ŞOK ŞOK ŞOK. DENK’TE BÜYÜK DEPREM: YÖNETİM KURULU İSTİFA ETTİ, KAPTANLIK KUZU’DA

ŞOK ŞOK ŞOK. DENK’TE BÜYÜK DEPREM: YÖNETİM KURULU İSTİFA ETTİ, KAPTANLIK KUZU’DA

Seçime iki ay kala fırtına!

Hollanda siyasetinde göçmenlerin sesi olarak kurulan DENK Partisi, tarihinin en çalkantılı günlerinden birini yaşıyor.

Aday listesi krizinin ardından Parti Başkanı Ejder Köse ve yönetim kurulu topluca istifa etti.

Olağanüstü kongreye kadar partiyi, kurucu lider Tunahan Kuzu yönetecek.

Hollanda’daki kanaat önderleri ne dediler?

(Yazının Hollandacası en altta.
Nederlandse versie is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Son üç yazımda hep DENK Partisi sorunu yer aldı. Her hangi bir konuyu, hiç bir zaman üst üste irdelememiştim. Ama görülen lüzum üzerine bu defa böyle oldu işte.

DENK’te istifa üzerine istifa yaşanıyor.
Parti Başkanı Ejder Köse’ye  kızan Siyasi Lider Stephan van Baarle, adaylık listesinden çekilmişti. Aracılar ortalığı yumuşatmaya çalışırken ilginç ve beklenmeyen bir gelişme yaşandı.

Tahminlerin aksine, yaşanan aday listesi krizinin ardından, Genel Başkan Ejder Köse ve yönetim kurulu topluca istifa etti. Böylece partiyi, olağanüstü kongre yapılana kadar, kurucu lider Tunahan Kuzu yönetecek.

Bu gelişme, hem partinin geleceği hem de Türk ve göçmen kökenli seçmenler için büyük bir sürpriz oldu. Zira kamuoyu yoklamalarında dört-beş sandalye çıkarabileceği öngörülen DENK, tam da seçim öncesinde bir “çözümsüz denklem” içine girmişti.

NE OLDU?

DENK yönetimi, 29 Ekim’de yapılacak seçimler için bir aday listesi hazırlamıştı. Ancak listeye parti içinden sert itirazlar geldi. Hatta fraksiyon başkanı Stephan van Baarle, adaylıktan çekildiğini açıklamıştı. Bu çıkış “parti bölünüyor mu?” sorusunu gündeme getirdi.

Krizin daha da derinleşmemesi için araya giren akil insanlar, yönetim kurulu üyelerini istifa etmeye ikna etti. Böylece parti, yeni genel kurula kadar eski lider Tunahan Kuzu’nun kaptanlığında yoluna devam edecek.

UMUT MU, HAYAL KIRIKLIĞI MI?

DENK Partisi, 2015’te Hollanda siyasetinde azınlıkların sesi olmak iddiasıyla sahneye çıkmış, kısa sürede parlamentoda üç sandalyeye ulaşarak büyük ses getirmişti. Ancak yıllar içinde parti içi kavgalar ve koltuk çekişmeleri, umut veren bu hareketi zayıflattı.

Bugün gelinen noktada, yönetimin istifası bir “çöküş” değil, tam tersine yeni bir başlangıç fırsatı olabilir. Ama bu fırsat, yalnızca ilkeler ve kurumsallaşma ön planda tutulursa gerçek bir umuda dönüşecek.

SİVİL TOPLUM KURLUŞLARI NE DEDİLER

Naçizane şahsımın fikri şöyle:

Afbeelding met tekst, overdekt, muur, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK Partisi, Hollanda siyasetinde göçmenler için büyük bir imkân ve tarihi bir kazanım olmuştu. Ancak yıllar içinde parti içi kavgalar ve koltuk çekişmeleri, bu kazanımı gölgeledi.
DENK Partisi’nin bugünkü krizi, aslında büyük bir fırsata da dönüşebilir. Yönetim Kurulu’nun istifası ilk bakışta bir çöküş gibi görünse de, bu adım partiyi yeniden toparlamak için önemli bir nefes alma imkânı sundu. Şimdi gözler, yapılacak Genel Kurul’a çevrilmiş durumda.

