücel Yeşilgöz, PKK sempatizanı olarak bilinen ve Türkiye’den kaçıp Hollanda’ya sığınan bir kişi.
Pieter Omtzigt’in eşi Ayfer Koç da, Türkiye’den şikayetçi olan Süryani inancına bağlı bir sığınmacı.
Tabloya ilk bakışta Türkler’i sevindiren, ama tablonun ters tarafında bakıldığı zaman da düşündüren kara görüntüleri şöyle izah edebilirim:
DİLAN YEŞİLGÖZ
Siyasi kariyerinde, başarılara imza atmış olan Dilan Yeşilgöz önce Ekonomik İşler ve İklim Politikasından sorumlu Devlet Bakanı, daha sonra da Adalet Bakanı olmuştur. Bakanlık yaptığı sürede Türkiye ve Türkler hakkında olumsuz bir tavrı olmadığı gibi, görüştüğü Türk Bakanlar ve yetkililerle de ilişkisinde bir hata olmamıştır.
Hollanda’daki Türkler, her şeye rağmen, geçmişine baktıkları Yeşilgöz’e şüpheli göz ile bakmaktadırlar. Türkleri en çok şüpheye sokan bir görüntü var ki, Yeşilgöz bu görüntü için hâlâ tatmin edici bir açıklama yapmamıştır.
Yeşilgöz’ün çalışma odasında duvarda asılı olan bir fotoğraf, Türkler’i olduğu kadar aklıselim Hollandalılar’ı da düşündürmektedir.
Bakınız birkaç hafta önce bu konuda neler yazmıştım:
Dilan Yeşilgöz hakkında başından bu yana Kürt ve Ermeni sempatizanı olduğu söylenmekte ve yazılmaktadır. Bu iki iddia dahi benim nezdimde olumsuz bir durum yaratmamaktadır. İnsanların kendilerini nasıl kabul ettikleri ve hissettikleri serbestisi olmalıdır.
Daha önce yazmış olduğum yorumumda Yeşilgöz’e şunları sormuştum:
“Başbakan olursanız, Türkiye’ye karşı, Ermenistan Başbakanı gibi mi davranacaksınız ve PKK zihniyeti ile mi hareket edeceksiniz?
“ Kalaşnikoflu ninenin önünde çektirdiğiniz fotoğrafta anlatmak istedikleriniz, Başbakan olduktan sonra da geçerli olacak mı?
Türk medyası tarafından ağır eleştiriler alan Dilan Yeşilgöz, iddialara belki daha önce cevap vermiş ve biz görememiş olabiliriz. Yeşilgöz’den, objektif bir gazeteci olarak sorduklarıma yanıt bekliyorum.
Dileğim, ‘Türkiyeli’ de olsa, Anadolu’dan geldiği için övündüğümüz Yeşilgöz’ün, objektif ve dostane sorduğum bu sorulara açık yüreklilikle cevap vermesidir.
Kim bilir, Yeşilgöz belkide vereceği cevapla pek çok yanlış istifhamı ortadan kaldırabilir, ve bizlerin onunla övünmemizi de sürdürebilir.
Benim, objektif bir gazeteci olarak, ekteki gibi direkt olarak suçlayamayacağım
Yeşilgöz hakkında yazdıklarımı www.ilhankaracay.com’da, 7 Eylül 2023 tarihli yazımda okuyabilirsiniz.
PIETER OMTZIGT
Bu günlerin en popüler ve Başbakanlığa en yakın adayı olarak görülen Pieter Omtzigt’in, gözden kaçan veya kaçırılan, ileride başına dert olacak bir dezavantajı var.
Hatırlayacaksınız, Türk medyasında da genişçe yer alan, benim de ‘Sülün Osman’ın benzeri’ olarak yazdığım, devleti soyan biri vardı.
Eski siyasetçi ve TV’lerdeki programlarından meşhur olan Sywert van Lienden, bu soygunun başrol oyuncusu idi.
Şimdiki Başbakan adayı Pieter Omtzigt’in bu adam için arabuluculuk yaptığı haberini sunmadan önce, eşi Ayfer Koç’tan söz edeyim. Daha sonra Sülün Osman konusuna döneceğim.
OMTZİGT’İN TÜRK EŞİ AYFER KOÇ
Daha önce yayınlamış olduğum, ‘Hollanda, bir Türk ile evli olan politikacı nedeniyle çalkalandı’ başlıklı haberimde, şu anda Hollanda’nın en popüler ve en sevilen politikacısı durumundaki Pieter Omtzigt’in, şimdiki konumunu dile getirmiştim.
Omtzigt’in evli olduğu Ayfer Koç’tan ise, sadece ‘Türk’ olduğundan söz etmiştim.
Haberimin yayınlanmasından sonra bana gelen mesajlarda, ‘Ayfer Koç’un bir Süryani olduğunu neden yazmadın’ diye eleştiriler geldi. Ben de bu eleştirilere karşı, ‘Türkler’den söz ederken‘Müslüman’ diyor muyum ki, şimdi de Ayfer Koç hanımdan ‘Süryani’ diye bahsedeyim’ demiştim. Zira bizim örf, adet ve geleneklerimizde din ayrımı yoktur.
Ne var ki, bu defaki yazımda, Ayfer Koç’un hangi dine bağlı olduğunu yazmak mecburiyetinde kaldım. Zira bu konuyu Ayfer Koç’un kendisi açtı.
Şöyle ki: Eşinin popülaritesi nedeniyle, kendisi de popülerleşen Ayfer Koç, medya ile yaptığı söyleşilerde Süryani inançlı bir Türk olduğunu açıklarken, bildiğimiz zırvaları da anlatmaktan geri kalmadı. Son olarak, ülkenin ikinci büyük gazetesi ‘de Volkskrant’ta tam sayfa olarak yayınlanan bir röportajında da, Türkiye’de baskıya maruz kaldıklarını iddia eden Koç, vatandaşı olan biz Müslüman Türkler’i zedeliyor.
Ayfer Koç, Türkiye’den Hollanda’ya sığınmaları sırasında 8 ay bir kilisede barındıklarını belirtirken, o günlerde yaşananlar aklıma geldi. O yıllarda, Hollandalılar’ın duygularını sömürmek için bir kiliseye sığınmış olan Süryaniler’in anlattıkları hikâyeler, buradaki müslüman Türkleri çok rahatsız ediyordu.
O zaman Hollanda’daki Türk medya mensupları olarak bir ilki gerçekleştirmiş ve Hollanda medyasını bir basın toplantısına davet etmiştik. O toplantıda elimizdeki belgelerle, anlatılanların asılsız olduğunu, şimdi yapılmakta olanın duygu sömürüsü olduğunu anlatmıştık. Hemen akabinde Midyat’a giden AVRO Televizyonu muhabiri de, orada yaptığı röportajlarda, anlatılanların yalan olduğunu gözler önüne sermişti. Oradaki Süryani dini liderleri bile, Hollanda’daki dindaşlarının sırf ikamet izni almak için yalan söylemek mecburiyetinde kaldıklarını anlatmışlardı. Zira, o zamanlar Midyat’ta Süryaniler’e karşı hiçbir baskı yoktu.
Kaldı ki, altta sağda görülen kupürde, Ayfer Koç, Hollanda’ya geldikleri zaman, Lochem’deki bir kilisede sekiz ay sığınmacı olarak kaldıklarını anlatmıştı.
RAKİPLERİ KINADI ‘de Volkskrant’ gazetesinde yayınlanan, üst solda kupürü görülen röportajda, Ayfer Koç’un, eşi Pieter Omtzigt gibi hakkaniyetli bir politikacı olmadığı vurgulandı.
Şöyle ki; Enschede Belediye Meclisi’nde, Hıristiyan Demokratlar Birliği CDA’nın grup başkanlığını yaptığı sırada, ödenek alan insanlara haksızlık yapıldığı şeklindeki şikâyetlere inanmayan ve bu konuda verilen önergelere karşı çıkan Ayfer Koç, yerel seçimlerde sandalye kaybedip muhalefete düştükten sonra, şimdi eşinin izinde gitmeye başladı. Bu durumu şiddetle kınayan İşçi Partisi Grup Başkanı Yara Hummels, Ayfer Koç’u ‘güvenilmez bir dönek’ olarak tanımladı.
Bakınız Wikipedia Süryaniliği nasıl tanımlıyor:
Süryaniler (Süryanice: ܣܘܪܝܝܐ, Suryoye) MezopotamyalıSâmî kökenli bir etnik gruptur. Baskın bir diasporada nüfusuna sahip olan halk, ikamet ettikleri ülkelerdeki birincil dillerin yanı sıra Neo-Aramice veya Süryanice konuşur. Bazen kendilerini “Asurlu”, “Arami”,] veya “Keldânî” olarak isimlendirirler ve tarihlerini Dünya’nın en eski medeniyetlerinden biri olarak görülen Asur İmparatorluğu‘na ve Kuzey Levant‘daki Aramilere dayandırırlar. Süryaniler, İngilizcede de Asurlular ile aynı anlamı taşıyan kelimeyle ifade edilmektedir (İngilizce: Assyrians)).
Halk çoğunlukla Hristiyan olup Doğu ve Batı Süryani Ritine bağlıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi‘ne göre aynı halkın monofizit inancına sahip olanlarına Süryânî, Nestorius’un görüşlerini kabul edenlere Nestûrî veya Âsûrî, Nestûrî olup sonrasında Roma Katolik Kilisesi’ne bağlananlara da Keldânî denilmektedir. M.S. 37-43 yılları arasında elçilerin lideri Mor Petrus tarafından Antakya’da kurulmuş ve kısa zamanda bütün Orta Doğu‘ya bu inancı müjdelemiştir. Kilisenin ve bâzı mensuplarının kullandığı dil, İsa’nın da konuştuğu Süryanice (Aramice’dir.) Kilise, patriklik merkezini birçok kez değiştirmek zorunda kalmıştır. Patriklik merkezi 1963 yılından beri Suriye’nin başkenti Şam’da bulunmaktadır. İlk patrik olan Mor Petrus’tan günümüze kadar 122 patriğin başkanlık ettiği kilisenin şu anda 123. patrik olan Moran Mor İğnatiyos Efrem II başkanlık etmektedir.
Günümüzde Dünya’da 3 milyonu aşkın Süryani bulunmaktadır. 3½ milyonu Hindistan’da olmak üzere yaklaşık 5½ milyon Süryani Ortodoks’un dinî liderliğini Patrik Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas ve ona bağlı olup Hindistan’da bulunan Doğu Mafiryanı Mor Baseliyos I. Toma ve 40 metropolit yapmaktadır.
HOLLANDA’NIN SÜLÜN OSMAN’I
Türkiye’nin tanıdığı Sülün Osman (ortada) kasket yanında fötr şapka da kullanırdı. Sülün Osman’ın Hollanda versiyonu Van Lienden de kasket ve fötr kullanmayı seviyor.
Hollanda’nın başbakanlığa en büyük adayı olan Pieter Omtzigt’in, ileride başını ağrıtacak olan Sywert van Lienden, 40 milyon adet ağız maskesini devlete satabilmek için çok uğraş verdi ve çok para kazandı.