Bilindiği gibi DENK’in üye sayısı yaklaşık 7.000. Daha önce de dile getirildiği üzere, bir Genel Kurul toplanması için en az 700 imzanın gerekli olduğu konuşuluyordu. Ama şimdi yönetim kurulu istifasıyla imza toplamaya gerek kalmadı. Bu sayı, üyelerin parti içi demokrasiyi ne kadar önemsediklerini ve sürece katılımın ne kadar belirleyici olabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla yaklaşan Genel Kurul, yalnızca yeni bir yönetimin belirlenmesi değil, aynı zamanda partinin geleceğini tayin edecek bir sınav olacak.

Son iki gündür bana gelen mesajlarda bu krize ilişkin hem olumlu hem de olumsuz tepkiler var.
Bir kısım seçmen, “Yazık oldu, DENK büyük bir fırsatı heba ediyor” derken; diğer bir kesim, “Yönetimin istifasıyla artık yeni bir sayfa açılabilir” görüşünde. Bu da gösteriyor ki seçmenin içinde hâlâ umut taşıyan bir damar var.

Burada akil adamların ve toplum önderlerinin sesine de kulak vermek gerekiyor. Görüşlerini yayınladığımız iş insanları, dernek başkanları ve kanaat önderleri, farklı tonlarda da olsa ortak bir noktada birleşiyor: DENK, ancak kişisel hesaplardan arınıp kurumsallaşmayı başarabilirse yeniden bir umut olabilir.

Tunahan Kuzu’nun geçici liderliği bu açıdan kritik. Çünkü Kuzu, hem partiyi kuran hem de uzun yıllar boyunca temsil eden bir figür. Şimdi kaptanlık rolünü üstlenmesi, geminin fırtınadan çıkabilmesi için bir şans niteliğinde.

Benim kanaatim şu: Genel Kurul’un sağlıklı bir şekilde yapılması, şeffaflık ve katılım esas alınması, yeni yönetimin kimsenin etkisi altında kalmadan, yalnızca ilkeler doğrultusunda hareket etmesi, DENK’in geleceği açısından hayati önem taşıyor. Eğer bu süreç doğru yönetilirse, DENK yeniden seçmeninin güvenini kazanabilir. Aksi hâlde, büyük bir imkânın heba edilmesi riskiyle karşı karşıya kalır.

HİKMET GÜRCÜOĞLU: Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİD Başkanı

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tüm olup bitenleri basındaki haberler üzerinden takip ettim. Parti ve ismi geçen arkadaşların tamamı benim için yakinen tanıdıktır. Görevleri ve düşünceleri benim için yeterince açıktır. Bu nedenle olup bitenleri anlamak ve yorumlamak benim için zor olmadı.

Bir önceki meclis seçimleri öncesi de benzer bir dalgalanma yaşanmıştı. Partiye daha fazla zarar vermemek için taraflar bir uzlaşı ile bu anlaşmazlığa son vermişlerdi. Bu süreçte ben de masada olarak katkı sunmaya çalışmıştım. Böylece parti her şeye rağmen üç sandalye kazanarak başarısını korumuştu.

Yine bir seçim öncesi bir anlaşmazlık rüzgarı tekrar esmiş. Ego, acemilik, gençlik, başarı sarhoşluğu dahil her unsurun ağır bastığı bir hâl oluşmuş.

Parti mecliste kendini iyice hissettirmeye başladı. Meclisteki vekil gençlerin partinin başarısındaki payı çok büyük. Parti artık heyecanlı gençlerin mücadele platformu olmaktan çok ileri gidip, temsil ettikleri insanların mücadele aracı olmuştur. Vekil gençlerimizde bu bilinci ve sorumluluk hissini güçlü bir şekilde görüyoruz. Ama yinede bu olayda olgunluk seviyemizi yeterince geliştiremediğimizi görmekteyiz. Olgunlaşmanın bir zaman meselesi olduğunu düşünerek ileri bakmak gerekir. Belki bu noktada partinin bir akil üyeler organı oluşturması pratik bir çözüm yolu düşüncesi olabilir.

Sağduyunun hakim olup, çoğunluğun arzu ettiği şekilde yönetimin istifa ederek sükunetin sağlanmış olması olumlu bir gelişme. Stefan van Baarle’nın da görevinin başına dönmesi ile yaraların hızla sarılıp, bir olgunluk görüntüsü altında seçmenler için umut olmaya devam etmeliler.