Aslında, bu alış veriş işleminde, yani kâr-zarar konusunda bir yolsuzluk yoktur.
Alan memnun satan memnun ise, yolsuzluk söz konusu değildir.
Ne var ki, 40 milyon adet ağız maskesini devlete satabilmek için, tam 23 bin başvuru yapılmışken, Van Lienden’in seçilmiş olması şaibeli oldu. Aslında şaibe de yok, Van Lienden açık açık tercih edildi.
Neden mi?
Çünkü kendisi de Hristiyan Demokrat Partisi (CDA) etiketiyle Belediye Meclis Üyeliği yapmış olan bu adam, partide ağırlığı olan kişileri ve hatta Prens Constantijn’i araya koyarak kendisini kabul ettirdi. Hem de büyük yalanlar söyleyerek. Van Lienden bu işi, bağlı olduğu hayır kurumu adına yapacağını ve kâr gütmeyeceğini belirtmişti.
40 milyon adet ağız maskesini 108 milyon euroya devlete satan Van Lienden, bu defa 80 milyon adetlik bir satış için, yine bir CDA’lı olan son ayların sevilen ve takdir edilen siyasetçisi Pieter Omtzigt’i araya koymuş ve Başbakan Rutte ile bu konuda özel bir görüşme yapmışlardı.
Hollanda’nın ülkesel büyük gazeteleri, ‘Van Lienden, Pieter Omtzigt kanalıyla daha büyük sipariş almaya çalıştı’ başlıklarıyla yayınladılar.
Nedense bu ikinci teklif kabul edilmedi.
İşte ne olduysa ondan sonra oldu.
Başbakan Rutte’ye karşı sert muhalefet yapmamış olan Omtzigt birden bire sertleşti ve sonunda hükümeti devirmeyi başardı.
Konu şuydu:
Çocuk bakım yurtları için ailelere yapılan yardım ödeneklerinin, sahtecilikle alındığını iddia eden vergi daireleri, genellikle yabancı kökenli 30 bin aileyi haksız yere mağdur etti. CDA’lı Pieter Omzigt’in başını çektiği ‘Aileleri savunma kampanyaları’ sonrasında, mecliste ‘Araştırma Komisyonu’ oluşturuldu. Araştırma Komisyonu, yaşananların çok utanç verici olduğunu saptadıktan sonra yapılan meclis tartışmalarında hükümetin istifası ve erken seçim kararı alındı.
Koronavirüs önlemlerine karşı çıkanların da destekçisi olan Pieter Omtzigt’in, seçimden sonra yapılan koalisyon görüşmeleri sırasında, Başbakan Rutte tarafından ‘istenmeyen adam’ olarak işaretlenmesi, yapılan müzakereleri zora soktu.
Hükümet çalışmaları bir yandan devam ederken, Sywert van Lienden’in, ağız maskesi satışı için hem torpil kullanması ve hem de kâr amacı olmadığını belirttiği halde, 28 milyon euro kazanç elde etmesi, gerek siyasetçiler ve gerekse medya tarafından peşi bırakılmadı.
Sahte tavırları ile Hollandalılar’ın nefretini üzerine çeken Van Lienden, kendini temize çıkarmak için televizyondaki Buitenhof programına konuk oldu.
Dikkatle izlediğim bu programda, adeta günah çıkaran Van Lienden, halktan özür diledikten sonra, sadece kendisin kazanmış olduğu 9 milyon euroyu, Bakanlığa geri vermeyeceğini ama bunu yardım kuruluşlarına bağışlayacağını açıkladı.
TV Moderatörünün, ‘Peki diğer iki ortağın kazandıklarını ne yapacaklar’ sorusuna, ‘Bunu bilmiyorum, kendilerine sorun’ yanıtını verdi. Kaldı ki, alım-satım işinin kendilerine verilmesi için torpil kullanma ve kâr amacı gütmeme hikâyelerinin yanında, fiyat artırımı ile de gereğinden daha fazla para kazanan bu adamlar da takibata uğramalıydı.
Van Lienden’in, televizyon programında laf ebeliği yaparak, ‘Kazancımı yardım kuruluşlarına bağışlayacağım’ diyerek özür dilemesi, Hollandalılar arasında az da olsa bir sempatiye yol açmıştı. Ne var ki, gerek televizyondaki konuşmasını ve gerekse basına yansıyan beyanlarını dikkatle izlediğim Van Liende, yine yaptı yapacağını.
Üstteki gazete kupüründe görebileceğiniz gibi, Van Lienden için, bakınız Bert Wagendorp adlı bir yorumcu neler yazmış: ‘Sywert van Lienden, Pazar günü Buitenhof programındaydı. Günah çıkarmak için, günah çıkaran papaz Twan Huys’ı (Programın moderatörü) seçmişti.
Sywert 9 milyon euroyu kazanırken, daha transparant olması gerektiğini ve bir çırpıda para babası olmayı daha gerçekçi bir dille anlatması gerektiğini kabul etti.
Bunun için özür diledi. Bunlar güzeldi. Bunun yanında, yeni elde ettiği varlığını işletmeye koyacağını ve bundan elde edeceği meblağı kanser araştırmasına ve şanssız çocuklara harcayacağını söyledi. Bunlar, yürek ısıtıcıydı.’
Kupürde, altı çizili satırlardaki Hollandaca ifadelerin tercümesini ben de çizgiledim. Hollandacayı bilenler gerçeği daha iyi görebilirler.
Herkes anlayamadı ama, pazar günkü tutumu ile bazı yüreklere su serpen ve biraz da sempati kazanan Van Lienden, açıkça göz boyuyordu. Onun yaptığı, kazandığı parayı bağışlamak değil, sadece bu parayı işletmeye verdikten sonra kazanacağı meblağı bağışlamaktır.
Yani, bana göre, 9 milyon euro olan ana para yine Van Lienden’in cebinde veya hesabında olacaktır.
Pazar gününden bu yana tüm bunları düşünürken, çocukluk yıllarından kalma dolandırıcılardan Sülün Osman’ı hatırladım. Van Lienden için ‘Sülün Osman’ın Hollanda versiyonu’ dedim ama, arada sadece taktik farkı var. Bizim Sülün Osman’ımız kara cahil zavallı insanları dolandırıyor, Hollanda’nın Sülün Sywert’i ise, çok bilgili ve çok uyanık devlet büyüklerini aldatıyor.
Bu konularda yazılacak çok şey var. Ama yazdıklarım yeterince vaktinizi almıştır.
Böylesi bir rezaletten sonra, Başbakanlığa aday olan Omtzigt’in, şimdi olmasa da, ileride başının ağrıyacağına kesin gözüyle bakıyorum.
Bekleyeceğiz ve göreceğiz…
NOSTALJİK HİKÂYE
BİZİM SÜLÜN OSMAN’IMIZ
Şimdi gelin, bilmeyenlere bizim Sülün Osman’ı tanıtayım.
Bakın, Sülün Osman’ı nasıl anlatıyor zamanın gazetecileri:
Tüm Zamanların En Büyük Dolandırıcısı Sülün Osman
1923’te İstanbul‘da doğan Osman Ziya Sülün, başta kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları, tramvaylar olmak üzere, birçok kamu malını ve tarihi eseri halka satarak, ya da kiraya vererek büyük paralar kazanmış. Çevirdiği işler ve yaptığı savunmalarla fıkra gibi bir hayat yaşayan Sülün, birçok filme ve kitaba da konu oldu.
Dolmabahçe Sarayı önünde saat ayarlama parası.
Sülün Osman birkaç arkadaşıyla birlikte Dolmabahçe Sarayı’nın önüne gidip beklermiş. Etraf kalabalıklaşınca arkadaşlarına saatlerini ayarlatır, sonra da onlardan saat ayarlama parası alırmış. Duruma anlam veremeyen insanların arasından, bir süre sonra dayanamayıp ”Ne yapıyor bu adam?” diye soranlar mutlaka oluyormuş. Bunun üzerine her Türk insanı gibi ”Ne kadar kazanıyorsun sen buradan?” diye muhabbete giren vatandaşlara da geçmiş oluyormuş. Yani dolandırılıyorlardı.
Taksim Meydanı’na paspas…
Dolmabahçe Sarayı önündeki numarasına benzer bir numara bu da aslında. Önce Taksim Meydanı’na paspas serip oradan geçenlerden ‘Burası benim’ diyerek para alıyor, daha sonra ”Ne kadar kazanıyorsun sen buradan” diyenlere komple Taksim Meydanı’nı satıyormuş.
‘Kusura bakma hakim bey. Memlekette Galata Kulesi’ni satın alacak eşekler olduğu sürece ben bu kuleyi satarım’ Galata Kulesi’ni de sahiplenen Osman, mahkemede kendisini bu sözlerle savunmuş. Doğru söze ne denir ki?
Falcılık ve Büyücülük denemeleri.
Zamanla kamu malları üzerindeki fikirleri tükenince bir kere de şansını medyumluktan yana kullanayım demiş ve evlenemeyen kadınları kesin olarak evlendirdiği iddiasıyla sektöre giriş yapmış.
Galata Köprüsü’nü satışı ve yakalanışı…
Önceki yöntemlerinden bir farkı yok. İnsanlar köprüden geçiyor, arkadaşları para ödeyince insanlar ”Ne yapıyor bu adam?” diye sormadan gördüklerini yapıyor ve ardından Galata Köprüsü’ne de talip çıkıyor. Bu olay daha sonra Türk filmlerine konu oluyor. Fakat Sülün Osman’ı yakalatan olay da bu oluyor.
Devlet’in, emeklilik ödeneği, çocuk parası, ekstra çocuk ödeneği, kira yardımı, sağlık sigortası yardımı, tatil ödeneği, avukatlık yardımı ve öğrenci ödenekleri bonkörlüğüne rağmen, fakirliğe uzanışı önlemek için bütçede 2 milyar euro ayrıldı.
Düşük hükümete rağmen, Kral tarafından okunan ve Başbakan Yardımcısı Sigrid Kaag tarafından meclise sunulan 2024 Bütçesi eleştiriliyor.
Türkiye’de gerçekleşmesi tahayyül edilemeyen, Hollanda’daki devlet bonkörlüğüne rağmen, fakirlikle mücadele planları da beğenilmiyor.
Sokaklarda ve kafelerde esrar satışı, kürtaj yasağı için ‘kendi göbeğimin sahibi benim’ (abortus) protestosu, kendi ölümüne karar hakkı (ötanazi), sübyancılığın serbest bırakılması (pedofili) ve eşcinsel evlilik (LGBTİ) gibi konularda ‘Dünya Demokrasi Birincisi’ olan Hollanda’daki son durum.
İlhan KARAÇAY’ın analizi:
Sokaklarda ve kafelerde esrar satışı, kürtaj yasağı için ‘kendi göbeğimin sahibi benim’ (abortus) protestosu, kendi ölümüne karar hakkı (ötanazi), sübyancılığın serbest bırakılması (pedofili) ve eşcinsel evliliği (LGBTİ) gibi konularda ‘dünya demokrasi birincisi’ olan Hollanda’da, şimdi de, zenginliğe rağmen fakirlikle mücadele şekli, şaka gibi geliyor. Hollanda halkının çoğunun da, kendileri için var olan sübvansiyon olanaklarından haberleri olmadığı belirtiliyor.
Kürtaj konusunu 40 yıl önce dile getiren Hollandalı kadınlar, ‘Kendi göbeğimin sahibi benim’ derken, uyuşturucular da sokaklarda cirit atıyordu.
Dünyanın sayılı zengin ülkelerinden biri ve Avrupa’nın iki zengin ülkesinden biri olan Hollanda’da, açlıkla mücadele sesleri 2024 bütçesine de girdi. Zira, Hollanda’nın düşük hükümeti, Kral Willem Alexander tarafından okunan ve Başbakan Yardımcısı Sigrid Kaag tarafından meclise sunulan 2024 bütçesinde, fakirliğe uzanışı önlemek için 2 milyar euro ayrıldı.
Kral Willem Alexander ve Kraliçe Maxima’yı taşıyan şaşaalı fayton arabası halk tarafından selamlandı. Kral, bütçeyi okudu.
Geçtiğimiz salı günü, Hollanda’da her yıl, eylül ayının üçüncü salı günü tekrarlanan ‘Prensçik Günü’ yaşandı. Bu günde, Kraliyet ailesi şaşaalı fayton arabalarıyla meclise giderler. Ülkenin dört bir yanından sabahın erken saatlerinde sokaklara dökülen Hollanda halkı, Lahey’de Kraliyet ailesini selamlamak için saatlerce beklerler. Daha önceleri Kraliçeler, şimdi de Kral, bayanların şapka giydikleri salonda, hükümet tarafından düzenlenen yeni bütçeyi okur.
Büyük bir şölen içinde geçen günün sonunda aynı bütçe meclise sunulur ve ikinci gün de mecliste tartışılır.
Başbakan Yardımcısı Sigrid Kaag, Kral Willem Alexander’den aldığı bütçeyi meclise taşıdı.
Salı günü meclise sunulan bütçenin detaylarına girmeyeceğim. Ama ilginç olan noktalar üzerinde duracağım. Geçen yıl, eylül ayında açıklanan hükümet bütçesi 395 milyar iken, önümüzdeki yıl için öngörülen bütçe yaklaşık 430 milyar euro. Önümüzdeki kasım ayında yapılacak seçimlerle görevi sona erecek kabinenin hazırladığı bütçe tasarısına göre, gelecek yıl bireylerin satın alma gücü ortalama yüzde 1,8 artıyor.
Geçici hükümet, açıkladığı 2024 mali planında, bakım, iklim, tarım ve mülteciler konusunda bir hayli zorlanmış. Dikkat çeken bazı önlemler arasında, sağlık sigortası primlerinin yükselmesi, kalkınma işbirliği bütçesinde kısıtlama, mülteci yardımlarına daha fazla bütçe, vergi sisteminde düzenleme, sağlık ve kira yardımlarında artış, çalışanlara teşvik, satın alma gücünde ve çocuk yardımlarında artış yer almakta.
Hükümetin sunduğu bütçeye göre, harcamaların önümüzdeki yıl 430 milyar euroyu bulacağı, buna karşı gelirlerin 403 milyar euro olacağı öngörülüyor. Bu durumda, bütçe açığı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 2,9’u olarak gerçekleşecek. 2024’te devlet borcu GSYİH’nın yüzde 47,3’üne ulaşacak.
Hükümet, göç ve sığınmacılar için 4 milyar euro bütçe ayırdı. Ayrılan bu bütçeyle, sığınmacıların girişine daha fazla hakim olmayı, ülkeden ayrılmalarını hızlandırmayı ve ülke içindeki durumlarını iyileştirme hedefleniyor. Ayrıca, Ukrayna’dan gelen mültecilerin bakımı için 3,2 milyar euro ayrıldı.
Avrupa’nın ikinci zengin ülkesi Hollanda’da fakirlikten kurtulmanın yolları aranıyor.
2024 yılı mali bütçe planında, yoksullukla mücadele dikkat çekiyor. Görünmeyen, gizli yoksulluğu azaltmak için hükümet 2 milyar euro ek kaynak ayırmış. Merkezi İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, Hollanda’da yüzde 4,8 oranında yoksulluk var. Örneğin Den Haag’da 44 binden fazla aile yoksulluk sınırında yaşıyor.
Konuşulanlara, yazılanlara ve bütçe planına bakıldığı zaman, Hollanda’daki tablo çok kara görülüyor. Devlet’in, emeklilik ödeneği, çocuk parası, ekstra çocuk ödeneği, kira yardımı, sağlık sigortası yardımı, tatil ödeneği, avukatlık yardımı ve öğrenci ödenekleri bonkörlüğüne rağmen, bu eleştiriler bana şakaymış gibi geliyor.
Aslında refah içinde yaşayan Hollandalılar içinde fakirlerin de sorunları dile getiriliyor
Biraz açayım isterseniz:
*Hollanda devleti, ülkesinde resmi olarak kayıtlı yaşayan, Hollandalı olsun veya olmasın herkese emekli ödeneği vermektedir. 15 Yaşından 65 yaşına kadar Hollanda’da 50 yıl yaşamış olan her birey emeklilik (AOW) ödeneği alır. 50 yıldan daha az kalmış olanlar, kalınan yıla göre bir meblağ alırlar. 50 yıllık meblağ, çiftler için 950’şer eurodur. Yalnız yaşayan için ise asgari ücret olan 1600 eurodur.
*Hollanda’da çocuk ödeneği vardır. Her üç ayda bir 5 yaşına kadar çocuklara 261,70 euro, 6-11 yaş arası çocuklara 317,77 euro ve 12-17 yaş arası çocuklara da 373,85 euro ödenek verilir. Bu duruma göre 5-6 çocuklu aileler, her üç ayda bir 2000 euro kadar çocuk ödeneği alırlar.
* Sağlık veya eğitim nedeniyle kendi evlerinde ikamet edemeyen çocuklar için de, Çocuğa Bağlı Bütçe kasasından 750 veya 883 euro ödenir. Bunun için 1,1 milyar euroluk bütçe ayrılmıştır.
*Hollanda’da asgari ücret alan herkese kira yardımı yapılır. Onümüzdeki yılın kira yardımı ayda 416 eurodur.
*Hollanda’da sağlık sigortası için çocuklar hariç 150 euro kadar prim ödenir. Devlet, asgari ücret alanlara bu primin hemen hemen tamamını her ay öder.
*Hollanda’da maaş veya ödenek alanların hepsine, yıllık gelirlerinin yüzde 8’i tatil parası olarak ödenir.
*Hollanda’da, avukata ihtiyacı olanların masrafları devlet tarafından karşılanır. Bunun için yıllık 31.340,00 eurodan fazla kazanılmaması lâzım.
*Bir de öğrenci ödenekleri var ki, Türkiye’dekilerle kıyaslanması tam bir hayaldir. Hollanda’daki öğrenciler, başarılı oldukları takdirde geri ödemesiz ödenek aldıkları gibi, tren ve otobüslerde de bedava seyahat yapabiliyorlar.
Önümüzdeki yılda öğrencilere okullarda ücretsiz yemek veya kahvaltı verilmeye devam edilecek. Hükümet bu program için 166 milyon euro bütçe ayırdı.
İşte, yukarıda okuduğunuz tüm bokörlüklere rağmen, Hollanda’da hâlâ fakirlik çekenler varsa, bu işte bir bit yeniği var demektir. Tıpkı evsiz oldukları için sokaklarda yatan şarlatanlar gibi…
EVSİZ SOKAKÇILAR
Bir de sokakta yatanlar hikâyesi var.
Son olarak yapılan araştırmalarda, sokakta yatanların, gelir darlığından değil, kendi istek ve hataları yüzünden bu duruma düştükleri anlaşıldı. Ya tembellik, ya da müptelalık bu kişileri sokaklara mahkûm ediyor.
Bu konuda bir başka ilginç iddia da var. Bir araştırma bürosu, sokakta yatanların bir bölümünün, ‘zevk ve araştırma’ peşinde olduklarını iddia etti. Varlıklı olan bazı kişiler (ki sayılarının fazla olduğu da iddia ediliyor) sırf ‘nasıl oluyormuş’un cevabını almak için sokaklarda yatıyormuş. Bazı varlıklılar da, çeşitli nedenler yüzünden hayata küstükleri için sokaklarda yatıyorlarmış
Eeee işte, gelişmiş olmak ile gelişmemiş olmak arasındaki fark da bu olmalıdır.
Hollanda devleti bana, Hollanda’da kaldığım 38 yıl için (25 yaşımda Hollanda’ya geldim, 10 yıl eksiğim var. Daha sonra 2 yıl Türkiye’de kaldım. 50 yıldan 12 yıl çıkarılınca 38 yıl kalıyor.) her ay 770 euro ödenek alıyorum. Hollanda’da doğmuş olan Hollandalı eşim de, Türkiye’de 2 yıl kaldığı için 48 yıllık emeklilik hak ediyor ve 940 euro ödenek alıyor. Evimiz kendi mülkümüz olduğu halde devlet bana sağlık sigortası primi için her ay 265 euro ödenek veriyor. Avukata ihtiyacım olursa, devet bunu da karşılayacak. Tabii ki, gelirimizizn yüzde 8’ini de tatil parası olarak alıyoruz.
Böylesi bir Hollanda’dan fakirlik seslerinin çıkması gerçekten çok şaşırtıcı değil mi?
DÜNYA TÜRK İŞ KONSEYİ (DTİK)’İN HOLLANDA VE AVRUPA BÖLGE BAŞKANLIĞININ EN GÜÇLÜ ADAYI: TURGUT TORUNOĞULLARI
Torunoğulları’nın iş dünyasında elde ettiği başarılar, yurtdışı Türkler’i fazla ilgilendirmese de, O’nun yurtdışı Türkler için mücadele ederek elde ettiği avantajların sayısı da çok. Torunoğulları’nın dış Türkler için elde ettiği en iyi avantaj, Türkiye’ye götürülen otomobillerin yurtta iki yıl kalabilme hakkıydı. Torunoğulları şimdi de otomobillere, Suriyelilere verildiği gibi, plaka verilmesi savaşını sürdürecek.
Türkiye ve Hollanda hükümetleri arasındaki ilişki kopma noktasına geldiği zaman, Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Torunoğullarını işyerinde ziyaret etti ve buz tutatan dağlar eridi.
Maastricht mucizesinin yaratıcısı olan Torunoğulları, şimdi de yurtdışından Türkiye’ye giden emeklilere konut projesini sıkı bir şekilde takip ediyor.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Türk diasporasını bir araya getirecek olak Kurultay toplantısı bugün ve yarın İstanbul’da yapılacak.
Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Bakanlar ile yüksek devlet teşekküllerinin katılacağı Kurultay’ın ana konusu ‘Türk diasporası’ olacak ama, Dış Ekonomik İşler Kurulu DEİK’e bağlı olan, Dünya Türk İş Konseyi DTİK’in ülke temsilcilikleri ile Bölge Başkanlıkları seçimleri de yapılacak.