Başarılarının daim olmasını diliyorum.

VEYİS GÜNGÖR: Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

1987 yılından itibaren Hollanda’daki Türklerin siyasal katılım mücadelelerini yakından takip ediyorum. Bu mücadele takip edilen iki yoldan birisi olan, ana akım siyasi partilerin dışında oluşan mücadele örneği, DENK siyasi hareketinde bir kriz yaşandı.
DENK’te daha önce de şahıslar odaklı krizler yaşanmıştı. Ancak son kriz gruplar arası ya da parti yönetimi ile Temsilciler Meclisindeki DENK’liler arasında gelişti.
Krizde parti Başkanı Ejder Köse ile aynı partinin milletvekili Stephan van Baarle’nin karşılıklı açıklamaları, parti içindeki krizin derinliklerini ortaya koydu. Yaklaşık bir hafta kamuoyu önünde yaşanan gelişmeler sonrasında yapılan açıklamada yönetimin istifa ettiği, yeni bir yönetim oluşturulacağı duyuruldu.

DENK partisi Hollanda siyasetinde yer aldığı andan itibaren, her siyasi partide yaşanan gelişmeler gibi, farklı krizlerle karşı karşıya kaldı. Son krizin seçimlere iki ay kala yaşanması büyük bir talihsizliktir.

Partinin siyasi lideri Stephan van Baarle’nin, Temsilciler Meclisi’nde özellikle Filistin’de yaşanan soy kırım meselesinde, Wilders ve diğer İsrail sevicilere karşı verdiği amansız mücadele, Hollanda’daki vicdanlı insanların takdirini kazanmıştır. Buna rağmen parti içince yaşanan kriz mutlaka kamuoyunu olumsuz yönde etkileyecektir. Gönül böyle bir krizin yaşanmamasını isterdi. Ancak bunun tersi oldu.

Tüm yaşananlara rağmen, Ekim ayının sonunda yapılacak seçimlere, DENK partisi yoğun bir çalışmayla hazırlanıp, seslerini duyuramayan toplulukların parlementoda temsilcisi olabilecek şansa sahiptir.
Unutmayalım, Den Haag, Amsterdam, Rotterdam ve diğer şehirlerin sokaklarında Filistin için yürüyenler DENK’in muhtemel oy deposudur.

DENK haksızlıklar karşısında haklı olanın tarafında durmaya devam etmelidir.

METİN YAZAREL: Yatırım Danışmanı-Kanaat Önderi

Afbeelding met persoon, person, Menselijk gezicht, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK’in Çözümsüz Denklemi..

Bir parti düşünün: Adı DENK ama işler hiç de öyle denk gitmiyor! Kendi içinde bile bir türlü dengeyi, yani “denkliği” tutturamıyor.

Kuruluş hikâyesi fena değildi. İki milletvekili çıktı, “azınlık hakları, göçmenlerin sesi, sosyal eşitlik” dedi ve tuttu. Hepimizin kulağına hoş geldi. Biz de inandık: “Artık Türkler ve göçmenler siyasette sadece seçmen değil, aktör olacak” diye düşündük.

Evet kuruluşu heyecan vericiydi. “Azınlıkların sesi, göçmenlerin hakkı, siyasette yeni bir nefes!” diye sahneye çıktılar. Bizde “nihayet bizim çocuklar da Hollanda siyasetinde haklarımızı savunacaklar” diye bayağı bir umutlandık.

Sonra ne oldu? DENK Partisi, “hak mücadelesi” yerine Netanyahu’nun elini sıkmamak gibi popülist siyaseti tercih etti. Parti içinde herkes birbirine girsede popülizm tavan yaptı.

Bir zamanlar destekledim. Hatta üye oldum. “Belki bu şovculuk dönemi geçer, kurumsallaşır” dedim. Ama yok. DENK’in kurumsallaşması, ciddiyet yerine amatörlük görüntüsü verdi

Bugün geldiğimiz noktada DENK, Hollanda siyasetinde fazla popülist bir azınlık hikâyesi ile taraftar topluyor.  Ama kendi içinde tam bir koltuk kavgası pazarılığıyla birbirleriyle dalaşıyor.

Adı DENK, kendi denk değil. Matematikte her denklemin bir çözümü vardır ama bu DENK’in denklemi, bırakın çözülmeyi, gün geçtikçe çözümsüzleşiyor.