Seçimlerde, daha önce Avrupa Bölge Başkalığını 8 yıl sürdürmüş olan Turgut Torunoğulları’nın ‘En güçlü aday’ olduğu gözlemleniyor. Kurultay’a katılacak olan üyelerin 100 kadarı Hollanda’dan. Hollanda’dan Kurultay’a katılacak olan üyelerin çoğu tarafından takdir edilen Torunoğulları’nın, önce ülke temsilciliğine, ikinci aşamada da Avrupa Bölge Başkanlığı’na seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Torunoğulları’nın iş dünyasında elde ettiği başarılar, yurtdışı Türkler’i fazla ilgilendirmese de, O’nun yurtdışı Türkler için mücadele ederek elde ettiği avantajların sayısı da çok. Torunoğulları’nın dış Türkler için elde ettiği en iyi avantaj, Türkiye’ye götürülen otomobillerin yurtta iki yıl kalabilme hakkıydı. Torunoğulları şimdi de otomobillere, Suriyelilere verildiği gibi, plaka verilmesi savaşını sürdürecek.
Türkiye ve Hollanda hükümetleri arasındaki ilişki kopma noktasına geldiği zaman, Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Torunoğullarını işyerinde ziyaret etmiş ve buz tutatan dağlar erimişti.
Maastricht mucizesinin yaratıcısı olan Torunoğulları, şimdi de yurtdışından Türkiye’ye giden emeklilere konut projesini sıkı bir şekilde takip ediyor.
Torunoğulları’nın iş dünyasındaki başarıları, sahip olduğu ödüller ve yurttaşlar için işbitiricilik yeteneği, O’nun daha yüksek görevlerde yer almasına davetiye çıkarıyor ama, bakalım sonunda ne olacak.
Torunoğulları ve ailesi hakkındaki geniş röprtajıma geçmeden önce, Kurultay’ı takip edecek olan, Hollanda Türkevi Araştırma Merkezi Başkanı Veyis Güngör’ün değerlendirmesine bir göz atalım lütfen:
“Sosyologlar, dış politika yapıcıları, uluslararası ilişkiler uzmanları, göç eksperlerinin ‘Türk Diasporası’ kavramı, ilk kez, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatışı altında faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi (DTİK)’nin 2009 yılındaki kurultayında kullanılmıştı Dönemin DEİK Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ‘Türk Diasporası’ kavramını ilk defa pozitif anlamda kullandıklarını belirtmişti.
DEİK, daha sonra “Dünyada Diaspora Stratejileri:Türk Diasporası İçin Öneriler” başlıklı bir çalışma yayınladı. Türkiye’deki, akademik alanda yapılan diaspora çalışmalarında sıkça kaynak olarak kullanılan bu çalışmada, diaspora stratejisi şu şekilde tanımlandı: “Diasporamızın anavatanları, anadilleri ve öz kültürleriyle olan bağlarını korurken, bulundukları ülkelerin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatına aktif biçimde katılan, yasalara saygılı, mutlu, müreffeh ve başarılı bireyler hâlinde yaşamalarıdır.”
Aradan geçen yıllarda, Türkiye’de, özellikle akademik alanda diaspora çalışmaları hızla arttı. Türkiye dışındaki Türkler ve Türkiye sevgisi taşıyanlar üzerine yüksek lisans ve doktora çalışmaları ve kitap yayınları yeterli olmasa da, belirli seviyeye geldi. Örneğin, Cakarta Büyükelçimiz Talip Küçükcan’ın, Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi ve Çizgi Kitapevi ortak yayını olan, “Diyaspora Türkleri: Avrupa’da Türk İmajı ve İslamofobi” kitap çalışması, bu alanda yapılan çalışmalardan biridir.
“Dünya Türk İş Konseyi 10. Kurultayı”, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 15 ve 16 Eylül tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşiyor. Kurultaya, Türkiye dışından Türk ve Türkiye dostu üst düzey insanları, uluslararası şirketlerin yöneticileri, girişimciler, ekonomistler, uzmanlar, sanatçılar, sporcular, siyasetçiler, bürokratlar ve akademisyenler katılıyor. Kurultaya Türk Devletler Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri başta olmak üzere, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Macaristan, KKTC ve Türkmenistan, Bakanlar düzeyinde katılıyor.
Kurultay programında, “Türk Devletleri Teşkilatı: 5 Devlet Tek Diaspora”, “Yumuşak Gücümüz: Türk Diasporası”, “Dost Diasporalar ile Güç Birliği”, “Birlikte Daha Güçlüyüz: Kurumlar Arasında İş Birliği” başlıklı paneller yer alıyor. Panellerde, Türkiye ve dış ülkelerden Bakanlar, kamu kurumu temsilcileri, uzmanlar, akademisyenler ve araştırmacılar konuşacaklar.
Avrupa ülkeleri, Kore, Avustralya, Japonya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nden de katılımcıların beklendiği Kurultayda, ‘Üstün Başarı Ödülleri’ yer alıyor. Ödüller, Türkiye’yi tanıtan Türk kökenli ve Türkiye dostu yöneticilere, ekonomistlere, sporculara, sanatçılara ve siyasetin üst düzey temsilcilerine verilecek.
Kurultayda, Türk diasporasının önemli ve güçlü bir parçası olan Avrupa Türkleri Diasporası da, hakkıyla temsil edilirken, Türkiye ve dünyanın farklı yerlerinde yaptıkları diaspora etkinlikleri de gündeme gelecek. Böylece, Avrupa Türkleri diaspora tanımı ve hareket alanı, yaşanmışlıklardan örneklerle da bir defa daha ifade edilmiş olacak.
Diaspora tanımı derken, DEİK ve DTİK Başkanı Nail Olpak, diasporayı güncel olarak şöyle tanımlamış: “Diasporayı, göç etmek, göçe zorlanmak gibi kavramlarla ilişkilendirebiliriz. Ancak biz, göçten ziyade göçün oluşturduğu güç olarak değerlendirmeyi uygun görüyoruz. Şu veya bu sebeple bir göç oluşmuş. Bu göçü biz nasıl bir güç olarak, yumuşak güç olarak değerlendirebiliriz? Biz de DEİK ve DTİK olarak bu gücün Türkiye için en etkin biçimde rol alması ve tek vücut halinde hareket etmesi için çalışıyoruz”.
Hem Avrupa Türkleri diaspora tanımlaması hem Başkan Nail Olpak’ın diaspora tanımlaması, diaspora kavramı üzerine çalışmalarıyla bilinen Robin Cohen, William Safran ve James Clifford’un tespitlerini zorlayacak niteliktedir. Zira, sosyolog Vedat Bilgin’in de ifade ettiği üzere, “Türkler dünyanın neresine giderse gitsinler, yaratılışın esprisi doğrultusunda kendine yeni bir dünya oluşturma çabası içindedirler”.
DEİK/DTİK’in “Dünya Türk İş Konseyi 10. Kurultayı”, başta Türkiye olmak üzere, tüm kültür ve gönül coğrafyamız ve dahi tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.”
10. DÜNYA TÜRK İŞ KONSEYİ KURULTAYI PROGRAMI
Haliç Kongre Merkezi, İstanbul 15-16 Eylül 2023
********************
Ödüle doymayan değil, ödüle gark edilen adam
ÖDÜL FENOMENİ OLAN TURGUT TORUNOĞULLARI VE AİLESİNİ BİR DE İLHAN KARAÇAY’DAN OKUYUN…
Turgut Torunoğulları için ‘Ödüle doymayan adam’ demek doğru olmaz. Zira o, ödüle gark edilen (boğulan) adam durumunda. O’nun çalışmalarını, başarılarını ve faydalarını görenler, hak ettiği ödül listelerine koyuyorlar ve böylece de O’nun ‘Ödül fenomeni’ olmasını sağlıyorlar.
( Küçük bir kitapçık niteliğindeki 22 adet A4 sayfa dolusu bu yazıyı, sindire sindire okuyunuz)
Torunoğulları, faaliyetlerini mütevazı bir işadamı olarak sürdürdüğü yıllarda ilk ödülünü, Bülent Türker’in organize ettiği bir etkinlikte, ‘En Başarılı İşadamı’ olarak almıştı. Naçizane şahsım da O’na, ödül olmasa da, yayınlamış olduğum, ‘Türkiye-Hollanda Arasında 400 Yıllık Resmi İlişkiler ve Hollanda’ya Türk Göçünün 50’nci Yılı’ adlı kitabımı hediye ederek, kervana katılmış oldum.
Torunoğulları’nın aldığı son ödül, O’nun başarılarını perçinleyecek nitelikte olan, Turizm ve Tanıtma Platformu TUTAP’ın verdiği, ‘Kültür ve Turizm Elçisi’ ödülüdür.
Türkiye adına gösterdiği ilgi, tanıtım ve yatırımlardan dolayı “Kültür ve Turizm Elçisi” seçilen Turgut Torunoğulları’na, beratı TUTAP Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Yıldız verdi.
Torunoğulları’na tanıtım ve yatırımlarının yanı sıra, Türkiye’nin Kültür ve Turizm elçisi olmayı kabul ettiği için teşekkür eden Fikret Yıldız’ın verdiği beratta şunlar yazılı: “Ülkemizin tanıtımı adına göstermiş olduğunuz ilgi ve duyarlılık Türkiyemize olan sevdamızın bir neticesidir. Bu sorumluluk kendi ülkemizin tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini tanıma ve tanıtma adına misyon üstlenmeyi de gerektirir. Bu çerçevede Türkiye’nin Kültür ve Turizm elçisi olmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.”
Torunoğulları’nınAvrupa Türkleri’ne ithaf ettiği ödüller
Almış olduğu ödülleri Avrupa’daki Türkler’e ithaf ettiğini belirten Torunoğulları’nın, sırayla olmasa da, aklıma gelen ödüllerini sizler için şöyle özetleyebilirim.
EKOVİTRİN’DEN ‘YILIN STARLARI ÖDÜLÜ’ Uluslararası ekonomi ve iş dünyasına hitap eden EKOVİTRİN’in düzenlediği 16’ıncı yarışmada, ‘2017, Yılın Starları Ödülü’, Turgut Torunoğulları’na verildi.
TAVAK’TAN ‘BOSPHORUS AWARDS ÖDÜLÜ’ Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın TAVAK, Maltepe Belediyesi ve Vakfı’nın yan kuruluşu olan, Türkçe-Almanca yayın yapan internet gazetesi Brandday.net işbirliği ile düzenlediği ‘Brandday.net 2’nci Bosphorus Awards’ ödül töreni, Prof.Dr.Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşmişti. ‘Bosphorus Awards Ödülü’, 8’i Avrupa, 8’i de Türkiye’den olmak üzere 16 kişiden biri olan Turgut Torunoğulları’na da verildi.
TEMADER’DEN ‘ÜSTÜN HİZMET ve BARIŞ ÖDÜLÜ’ 2011 yılı, Tüm teörör mağdurları ve Aileleri Güçbirliği Derneği ile Şehit Aileleri ve Gaziler Spor Kulübü TEMADER tarafından ‘Üstün Hizmet ve Barış Ödülü’
Ankara Dedeman Oteli’nde yapılan bir törende veridi. Ödülü, Sağlık Bakanı Yardımcısı Agâh Kafkas verdi.