Son günlerde olanlardan sonra hâlâ umut besleyenler olabilir. Ama ben gördüm: altı ay önce üyeliğimi sonlandırdım. Bana göre DENK, bir denklem değil, olsa olsa çözümsüzlükten beslenen bir paradoks…

İBRAHİM GÖRMEZ: İslam Yayın Kurumu İOS’in eski başkanı.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, Zakenman/-vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Denk Partisi’nde meydana gelen olaylar bizleri çok üzdü. Elde etmiş olduğumuz muazzam bir imkânın kaçacak olmasından dolayı…
Bu durum bana İslam Yayın Kurumu İOS’te yaşadıklarımızı hatırlattı.
İlhan Karaçay’ın da yazmış olduğu gibi, Başkanlığını yaptığım İOS Radyo Televizyon Kurumu,

Çeşitli ayak oyunları ve yalan iddialar nedeniyle karıştırılmıştı. Genel yayın Yönetmenliğini yapan zat, bir sendika ile anlaşarak, kurum binasını işgal ettirmişt. Bu gelişmelere çok kızan ve patronumuz durumunda olan yarı devler organı HOLLANDA YAYIN KURUMU NOS, yayın hakkımızı elimizden alıp, bize bahşetmiş oldukları binadan da attı. Böylece Türkler’e verilmiş olan büyük bir imkân elimizden kaçmış oldu.

Şimdi de, anketlere göre seçimlerde 4 veya 5 sandalye çıkaracağı tahmin edilen DENK Partisi’i elden kaçırmak üzereyiz.
Ejder Köse Başkanlığındaki DENK Yönetim Kurulu, iki ay sonra yapılacak seçimler için bir aday listesi hazırladı. Bu listeye yapılan itirazlar nedeniyle, Parlamentodaki 3 kişilik fraksiyon ekibi itiraz etti ve hatta fraksiyon başkanı Stephan van Baarle adaylıktan çekildiğini açıkladı.
“Eyvah” dedik. “İşte şimdi işler karışacak ve DENK Partisi de İOS gibi sona erecek” diye korktuk.

Ne mutlu ki araya giren akil insanlarımız, Ejder Köse’yi ikna ettiler ve partinin selamati için istifa etmelerini sağladılar.

Eski Başkan Tunahan Kuzu, kongreye gidene kadar kaptan rolünü oynayacak.
Yapılacak olan Acil Genel Kurul’da seçilecek olan yeni yöneticilerin, hiç kimsenin etkisi altında olmadan, yeni bir aday listesi çıkarmaları umudumuz olacaktır.
Bu yaşananlar bana, ünlü aktrist Meryl Streep’in başrolünü oynadığı ‘Sophie’s Choice’ filmini hatırlattı.
29 Ekim seçimlerinde hayal kırıklığı yaşamayız inşallah!
Denk Partisi’nin en yaşlı üyesi olarak , bunu yürekten diliyorum.

ETHEM EMRE: Hollanda-Türkiye Ticaret Derneği Başkanı

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, muur, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK Partisi, Hollanda siyasetinde göçmenler için tarihi bir fırsattı. İlk kez Türkler ve diğer azınlıklar sadece seçmen değil, doğrudan aktör olabildiler. Bu, başlı başına büyük bir kazanımdı.

Ama ne yazık ki bu fırsat doğru kullanılmadı. İdealler yerine kişisel hesaplar, ilkeler yerine popülizm öne çıktı. Parti içindeki kavgalar ve çekişmeler, kurumsallaşmanın önünü kesti. Oysa kurumsallaşma olmadan hiçbir siyasi hareket uzun vadede ayakta kalamaz.

Bugün gelinen noktada DENK’in yaşadığı kriz bana şunu gösteriyor: Eğer parti yeniden ilk günkü idealist çizgisine dönmezse, bu tarihi kazanım da heba olacaktır. Yönetimin istifası ilk bakışta bir çöküş gibi görünebilir ama aynı zamanda bir fırsattır. Çünkü kriz, doğru yönetilirse, yeni bir başlangıcın kapısını da aralayabilir.

DENK’in önünde şimdi çok kritik bir sınav var. Kişisel hesapları, koltuk mücadelelerini geride bırakıp, şeffaflık ve ortak akıl ile ilerlenirse, bu parti hâlâ umut olabilir. Aksi hâlde, güzel bir imkânı elimizden kaybetmiş olacağız.”