YENİ ARAYIŞLAR’DAN ‘KENT ve YAŞAM ÖDÜLÜ’ Yeni Arayışlar Kulübü’nün, 20 yıldır verdiği ‘Kent ve Yaşam Ödülü’, Türkiye ile Avrupa arasında köprü oluşturduğu için, Torunoğulları’na Ramada Otel’de yapılan bir törende verildi.
İPEKYOL DERGİSİ: ‘AVRUPA’DA YILIN İŞADAMI ÖDÜLÜ’ İpekyol Dergisi tarafından düzenlenen ve Hulisi Kılıç, Prof.Dr. Cemal Okuyan ve Seyfullah Türksoy’dan oluşan Seçici Kurul Heyeti’nin kararı ile, Türkiye ve Hollanda’da yaptığı girişimlerdeki başarıları nedeniyle, ‘Avrupa’da Yılın İşadamı Ödülü’ Turgut Torunoğulları’na verildi.
NETUBA’DAN ‘DOSTLUK ve BARIŞ ÖDÜLÜ’ Hollanda-Türkiye İş Konseyi NETUBA’dan 25’inci yıl kutlaması nedeniyle yapılan törende Turgut Torunoğulları’na ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ verildi
TORUNOĞULLARI’NIN BAŞARI ÖYKÜSÜ
Hollanda’da tencere satımını, programlı bir şekilde Türk kadınları kanalıyla yapan Turgut Torunoğulları’nın, şöhret yoluna tırmanmasını sağlayan ilk haberini naçizane şahsım yapmıştım. İkamet ettiği ve çalıştığı Den Bosch şehrinde, bir sokaktaki tüm ev ve dükkânları satın alan Torunoğulları, Türkiye’de olduğu gibi, tüm dünyada da tanınmaya başlamıştı. Torunoğulları’nın Den Bosch şehrinde, tamamını satın aldığı Van Berckelsokağı
Daha sonraki başarılı gelişmeler sonrasında medyanın dilinden düşmeyen Torunoğulları için çok şeyler yazılıp çizilmeye başlandı.
İşte, Torunoğulları hakkında yazılıp çizilenlerden genel bir özet:
Serüven 1980’de başladı
Kars’tan gurbet yoluna çıktığı zaman takvimler 1980 yılını gösteriyordu.
Kalabalık ve varlıklı bir ailenin çocuğuydu ama, istikbalini Hollanda’da aramaya karar
vermişti.
Çok geniş bir aile olan Torunoğulları, binlerce aile bireyinden oluşuyor. Bakû kökenli olan aile, dedelerinin Osmanlı döneminde Kars’a gelmesinden sonra, nüfus kütüğünde Kars’a bağlanmış oldular.
“Eşimle birlikte bir dönem Hollanda’da kayınpederimin yanında yaşadım. Henüz 21 yaşındayım ve 5-6 ay işsiz kaldım. Durum zordu. Aynı dönemde babam da Almanya’daydı ancak çok uzun süre kalmadı. Türkiye’ye geri döndü ve orada hayvancılık ve ticaret işlerine devam etti. Benim de dönmemi istiyordu ama ben bir şeyleri başarmadan dönme niyetinde değildim” diyen Torunoğulları, geldiği Hollanda’da çeşitli işlerde kısa da olsa çalıştıktan sonra, kendi işini kurmaya karar verdi.
Şimdilerde sayısını kendisinin bile bilmediği çok çeşitli işyerlerinin sahibi olan Turgut Torunoğulları, iki yıl süren bir esnaflık deneyimi yaşadı. Bu iki yıllık ilk deneyimde video kasetleri kiralama işi yaptı.
Torunoğulları farkında değildi ama, yapmaya başladığı video kaseti kiralama işi, naçizane şahsım ile ünlü film yapımcısı Hulki Saner’in piyasaya sürdüğü bir işti.
İzin verirseniz size kısaca bu konuyu anlatayım:
Ünlü film yapımcısı Hulki Saner, Avrupa’da Türkçe yayınları izleyemeyen yurttaşlarımız için çok cazip gelecek olan, filmleri video kasete kopyalama ve satma işini düşünmüştü. Bu konudaki ilk teması da benimle olmuştu.
Video kasetlerini yurttaşlarımıza kiralamak kolay olabilirdi ama, bu videoları seyretmek için pahalı cihazlara da ihtiyaç vardı. Başlangıçta bu pahalı cihazları da kiralamayı gerçekleştirdik.
Daha sonra kahvehaneler bu cihazları satın alarak video filmlerini gösterime sunmaya başlamışlardı. Gösterici cihazları iki çeşitti. Bu cihazları bilmeden satın alan yurttaşlarımız için, BETAMAX ve VHS sistemi kasetler çıkardık. Daha sonra bölgelere acentalık vermeye başladık. Cihazlar ucuzladıkça yurttaşlar da daha çok kiralama yapıyordu.
İşte, 1980 yılında Kars’tan gurbet yoluna çıkarak Hollanda’ya gelen Turgut Torunoğulları, daha sonra O’nu zirveye çıkaracak işadamlığına ilk adımını, bizim piyasaya sürdüğümüz video kaset kiralama işi ile başlatmıştı.
O günleri şöyle anlatıyor Torunoğulları: “O dönem yeni geldiğim için bir şeyler yapmak istiyordum. Videoyla yeni tanışılmıştı ve herkes Türk filmlerini izlemek için kıyasıya kaset arıyordu. Ben de bu boşluğu gördüm ve evime stok yaptığım kasetleri kiralamaya başladım. Cemiyetlerde, kahvehanelerde, orada-burada bana ulaşıyorlardı; bazen bir kişiye 3-4 kaset kiraladığım oluyordu. Ama kaset işini herkes yapmaya başlayınca bu işi bırakmanın zamanı geldiğini düşündüm. ”
Tencerecilikte çığır açtı ve Hollandaca ismi ’Panneman’ oldu.
Torunoğulları video kaset işini yaparken, kendisini zirveye çıkaracak olan tencere işine başlayışını şöyle anlatıyor: “Daha sonra Edelstaal ile tanıştım ve orada pazarlama elemanı olarak tencere satmaya başladım. Türk kadınlarından oluşturduğum bir grup ile evlere tencere satmaya başladık. Pazarlama işinde gelecek gördüğüm için, ODTÜ’de okuyan kardeşim Erdal’ın da Hollanda’ya gelmesini sağladım.”
Torunoğulları’nın tencere pazarlaması için oluşturduğu Türk kadınları grubu, azımsanacak bir grup değildi. Hollanda’da yüzlerce, Avrupa’da binlerce kadın bu pazarlama işindeydi. Fotoğrafta, pazarlamacılarla yapılan bir toplantı görülüyor.
Yüzde 10 hisse, yüzde 100 oldu
1985 yılında olayların farklı yöne döndüğünü aktaran Torunoğulları, “Bu kez sana hisse verelim ortak ol dediler. Ve ilk olarak Edelstaal’e yüzde 10 hisseyle ortak oldum. O dönem Belçikalılar ve Almanlar vardı ortaklıkta. Sonra hisse payım yüzde 20, ardından yüzde 30 oldu. İtalyanlarla yüzde 50 ortaklığımız var ama satışın yüzde 100’ü bize ait. İtalya fabrikasında ürettiğimiz SIMTRONIC, SWS, SIMENSPOTS marka çelik tencereleri Avrupa’da tanınmış bir marka haline geldi ve birçok ülkede satmaya başladık” dedi
1988 Yılında Hollanda’ya gelen kardeşi Erdal ile güçlü bir sinerji oluşturup başarı merdivenlerinde hızla yürümeye başlayan Turgut Torunoğulları hikâyesine şöyle devam ediyor:
“Erdal’ın gelmesiyle beraber işlerimiz daha da büyümeye başladı. O dönem, tencere fabrikasının içinde bulunduğu sıkıntılı dönem nedeniyle ortaklık teklifi aldık ve bu teklifi etraflıca düşündük. Sonunda, Erdal ve ben bu işi başaracağımıza inandık ve belli külfeti olan bu ortaklığı kabul ettik. İşler yavaş yavaş büyüyor ve istenilen düzeylere gelmeye başlıyordu. Pazarlama konusundaki düşüncelerimi daha da geliştirmek ve ileriye götürmek için, güvenebileceğimiz bir ekip oluşturmak zorundaydık. Bu nedenle diğer kardeşimiz Ertan’ı da 1991’de Hollanda’ya getirdik. Ertan’ın gelişiyle Almanya ve Fransa ayağında çalışmalara başladık. Bu dönemde bir İsviçre firmasıyla yaptığımız anlaşmayla, dünyada ilk defa tencere tabanında “İndüksiyon Sistemi”ne geçtik. Alternatif akımla beslenen devrelerde, manyetik akıyı değiştirmek suretiyle akım yaratma işlemine inüksiyon deniliyor. Bu sistemin faydası, çevre kirliliği yaymaması yanında, büyük bir enerji tasarrufu sağlaması ve yanmaz taban oluşturmasıdır.”
Tencere işlerindeki gelişmeler nedeniyle, diğer kardeşleri Aykut’u da getiren Torunoğulları, Avusturya ve İsviçre bölgelerinin kontrolünü de ona verdi.
İşlerin yoğunlaşmaya başlamasından sonra, Türkiye’deki kardeşlerini de Hollanda’ya getiren Torunoğulları’nı artık kimse durduramazdı.
Edelstaal Group gelişiyor
Tüm şirketlerin birleşimi olan “Edelstaal Group”, Torunoğulları ailesinden başka Hollandalı, İtalyan, İsviçreli ve İngiliz ortaklardan oluşuyor ve grubun Yönetim Kurulu Başkanlığını da Turgut Torunoğulları yürütüyor. Bu grup içerisinde, tencere markası olarak “SWS” ve “SIMTRONIC” var. Ayrıca, daha sonra kurulan “ORKA Grubu” içerisindeki tüm turizm yatırımları da yine Edelstaal Group’a ait.
Edelstaal Grubu, 2010 yılında İskandinav ülkelerinin katılımıyla tüm Avrupa’ya girmiş oldu.
Edelstaal’ın Hollanda’daki merkezi Tencere üretilen İtalya’daki fabrika
Torunoğulları kardeşler aynı dönemlerde İspanya veya İtalya’da farklı iş imkânları düşünen ‘Edelstaal Grubu’ ortaklarına, Türkiye pazarını tanıtmak istediler. İlk olarak İzmir-Çeşme’ye giden ortaklar, burayı beğenmediler. O dönemde babalarının Fethiye’de aldığı 36.000 metrekarelik araziyi gösterdikleri ortakları ile, turizm yatırımı yapacak olan ‘ORKA Grubu’nun da temelini atmış oldular.
Torunoğulları, tencere işindeki son gelişmeyi anlatırken şunları ifade etti: “Ortaklarımız İtalya ve İspanya üzerine diretmekten vazgeçtikten sonra Fethiye’yi çok sevdiler. İşlerin artması dolayısıyla tam anlamıyla profesyonel bir kadro çalışması başlattık. Bu konuda, verimli ve vefakâr çalışmalarıyla rahmetli Ali, Oflu İsmail Öztürk, Siho Perkgöz, Hasan Seçilmiş ve rahmetli Metin Kandemir’in büyük katkılarını gördük. Oluşan pazarlama ağının ilk dönemlerinde sadece erkek pazarlamacılar vardı; ama şu an çalışanlarımızın % 80’i bayan elemanlardan oluşmaktadır. Geriye dönüp baktığımda, zamanın su gibi akıp geçtiğini görüyorum. 1981 yılından itibaren başlayan ticari hayatım her yıl daha da büyüyerek devam etti. Çeşitli krizler yaşadık ama hepsinin üstesinden bir şekilde geldik. Dürüst çalışkan ve azimli olduktan sonra Allah yardım ediyor ve başarıya ulaşıyorsunuz.”
Torunoğulları, Hollandalılar tarafından da tanınmış bir hale geldi. Öyle ki, Hollanda medyası ondan ‘Panneman’ (Tencereci-Tencere Adam) olarak söz ediyordu.
Turizm ve otelcilik
Turgut Torunoğulları, seyahat ve turizm işine de heveslenmişti. Bulunduğu şehirde uçak bileti satışına başlayan Torunoğulları’nın, o zaman Türkiye’ye en çok uçuş yapan Osman Çelik’e ait Komflay ile bağlantısını da ben yapmıştım. Daha sonra Corendon satışlarıyla da seyahatçılığı hakkıyla yapmaya başlayan Torunoğulları, bu kez turizm yatırım işine el attı.
1990’lı yıllarda turizm yatırımına başlayan Torunoğulları şöyle diyor: ” Turizm işine Fethiye’de başladık. Daha sonra Orka Hotels markasını kurarak, Türk turizmine büyük kapasiteli beş yıldızlı tatil köyleri ve oteller kazandırdık. Marmaris-İçmeler’in en güzel koyunda konumlanmış Sentido Orka Lotus Beach ile ORKA Hotels markasını zamanla büyüttük. Bugün 20’nin üzerinde parkımız ve 15 otelimiz var. Sentido markamız bizim için çok özel. ”
Ali, Yavuz ve Ercan’nın kontrolünde bulunan ORKA için Torunoğulları şunları söylüyor: “Yatırımlarımız içinde tatil köylerinden komplekslere, otellerden inşaatlara ve emlak bölümüne kadar her şey var. Yapmış olduğumuz bu yatırımlarda özellikle villaları, apartları ve daireleri yabancılara satıyoruz. Ayrıca, diğer alanlarda da yabancı girişimcilere satışlar yapıyoruz. Bu satış yaptığımız yabancı ülkelerin başında İngiltere, Rusya, Hollanda ve diğer ülke vatandaşları yer alıyor. Yatırımlarımızın genişliği Fethiye, Dalaman, Kalkan ve Ölüdeniz çevresinde yaklaşık 200 km’lik bir alandan oluşuyor. Yaptığımız yatırımları, kişilerin özel isteğine göre de hazırladığımız oluyor. Emlak çalışmalarımız sadece Türkiye’de değil, Hollanda’da da devam etti.”
Turgut Torunoğulları, aile fertlerine dağıttığı sorumluluk görevlerini anlatırken şöyle diyor: “Türkiye’deki yatımlarımızdan ‘ORKA Otelleri’ yönetiminde, kardeşlerim Ali ve Yavuz ile oğlum Ercan bulunmakta. Yatırımlarımızın tüm kontrolü ‘Edelstaal Group’un altındadır. Tüm ortaklarım, kardeşlerim, aile bireyleri ve çalışan arkadaşlarımızla beraber bu çatı altında çalışmalar yapıyoruz.”
Marmaris’teki Sentido Orka Oteli’nde bizi konuk eden Torunoğulları, tetkik gezintisini alan arabası ile yaptı. Tekne turu da yaptığımız ziyaret sırasında çekilen fotoğrafta, Sentido Orka Oteli arka planda görülüyor.
Hollanda ve Türkiye’deki başarılarına istinaden, Türk turizminin markalaşması için neler düşündüğünü sorduğumuz Torunoğulları şunları anlattı:
“Hayal olarak gördüğüm, ama var olan yapılanmamızla hedeflediğimiz ‘ORKA Oteller Zincirini’ni de ‘Hilton’ zincirleri gibi dünyanın her yerinde açmak istiyoruz. En büyük idealimi sorarsanız: Benim için bu saatten sonra ‘ortaklarımla ve kardeşlerimle bir arada olmayı sürdürmek’ en büyük idealimdir.
Edelstaal şirketimizi 1981 yılında kurduk ve 40 yıla aşkındır önemli projelere imzamızı attık. Bunun dışında Fethiye’de yüzde 25 İngiliz ve yüzde 10 Hollanda ortaklı çok büyük bir tema park yaptık. Zaten bizim yatırımlarımızın hepsinde yabancı ortaklarımız bulunuyor. Yabancı ortaklıklar ile, finansal sıkıntılar daha kolay çözülüyor.
Türkiye’nin bu kriz ortamında yaptığımız Tema Park, Türk Turizmine çok yararlı ve istihdam yaratan bir proje olacaktır. ”
“Tema Park projemize yabancı ortaklarımızın da destekleri bulunmaktadır. Edelstaal olarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu sıkıntılı süreçte elimizi taşın altına koyduk ve yurtdışından Türkiyeye yatırım getirdik. Açıkca ifade etmek gerekirse, biz Hasan’ın parasını Hans’a değil Hans’ın parasını Hasan’a kazandırdık. Edelstaal aile şirketi olarak hedeflerimizden biri de , her sene küçük yada büyük ölçekli bir şirket kurmak ve bu şirkete en az 3 yabancı ortak ile birlikte yatırım yapmak ilkelerimiz arasındadır. Edelstaal şirketimizde muhakkak %10 ile %15 arasında yabancı ortağımız bulunmaktadır. Bunun sebebi, olabilecek krizlere karşın birbirimize destek olmaktır.
Korona salgınını atlattığımız zaman, Türk Turizminin markalaşması için hiçbir sorun yoktur. Bunun için her türlü durum müsaittir. Otellerimiz, servisimiz ve çalışan personelimiz ile Türk turizmi markalaşmaya açıktır. Sadece, her şey dahil sistemi kalkar ve daha iyi bir sisteme geçilirse, Türk turizmi ciddi bir ivme kazanacaktır. Bundan şüphem yoktur.”
Turgut Torunoğulları, hayal edip de yapamadığı işler olup olmadığı şeklindeki bir soruya şu yanıtı veriyor: “O zaman ben de size biraz daha detaylı açıklayayım. Hayatta, küçüklüğümden bu yana ne istediysem oldu. Eşime âşık oldum; onunla evlenmek istedim ve oldu. İşlerimde çok çalıştım ve karşılığını gördüm. Aile bireylerimle ve ortaklarımla sıkıntısız işler yaptım; onlarla verimli paylaşımlarda bulundum. Biraz durumum iyi olduğunda hedeflediğim bir konu vardı: Doğduğum köye bir okul yaptırmak. Çok şükür, köyüme bir ilköğretim okulu yaptırdık. Doğu’da kız çocukları pek okutulmaz ya. Kız çocuklarını eğitim seferberliğine katmak amacıyla bir ‘Kız Sağlık Meslek Lisesi’ yaptırdık. Ayrıca, bu çocuklarımızın staj ve iş bulmaları açısından yine Kars’a bir özel hastane yaptırdık. Son bir isteğim de Kars’a soyadımızı taşıyan bir üniversite kurabilmektir. Bunlar bizim için hayal değil artık. Sadece zamanlamasını bekliyoruz.”
Torunoğulları’nın Kars’a armağan ettiği Meslek Lisesi’nin açılış töreninden
Başarının sırrı
‘Gerek iş dünyasında ve gerekse sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerde başarılı olmanın sırrı nedir’ şeklindeki bir soruya da Torunoğulları şu yanıtı verdi:
‘Başarılı olmanın en önemli püf noktası, öncelikli olarak yapacağınız işi sevmelisiniz. Eğer, yaptığınız işi sevmiyorsanız başarılı olma şansınız düşüktür. Herkesin başarılı olacağı bir branş yada meslek dalı vardır. Buradaki en önemli ayrıntı, yeteneğinize doğru bir yön vermektir. O zaman başarı da kendiliğinden gelecektir. Gençlere tavsiyem; özellikle sevecekleri işi, mesleği yapmalarını tavsiye ediyorum. Avrupa’daki gençlere de tavsiyem; hangi meslek yada iş dalı olursa olsun, avukat iseniz o ülkenin hukukunu yazın, doktor iseniz sağlık sistemini ve işleyişini bilin. Örnek isimleri kendinize referans alın. Örneğin; Dr. Mehmet Öz’ü referans alın , Yöneticilikte Muhtar Kenti örnek alın. Örnek insanları referans alırsanız iz bırakan insan olursunuz ve toplumda rol model olarak yer alırsınız.
Şunu da ifade etmek isterim ki, yaptığınız işi severseniz ve o işte ‘daha iyi nasıl olurum , nasıl daha iyi fayda yaratabilirim ve hedeflerimi nasıl yükseltebilirim’ diye düşünür ve uygularsanız, daha başarılı olursunuz. Tek dikkat edilmesi gereken husus, işinizi severek yapma önceliği olmasıdır.’
Ses çıkaran görev ve etkinlikler Turgut Torunoğulları’nın yaşam sürecinde üstlendiği çok değişik ve önemli görevler olduğu gibi, çok ses getiren etkinlikleri de olmuştur.
Hollanda’da, Türk İşadamları Derneği HOTİAD’ta yıllarca başkanlık yapan Torunoğulları, dernekleşmeden nasıl yararlanılacağının örneklerini gösterdi.
Yaklaşık 8 yıl Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Avrupa Komite Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğu Danışma Kurulu Üyeliği, Hollanda-Türkiye İş Konseyi NETUBA’da Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Turgut Torunoğulları, Avrupalı Türkleri kendi ailesi olarak görmekte ve bu geniş ailenin sorunları ile yakından ilgilenmektedir. Sürekli olarak hazırladığı raporları Ankara’ya Türkiye ve Avrupa’daki muhataplara sunmakta ve bunun meyvelerini de almaktadır.
Torunoğulları’nın yurtdışından Ankara’ya taşıdığı faaliyet karnesine baktığımız zaman, bu karnenin pekiyilerle dolu olduğunu görürüz.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) Avrupa Bölge Komitesi Başkanı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğu YTB’nin Hollanda Danışma Kurulu Onur Üyesi olarak yıllardır mücadele eden Torunoğulları şunları söyledi:
”DEİK ve Dış Türkler ve Akraba Topluluğu olarak, Avrupa’da çok geniş kapsamlı araştırmalar yaptık ve raporlar hazırladık. Hollanda’nın yanısıra diğer Avrupa ülkelerindeki STK’larla, işadamlarıyla ve DEIK/DTİK’in o bölgedeki temsilcileriyle çok ciddi çalışmalar yaptık. Bu raporları tekrardan süzgeçten geçirerek, gerçek sıkıntı ve sorunlarımızı tespit ettik. Türkiye’de ilgili bakanlıklara ve aynı zamanda Avrupa’da yaşadığımız ülkelerde de görüşmeler yaparak, sorun ve sıkıntılarımızı dile getirdik ve raporlar halinde kendilerine sunduk. Sunulan bu raporları hem buradan hem de Ankara’dan bizzat takipçisi olduk.”