AHMET SARI: Hollanda Türk Spor Kulüpleri Federasyonu eski Başkanı Afbeelding met Menselijk gezicht, Voorhoofd, persoon, Kin Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK partisindeki kaos ortamı, göçmen toplumunda olumsuz karşılandı.Hatta büyük bir kesimde hayal kırıklığına neden oldu. Göçmen toplumunun gözü, kulağı ve sesi olması bakımdan, Hollanda siyasetinde önemi yadsınamayacak bir parti konumuna gelmeye başladığı bir süreçte, tam da Hollanda parlamento seçimlerine iki ay gibi kısa bir süre kalmışken, parti içindeki kişisel iç kavgalar, DENK partisine olan güven konusunda maalesef soru işaretleri oluşturmuştur. Önce DENK Partisi Gurup Başkanı van Baarle’ nin Parti yönetimi ile ters düşerek istifa etmesi, gelen tepkiler üzerine şimdi de Parti başkanı Ejder Kõse’nin istifa etmesi, DENK Partisi’ne olan güveni azaltmış ve klasik bir yabancılar kurumuna dönüştürme noktasına gelmiştir.

Güçlü olabilmenin çıkış noktalarından birisi, kişisel çıkar hesaplarının bir kenara bırakılarak, temsil ettiği topluma uyum içinde, kişisel sorunları aşmış, post kavgası görünümü olmayan Parti olma özelliğini taşıyor olması gerekir.

Umarım Van Baarle liderliğindeki olumlu imaj bir an önce tekrar sağlanır ve seçimlere güven verici bir pozisyonda girer.

 

Benim kanaatim şudur:
DENK Partisi, göçmenler için büyük bir kazanım olarak doğmuştu. Ancak yıllar içinde yaşanan çekişmeler, bu kazanımı zedeledi. Bugün yaşanan kriz, bir yıkım değil, doğru yönetilirse yeni bir başlangıcın fırsatı olabilir.
Artık kişisel hesapların değil, ilkelerin ve şeffaflığın öne çıktığı bir yol izlenmelidir. Genel Kurul, yalnızca yeni bir yönetim seçmek için değil, aynı zamanda DENK’in geleceğini tayin edecek bir sınav olacaktır. Eğer bu süreç sağduyu ve katılımcılıkla yürütülürse, DENK yeniden seçmeninin güvenini kazanabilir. Aksi hâlde, tarihi bir imkân heba edilmiş olur.

                        ******************

GROTE SCHOK BIJ DENK: BESTUUR STAPT OP, KUZU NEEMT HET ROER OVER

Twee maanden voor de verkiezingen barst de bom!

De DENK-partij, ooit opgericht als stem van migranten in de Nederlandse politiek, beleeft één van de meest turbulente dagen in haar bestaan.

Na de crisis rond de kandidatenlijst heeft partijvoorzitter Ejder Köse samen met het volledige bestuur zijn ontslag ingediend.

Tot aan het buitengewoon congres neemt oprichter en oud-leider Tunahan Kuzu de leiding over.

Wat zeggen de opinieleiders in Nederland?

İlhan KARAÇAY

Geachte Lezers,
In mijn laatste drie bijdragen stond telkens de interne crisis bij DENK centraal. Normaal gesproken besteed ik geen drie keer achter elkaar aandacht aan hetzelfde thema, maar dit keer liet de ernst van de situatie mij geen andere keuze.
Binnen DENK volgen de ontslagnemingen elkaar in rap tempo op.
Partijvoorzitter Ejder Köse joeg politiek leider Stephan van Baarle zo tegen het harnas dat deze zich van de kandidatenlijst terugtrok. Terwijl bemiddelaars nog probeerden de gemoederen te sussen, voltrok zich een opmerkelijke en onverwachte wending.

In tegenstelling tot de verwachtingen heeft partijvoorzitter Ejder Köse samen met het volledige bestuur zijn ontslag ingediend, na de crisis rondom de kandidatenlijst. Daarmee neemt oprichter en voormalig leider Tunahan Kuzu het roer in handen, totdat er een buitengewoon partijcongres wordt gehouden.

Deze ontwikkeling kwam voor velen als een verrassing, niet alleen voor de toekomst van de partij zelf, maar ook voor de Turks-Nederlandse en bredere migrantenachterban. Volgens de laatste peilingen zou DENK vier à vijf zetels kunnen behalen, maar juist in aanloop naar de verkiezingen is de partij verzeild geraakt in een onoplosbare kwestie.

Wat gebeurde er?

Het partijbestuur stelde een kandidatenlijst samen voor de verkiezingen van 29 oktober. Maar deze lijst leidde tot felle kritiek vanuit de eigen gelederen. Fractieleider Stephan van Baarle kondigde zelfs aan zich terug te trekken als kandidaat. Deze stap deed de vraag rijzen: “Staat de partij op het punt uiteen te vallen?”

Om een verdere escalatie te voorkomen hebben bemiddelaars de bestuursleden overtuigd om hun ontslag in te dienen. Hierdoor kan de partij, tot het nieuwe congres, verder onder leiding van Tunahan Kuzu.

Lot van DENK: nieuwe hoop of teleurstelling?

DENK werd in 2015 opgericht met de ambitie de stem van minderheden in de politiek te laten horen. De partij behaalde al snel drie zetels en trok veel aandacht. Maar interne conflicten en machtsstrijd hebben de beweging sindsdien verzwakt.

Het huidige ontslag van het bestuur hoeft echter geen neergang te betekenen. Integendeel: het kan juist een kans zijn voor een nieuwe start — mits de partij kiest voor principes en institutionalisering boven persoonlijke belangen.

WAT ZEGGEN DE MAATSCHAPPELIJKE ORGANISATIES?

Mijn persoonlijke indruk is als volgt:

Afbeelding met tekst, overdekt, muur, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De DENK-partij was in de Nederlandse politiek een enorme kans en een historische verworvenheid voor migranten. Maar in de loop der jaren zijn interne ruzies en machtsspelletjes over posities als een schaduw over die verworvenheid komen te liggen.

De huidige crisis kan echter ook worden gezien als een kans. Het ontslag van het bestuur lijkt op het eerste gezicht een neergang, maar in werkelijkheid biedt deze stap een adempauze en de mogelijkheid om de partij opnieuw te versterken. De ogen zijn nu gericht op het aanstaande congres.

Bekend is dat DENK ongeveer 7.000 leden telt. Voorheen werd gezegd dat er minstens 700 handtekeningen nodig waren om een congres bijeen te roepen. Maar nu het bestuur is afgetreden, is zo’n handtekeningenactie niet meer nodig. Dit cijfer toont aan hoe belangrijk interne partijdemocratie is en hoe bepalend de betrokkenheid van de leden kan zijn. Het komende congres zal daarom niet alleen gaan over de keuze van een nieuw bestuur, maar fungeert ook als een test voor de toekomst van de partij.

De reacties die ik de afgelopen dagen heb ontvangen zijn gemengd. Een deel van de achterban zegt: “Wat jammer, DENK verspilt een grote kans.” Anderen vinden juist: “Met het aftreden van het bestuur kan er een nieuwe bladzijde worden omgeslagen.” Dat laat zien dat er onder de achterban nog steeds een sprankje hoop aanwezig is.

Daarom is het belangrijk om te luisteren naar de stemmen van wijze mensen en maatschappelijke leiders. De ondernemers, verenigingsvoorzitters en opinieleiders die wij hebben gesproken, verschillen soms van toon, maar delen een kernboodschap: DENK kan alleen opnieuw een bron van hoop worden als de partij zich losmaakt van persoonlijke belangen en inzet op institutionalisering.

De tijdelijke leiderschapsrol van Tunahan Kuzu is in dit verband cruciaal. Kuzu is immers de oprichter en jarenlang het gezicht van de partij. Dat hij nu opnieuw het roer in handen neemt, biedt een kans om het schip veilig door de storm te loodsen.

Mijn conclusie is: het congres moet op een gezonde manier verlopen, met transparantie en brede participatie. Het nieuwe bestuur mag niet onder invloed van bepaalde personen staan, maar moet zich uitsluitend laten leiden door principes. Alleen dan kan DENK het vertrouwen van de kiezer herwinnen. Zo niet, dan dreigt een historische kans voorgoed verloren te gaan.