Triptik hakkının 3 aydan iki yıla uzatılması için verdiği mücadelede büyük bir başarı elde eden Torunoğulları’nın bir başka başarısı da, bedelli askerlik konusunda oldu.
İlk önce 10 bin euro olan bedel, daha sonra 6.500 euroya düşürülmüştü ama bu, Torunoğulları için yetmezdi. Torunoğulları bu konuda da şunları söyledi:
”Geçmişte yaptığımız araştırmalar, ilgili mercilere sunduğumuz raporlar herkesin malumudur. YTB ile çok uzun bir süreçli bir çalışma neticesinde, Cumhurbaşkanımız bedelli askerlik ücretini 10 binden 6 bin 500 avroya indirdi. Bu rakamın daha da aşağı indilmesi için meclisin kararı gerekiyordu ve zamana ihtiyaç vardı. Zaman içerisinde kanunlar gerçekleşti, o zamanın Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bedelli askerlik ücretinin 1000 avroya indirildiği müjdesini verdi ama sonradan bu meblağ yine 5 bin oldu.
Bu, DEİK ve YTB’nin başarısıdır. Biz çantamızda, elimizde raporlarla meselenin önemini anlatmaya çalışırken, çoğu insanımız bize inanmıyordu. Ancak şahsım ve ekibimiz başaracağımıza inanıyorduk. Bu güzel projelerin sonucunu almak çok büyük mutluluktur. ‘Bu projeleri Turgut Torunoğulları yaptı’ diye birşey kabul etmem asla söz konusu değildir. Çünkü bu projeleri arkadaşlarla hep birlikte gerçekleştirdik. DEİK, YTB ve Avrupa’daki STK’larımızla bu işlerin altına imza attık. Benim şahsımda yüklenen bir misyon olduğu için belki ben ön plana çıktım ancak asla tek başıma yapmadım.”
Dışişleri Bakanı Edelstaal’a geldi
Turgut Torunoğulları’nın en çok takdir edilen girişimlerinden biri de, Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders’i daveti oldu. Hem de, Türkiye ile Hollanda ilişkilerinin en ateşli olduğu bir dönemde.
Hatırlayacaksınız, 11 Mart 2017 günü Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu, Hollanda’ya özel bir ziyarette bulunacaktı. Çavuşoğlu’nun geliş amacı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Avrupa’daki yurttaşlarımız ile bütünleşmekti. Ama Hollanda bu gibi toplatılara izin vermeyeceğini açıklamıştı. Buna rağmen Çavuşoğlu ‘gideceğim’ dedi ve uçağı Hollanda rotasına girdi. Hollanda Başbakanı Rutte, gazetecilerin bu konudaki sorusu karşısında, ‘Gelemez, göreceğiz’ gibi sert laflar etti. Tabii ki inişe izin verilmeyen uçak rotasını değiştirdi ve Brüksel’e indi.
Ama Türkiye bu konuda bir şeyler yapmak için kararlıydı. O sırada Almanya’da bulunan Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya, Ankara’dan ‘Hollanda’ya geç’ talimatı verildi. Bizim Bakanımız da otomobil ile Hollanda’ya izinsiz bir giriş yapmış oldu. Poşis takibatı işe yaramadı ve Bakan’ımız Rotterdam’a girmeyi başardı. Rotterdam Başkonsolosluğumuz önünde otomobili sıkıştırılan Bakan’ın dışarı çıkmasına izin verilmedi. Başkonsolosumuz otomobile kadar geldi ama, bir çay verilmesine bile izin verilmedi. Saatlerce süren bu engellemeden sonra Bakanımız poliş nezaretinde sınır dışı edildi.
Gelişmelerden rahatsızlık duyan yurttaşlarımız, ellerine Türk bayraklarını alarak Başkonsolosluğumuz önünde toplanmaya başladilar. Hollanda polisi o kadar kararlıydı ki, konsolosluğumuza gitmekte olan yurttaşlarımızı sokak aralarında bile durduruyorlardı. Sonunda bine yakın Türk Başkonsolosluğumuz önünde toplanarak, Hollanda’nın bu katı tutumunu protesto ettiler. Olay televizyonlardan canlı yayınlanırken, polisin yurttaşlarımıza karşı yaptığı köpekli engellemeler üzücüydü.
Bu konu Hollanda gündeminde yer almaya devam ettiği sırada, Turgut Torunoğulları, Türk Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileriyle bir toplantı yapmayı planladı. Firmalarının merkez binasında yapılması kararlaştırılan bu toplantıya Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders da davet edildi. ‘Gelir mi, gelmez mi’ sorusu merak uyandırırken, Hollandalı Bakan o toplantıya gitti. Hem de beraberinde, seçim listesinde adı olan Emine Bozkurt ile birlikte…
Hollandalı Bakan o toplantıda adeta günah çıkarmıştı. ‘Ben bütün Hollandalılar’ın Dışişleri Bakanı olduğum gibi, sizlerin de Bakanıyım’ diyen Koenders, ‘Biz Dışişleri Bakanı’nıza Rotterdam Başkonsolosluğuna gidebileceğini söyledik. Ama Bakanınız, ille de bir başka yerde vatandaşları ile toplantı yapmak istediğini söyleyince, Hollanda’ya girişine izin vermedik.’ demişti.
Tam da seçim arifesinde, Hollandalı seçmenler üzerinde yanlış bir anlama olmaması için böyle davrandıklarını belirten Koenders, daha sonra yaptığı temslar ile, Türkiye-Hollanda arasındaki gerginiği yumuşatmıştı.
İşte, Turgut Torunoğulları, bir Bakanı kendi mekanına getirtebilecek kadar başarılı bir eylemci olduğunu da böylece kanıtlamış oldu.
Hollanda Dışileri Bakanı Bert Koenders, Türkiye ile Hollanda arasında çıkan kriz sırasında, Torunoğulları’nın Edelstaal Group firmasına gitmiş ve Türk Sivil oplum Kuruluşları temsilcileriye görüşmüştü.
Hollanda-Türkiye iş ilişkileri
Turgut Torunoğulları, Türkiye ile Hollanda arasındaki iş ilişkilerine değinirken, Hollanda’da yetişmekte olan gençlerimizin durumunu da değerlendirdi.
Torunoğulları şöyle dedi:
“Hollandalı iş adamlarının Türkiye’de 25 milyarı aşkın yatırımı var. Türk işadamlarının Hollanda’da 15 milyarlık yatırımı var. Hollanda’ya sattığımız kadar Hollanda’dan mal alıyoruz. Sadece ben değil bugün Hollanda’da 25 bine yakın Türk esnaf var. Bunlar yılda 10 milyar euro ciro yapıyorlar. Türkiye kökenli öğrencilerin yüzde kırkı bir üniversite ya da yüksek okul öğrencisi. Kadın girişimcilerimiz de var. Siyasi partilerde yer alan Türk sayısı da çok. Milletvekillerimiz, Belediye Meclis Üyeleri’miz, İl Genel Meclisi Üyeleri’miz var. Bakanlarımız bile oldu. Türk toplumu Hollanda’nın ayrılmaz bir parçası haline geldi.” Torunoğulları, gençlerimizin Türkiye turizminde de yer almaları gerektiğini belirtirken şunları söyledi:
“Otelciler olarak yapmamız gereken en önemli şey, gençlerimizi turizm sektörüne yetiştirmek ve onları bu sektörü meslek olarak benimsemelerini teşvik etmeliyiz.
Son yıllarda genç kuşaklar turizmde kendini yetiştirmiş, dil bilen ve kalifiyeli personel olarak sektöre katkı sağlamışlardır. Bunun için turizmde gençlerimize için kalıcı istihdam yaratmak ve turizm sektörünü mevsimsel bir iş alanı değil, bir meslek olarak görmelerini sağlamalıyız.
Sadece yaz sezonunu kapsayan değil, bütün bir yılı çalışma imkanı olarak sunmalıyız. Benim fikrim; Kışın Ege bölgesinde ve Akdeniz’de oteller kapalı oluyor. Avrupa’da gurbetçilerimizin bir çoğu yaşlanıyor ve bakıma muhtaç olanlar olacak, onlara 5 yıldızlı tesislerimizde uygun olan bir fiyat
tekabülünde hizmet verirsek ve devletimiz de bunu sübvanse ederse, hem
otellerimiz açık olacak, hem de hem istihdamda sürdürülebilirlik olacak ve otelciler otellerini kapatmamış olacaktır. Aynı mantık, yazın kapalı olan doğu ve güneydoğudaki oteller için de uygulanabilinir.
Bugün Avrupa’da 5 milyon soydaşımız yaşamaktadır. Bu nüfus yaşlanıyor ve büyük bir kısmıda emekli olacaktır. Bu nüfusu doğru yönlendirebilirsek hem otelcilere hem devletimize ciddi bir kaynak oluşturmuş oluruz. “
Futbola katkıları
Torunoğulları aile fertleri, futbola sevgi besleyen bir yapıya sahipler. Kulüplerde hem yönetici ve hem de sponsorluk yapan Torunoğlu’na bu konuyu da sorduk: “Bildiğiniz gibi Erdal, geçtiğimiz dönemlerde ve şimdi Beşiktaş’ın yönetiminde yer alıyor. Aykut, Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanlığını yapıyor. Ercan da amcaları gibi Beşiktaşlı. Ertan Fenerbahçe taraftarı. Baktım içlerinde Galatasaray’ı tutan yok. Ben de Galatasaraylı oldum. Ben tamamen ‘farklılık olsun’ diye Galatasaray’ı seçtim. Avrupa’da başarı sağlayan tüm takımlarımıza aynı oranda yakınım. Yeter ki başarı olsun”
Beşiktaş yönetimindeki Erdal, Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut Torunoğulları
Ayrıca, ‘Fethiyespor’a ve Den Bosch’ta mücadele eden ‘CHC Orka’ya verdikleri destekleri de belirtmemizde yarar var. Bir ara Fethiyespor’un 12 yıl aradan sonra 2’nci Lige çıkmasında Torunoğulları’nın desteği azımsanacak gibi değil.
Turgut Torunoğulları Den Bosch şehrindeki CHC/ORKA adlı kulübün de sponsoru
Aile içi bütünleşme
Torunoğulları ailesinin kültür, örf, âdet ve saygı çerçevesi içerisinde olması da ayrıca bir güzellik ve özellik katıyor aileye.
Aile içerisinde bulunan çocuklar, küçük yaştan itibaren şirkete getiriliyor ve yapılan işler hakkında bilgi sahibi ediliyorlar.
Mesela, 16 yaşına giren bir aile bireyi toplantılara dinleyici olarak katılıyor. 18 yaşında katılımlarda söz hakkı ve 20 yaşında da oy hakları oluyor. Aile içerisinde, eğilimine göre yapacağı eğitim de belirleniyor.
Örnek olarak, Turgut Torunoğulları’nın kızlarının biri uluslararası ekonomi, diğeri ise uluslararası hukuk okuyor. Ayrıca, diğer yeğenlerinin çoğu da yüksek okullarda inşaat ve ekonomi okuyorlar ve kendi işlerine yarayan alanlarda eğitimlerine devam ediyorlar.