HİKMET GÜRCÜOĞLU:Voorzitter HOTİD
(Hollands-Turkse Ondernemersvereniging)

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ik heb alle ontwikkelingen gevolgd via de berichtgeving in de media. Ik ken de betrokkenen persoonlijk en weet waar ze voor staan. Daarom was het voor mij niet moeilijk om de situatie te begrijpen en te duiden.

Ook vóór de vorige parlementsverkiezingen speelde er een soortgelijke crisis. Toen besloten de partijen uiteindelijk, om verdere schade te voorkomen, tot een compromis. Ik zat toen zelf mee aan tafel en heb geprobeerd een bijdrage te leveren. Ondanks de spanningen wist DENK destijds toch drie zetels te behouden.

Nu, opnieuw kort voor de verkiezingen, is er een conflict ontstaan. Ego’s, onervarenheid, jeugdige overmoed en succesdrift hebben allemaal een rol gespeeld.

Toch is DENK inmiddels stevig aanwezig in het parlement. De jonge Kamerleden dragen daar in belangrijke mate aan bij. De partij is niet langer slechts een platform voor gedreven jongeren, maar vooral een politieke vertegenwoordiger van de gemeenschappen die zij zeggen te dienen. Bij de jonge Kamerleden zie ik dit besef en verantwoordelijkheidsgevoel duidelijk terug. Maar tegelijk blijkt dat we in dit proces nog niet de nodige volwassenheid hebben bereikt. Dat zal met de tijd moeten groeien. Misschien is het nuttig om een raad van wijze leden in te stellen die kan bemiddelen in dit soort situaties.

Het feit dat het bestuur uiteindelijk is afgetreden en daarmee rust heeft gebracht, zie ik als positief. Als ook Stephan van Baarle zijn rol in de fractie weer volledig oppakt, kan de partij de wonden snel helen en met hernieuwde kracht de kiezer hoop blijven bieden.

VEYİS GÜNGÖR: Voorzitter Türkevi Onderzoekscentrum

Sinds 1987 volg ik de politieke participatie van Turkse Nederlanders. Het model waarbij men een eigen partij opricht — in dit geval DENK — is één van de twee wegen die destijds werden beproefd.

Ook eerder kende DENK persoonsgebonden crises. Maar de laatste crisis ontwikkelde zich tussen groepen binnen de partij, en vooral tussen het partijbestuur en de Kamerfractie. De publieke uitwisseling van standpunten tussen partijvoorzitter Ejder Köse en Kamerlid Stephan van Baarle liet zien hoe diep de kloof was. Na een week van openlijke ruzie volgde de aankondiging dat het bestuur zou aftreden en een nieuw bestuur zou worden gevormd.

Dat dit alles slechts twee maanden voor de verkiezingen gebeurt, is een grote tegenslag.

Tegelijkertijd heeft partijleider Stephan van Baarle in de Tweede Kamer veel respect geoogst, met name door zijn onvermoeibare strijd tegen de Israël-lobby en tegen politici als Wilders, in de context van de genocide in Palestina. Zijn principiële houding kreeg waardering van velen. Toch zal de interne crisis onvermijdelijk een negatieve impact hebben op het publieke imago van DENK.

Ondanks alles heeft DENK nog steeds de kans om zich, met een intensieve campagne, eind oktober te profileren als de stem van de gemeenschappen die anders niet gehoord worden. Vergeet niet: de duizenden mensen die in Den Haag, Amsterdam en Rotterdam de straat opgingen voor Palestina, vormen een belangrijk potentieel electoraat voor DENK.

METİN YAZAREL: Investeringsadviseur – Opinieleider

Afbeelding met persoon, person, Menselijk gezicht, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK’s onoplosbare vraagstuk…

Stel je een partij voor: hij heet DENK, maar in werkelijkheid loopt niets echt in de pas. Zelfs binnen de partij lukt het niet om een balans te vinden.

De oprichting was veelbelovend. Twee Kamerleden, die spraken over “minderhedenrechten, de stem van migranten, sociale gelijkheid” — en het sloeg aan. Ook ik geloofde erin: “Eindelijk worden Turken en migranten in de Nederlandse politiek niet alleen kiezers, maar ook actoren.”

Maar later koos DENK vaker voor populisme dan voor principes. Ik heb de partij nog gesteund en werd zelfs lid, in de hoop dat de ‘showpolitiek’ zou verdwijnen en plaats zou maken voor echte institutionalisering. Maar dat gebeurde niet.