Turgut Torunoğulları’nın bu başarısının arkasında, başta eşi, kardeşleri ve çocukları olmak üzere, aile arasındaki muazzam birlik ruhu yer almaktadır. Büyük oğlu Ercan, Orka Hotels ve Orka İnşaat’ta görev yapıyor, büyük kızı Özlem, Avrupa şirket merkezinde finansmanda görev yapıyor. Küçük kızı Zeynep şirketlerin hukuk işlerinin ve küçük oğlu Caner ise Marmaris’teki otellerde görev yapıyor.
Ercan’ın düğünü
Ercan Torunoğulları-Melek Çelik çiftinin düğünleri Marmaris’teki Sentido Orka Oteli’nde yapılmıştı. Beşiktaş’ın eski başkanı Fikret Orman, o zaman ikinci Başkan ve şimdiki as Başkan olan Ahmet Nuri Çebi, Pınar Eczacıbaşı, sanatçılar Nuri Alço, Onur Akın, Hakan Altun, komedyen Yavuz Seçkin gibi isimlerin renk kattığı düğüne, Hollanda’dan da seçkin isimler katıldı.
Fikret Orman, Pınar Eczacıbaşı ve Zeynel Abidin Erdem’in şahitlik yaptıkları nikahı, Marmaris Belediye Başkanı Muhammet Ali Acar kıymıştı.
Düğüne, Hakan Altun, Aydın Aydın ve Onur Akın güzel şarkılarıyla renk katmışlardı.
Türkiye ve Hollanda’dan çok sayıda davetlinin katıldığı açılışta Edelstaal Group Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları’nın büyük oğlu Ercan Torunoğulları muhteşem bir düğünle Melek Çelik ile evlenerek dünya evine girdi.Törende, Beşiktaş’ın eski Başkanı Fikret Orman gibi ünlü isimler çoğunluktaydı.
Özlem’in düğünü
Özlem Torunoğulları-Reyhan Öztürk’ün düğününde ünlü isimler vardı.
Çiftin nikah şahitliğini, Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, Dünya Ekonomik İş Konseyi (DEİK) Başkanı Rona Yırcalı, Kars eski Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, DEİK Türkiye, Balkanlar İş Konseyi Başkanı Ömer Süsli yapmışlardı.
Düğüne, Beşiktaş Başkanı Fikret Orman Dünya Ekonomik İş Konseyi (DEİK) Başkanı Rona Yırcalı, Kars eski Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Türkiye, Balkanlar İş Konseyi Başkanı Ömer Süsli, İbrahim Tatlıses’in oğlu İdo Tatlıses, sinema oyuncusu Nuri Alço, Kars, Ardahan, Iğdır (KAI) Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Yiğit ve Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut Torunoğulları ile çok sayıda seçkin davetli katılmışlardı. Düğün töreninde sanatçı Gökhan Tepe ve bir çok ses sanatçısı sahne almışlardı.
Zeynep’in nişan ve düğünü
Turgut- Ergül Torunoğulları çiftinin kızları Zeynep ile Zeki -Müzeyyen Kerenciler’in oğulları Serhat dünya evine girmenin ilk adımı olan nişan merasimi, Lahey’deki Kurhaus Saray binasında gerçekleştirmiştiler.
Zeynep ile Serhat’ın, Hollanda Kraliçesi’nin evlendiği sahil kenti Scheveningen’deki Kurhaus Saray da gerçekleşen nişan merasimine, T.C Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve eşi Manolya Doğan, Hollanda eski Senato Başkanı Rene van der Linden, Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral, Milletvekili Coşkun Çörüz, Rotterdam Büyükşehir Belediye Başkanı Hamit Karakuş, Feijenoord Belediye Başkanı Seyit Yeyden, 2008 Hollanda Güzeli Deniz Akkoyun, Hollanda Türk İşadamları Derneği (HOTİAD) üyeleri, Türk ve Hollandalı politikacılar, işadamları, üst düzey bürokratlar ile basın mensupları katılmışlardı. Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ile Hollanda eski Senato Başkanı Rene van der Linden’in nişan yüzüklerini taktığı merasim Kanal Avrupa tarafından canlı olarak yayınlanmıştı.
Yaklaşık 5 saat süren nişan merasimi, sanatçılar Zeki Erdem ve Gökhan Tepe’nin birbirinden güzel şarkı ve türküleriyle son bulmuştu.
Zeynep ve Serhat, bu muhteşem nişan töreninden 2 ay sonra, bu kez İstanbul’da yapılan yine muhteşem bir şölen ile evlenmişlerdi..
İnci’nin düğünü
Edelstaal Group’un Yönetim Kurulu üyesi ve Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut ve eşi Selma Torunoğulları’nın kızları İnci’nin, Yavuz Karalar ile evlilik törenleri muhteşemdi.
Den Bosch şehrindeki Brabant Salonlarında yapılan düğüne, Holland ave Türkiye’den davetliler katılmışlardı.
Caner, gastronomi İCON’un yönetiminde…
Turgut Torunoğulları’nın henüz bekâr olan oğlu Caner, gastronomi alanında faaliyet göstermeye başlayan Edelstaal’ın İCON- BEACH-MADO dükkânlarından sorumlu. Marmaris’te Michelin ödüllü dünyaca ünlü İtalyan aşçı Enzo Crimeli’nin hünerlerini sergilediği tesisi yönetiyor. Türkiye’den sonra Avrupa ve Amerika’ya da yayılacak olan ICON-MADO dükkânlarından biri, Hollanda’nın Utrceht şehrindeki, ünlü kapalı alışveriş merkezi Hoog Catharijne’de açıldı.
Yavuz, FETOB Başkanı ve TÜROFED Yönetim Kurulu Üyesi
Orka Otelleri’nin atar damarı konumundaki Yavuz Torunoğulları, Fethiye Turistik Otelciler ve İşletmeler Birliği FETOB’un Başkanlığını yaptığı gibi, Türkiye Otelciler Federasyonu TÜREFED’in de Yönetim Kurulunda yer aldı. Yazılı ve görsel medyanın ilgi odağı olan Yavuz, Türk turizminin geleceği hakkındaki görüşleri ile bilgilendirici oluyor.
Yavuz Torunoğulları, turizmdeki başarılarından ötürü, zamanın Bakan’ı Numan Kurtulmuş’tan ödül almıştı.
… VE BABA TORUNOĞULLARI
Torunoğulları ailesinin başı olan baba Hacı Faik Torunoğulları’nın ardından.
Fethiye’deki cenaze töreni ve sonraki dini ritüellere, siyaset, futbol, sanat ve iş dünyasından ünlüler, Hollanda’dan gidenler ve kalabalık bir halk topluluğu katılmıştı.
Cenaze törenine Hollanda’dan gidemeyenler için düzenlenen Mevlid ve taziye programına da, Avrupa’nın dört bir yanından, sevenler katıldılar.
Başta Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli olmak üzere, iş dünyası ve sivil toplum temsilcilerinin yığınlar halinde geldikleri Den Bosch şehrinde trafik alt-üst oldu.
Yazı: İlhan KARAÇAY Fotoğraflar:Mustafa KOYUNCU
Turizm yatırım rekortmeni Orka Şirketler Grubu’nun Kurucusu Turgut Torunoğulları, Fethiye Turistik Otelciler Birliği eski başkanı ve Orka Hotel Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Torunoğulları, Beşiktaş (BJK) yöneticiliği yapmış olan Erdal Torunoğulları, yönetimde yer alan Ertan ve Aykut Torunoğulları’nın, 27 Aralık 2022 günü kabettikleri Hacı Faik Torunoğulları’nın, Fethiye’deki cenaze töreni ve sonraki dini ritüellere, siyaset, futbol, sanat ve iş dünyasından ünlüler, Hollanda’dan gidenler ve kalabalık bir halk topluluğu katılmıştı.
Cenaze törenine Hollanda’dan gidemeyenler için düzenlenen Mevlid ve taziye programına da, Avrupa’nın dört bir yanından, sevenler katıldılar.
Başta Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli olmak üzere, iş dünyası ve sivil toplum temsilcilerinin yığınlar halinde geldikleri Den Bosch şehrinde trafik alt-üst oldu.
Orka Şirketler Topluluğu’nun Hollanda’daki Holdingi, Edelstaal İnternational Simtronic binasında saat 13.00’te başlayan program, Mustafa Aydın (HDV Fahri Din Görevlisi), Ferhat Arslan (HDV Zevenbergen Din Görevlisi), Veysel İlan (HDV Den Bosch Din Görevlisi), Halit Demir ve Yusuf Öznavruz‘un okudukları Kur’ân-ı Kerîm ile başladı.
Mevlid-i Şerif, ilahiler, kasideler, sohbetler ile devam eden program, Hacı Faik Torunoğulları için yapılan dualar ile gece yarısına kadar devam etti.
Hollanda ve hatta Avrupa’nın dört bir yanından otomobilleri ile gelen yığınlar, Den Bosch trafiğinin tıkanmasına neden oldu. Simtronik binası etrafında park yeri bulmak zorlaşınca, özel valeler evreye sokuldu.
İnsani duruşları ve sıcak ilişkileri ile gönüllerde yer edinen Torunoğulları ailesine gösterilen bu ilginin nedenlerini bilmek isterseniz, lütfen web sayfamda yayınlanan 29 Nisan 2021 tarihli TORUNOĞULLARI AİLESİ haberime bakınız.
HER ŞEYE RAĞMEN İŞLER DEVAM ETTİ.
Den Bosch şehrindeki Mevlid ve taziye programında, Torunoğulları ailesinden bir eksik vardı:
Turgut Torunoğulları’nın oğlu Ercan.
Küçük Torunoğulları, Fethiye ve Marmaris’te yönettiği Akua Park ve eğlence yerlerindeki işini, bir şartla bırakamazdı. O da, bu işyerlerine Cumhurbaşkanı Recep tayyip Erdoğan’ın gelme durumuydu.
Öyle de oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fethiye’de gençler ile buluşacaktı.
Bu buluşma için seçilen yer, Ercan Torunoğulları’nın yönettiği yerdi.
ANVERS’TE MADO’YU AÇTILAR
Torunoğulları kardeşler, Fethiye’deki cenaze töreninden sonra, Belçikalı milletvekillerinin de katılacağı bir açılışı ihmal etmediler. Anvers şehrinde MADO zincirine bir restaurant daha eklediler.
OTEL RESTORAN ZİNCİRİ YENİ YIL TOPLANTISI
Hollanda’da, Ertan Torunoğulları ve Tarık Saki’nin inisiyatifi ile kurulan, otel ve restaurant işletmecileri biriliği HORECABOND NEDERLAND, Yeni yıl resepsiyonunu, Utrecht’teki Torunoğulları’na ait ICON LOUNGE’ta yaptı.
Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli’nin de katıldığı resepsiyona iş dünyasından Türkler katıldılar.
SONUÇ
Torunoğulları ailesi içinde yer alan bireyler ile ilgili yazılacak çok şey var. Ne var ki bunun için bir kitap yayınlamak lâzım olacak. Ben ancak 22 adet A4 sayfasına bu kadarını sığdırabildim.
Torunoğulları ailesine ait kitabı yazmak da, yine bana nasip olur inşallah!