De professionalisering van DENK bleef steken op het niveau van een amateuristische organisatie.

Vandaag profileert DENK zich met een verhaal over de “stem van minderheden”, maar intern overheersen machtsspelletjes en ruzies. Wiskundig gezien heeft elke vergelijking een oplossing, maar de vergelijking die DENK heet, lijkt steeds meer een onoplosbare paradox.

Ikzelf heb zes maanden geleden mijn lidmaatschap beëindigd. Voor mij is DENK geen oplossing meer, maar een beweging die juist van onoplosbaarheid leeft.

İBRAHİM GÖRMEZ: Voormalig voorzitter Islam Omroep Stichting (IOS)

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, Zakenman/-vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De gebeurtenissen binnen DENK hebben ons diep bedroefd. Het doet mij denken aan de periode dat ik voorzitter was van IOS, het islamitisch omroeporgaan. Ook toen raakten we door intriges en machinaties onze zendtijd en huisvesting kwijt — een historische kans die verloren ging.

Nu dreigt hetzelfde te gebeuren met DENK. Volgens de peilingen zou de partij vier à vijf zetels kunnen behalen, maar interne ruzies brachten de lijsttrekker Stephan van Baarle ertoe zich terug te trekken. We vreesden het ergste: dat DENK hetzelfde lot zou ondergaan als IOS.

Gelukkig hebben wijze bemiddelaars partijvoorzitter Ejder Köse kunnen overtuigen om af te treden, zodat de partij zich kan herpakken. Voormalig leider Tunahan Kuzu neemt tot het congres de leiding.

Ik hoop dat het nieuwe bestuur straks onafhankelijk en zonder druk van buitenaf een kandidatenlijst kan opstellen, en dat de partij daarmee alsnog succes kan behalen bij de verkiezingen van 29 oktober.

ETHEM EMRE:Voorzitter Nederlands-Turkse Kamer van Koophandel

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, muur, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De DENK-partij was voor migranten in de Nederlandse politiek een historische kans. Voor het eerst konden Turken en andere minderheden niet alleen als kiezer optreden, maar ook als actieve politieke spelers. Dat was op zichzelf al een enorme verworvenheid.

Maar helaas is deze kans niet goed benut. Idealen maakten plaats voor persoonlijke belangen, principes werden verdrongen door populisme. De interne ruzies en machtsstrijd hebben de noodzakelijke institutionalisering in de weg gestaan. Zonder institutionalisering kan geen enkele politieke beweging op lange termijn overeind blijven.

De huidige crisis laat voor mij zien dat, als de partij niet terugkeert naar de idealistische koers van de beginjaren, deze historische verworvenheid verloren dreigt te gaan. Het aftreden van het bestuur lijkt op het eerste gezicht een nederlaag, maar het kan ook een kans zijn. Want als de crisis goed wordt benut, kan dit het begin zijn van een nieuw hoofdstuk.

DENK staat nu voor een zeer belangrijke beproeving. Alleen als persoonlijke agenda’s en interne machtsspelletjes worden losgelaten en er gekozen wordt voor transparantie en gezamenlijke wijsheid, kan de partij opnieuw een bron van hoop worden. Zo niet, dan verliezen we met z’n allen een unieke mogelijkheid.”

AHMET SARI: Voormalig voorzitter Federatie Turkse Sportverenigingen in Nederland

Afbeelding met Menselijk gezicht, Voorhoofd, persoon, Kin Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De chaos binnen DENK is onder migranten zeer negatief ontvangen en heeft bij velen geleid tot teleurstelling. Juist nu, op een moment dat DENK bezig was zich te profileren als een serieuze politieke kracht, komen interne conflicten boven water.

Eerst stapte fractievoorzitter Van Baarle op na een conflict met het partijbestuur, en vervolgens diende ook voorzitter Ejder Köse zijn ontslag in. Dat heeft het vertrouwen in de partij ernstig geschaad en DENK dreigt zo op een klassiek “buitenlandersclubje” te gaan lijken.

Echte kracht kan alleen worden opgebouwd als persoonlijke belangen worden opzijgezet en de partij zich concentreert op de gemeenschap die zij vertegenwoordigt.

Hopelijk weet de partij onder leiding van Van Baarle het vertrouwen snel te herstellen, zodat DENK alsnog in een sterke positie de verkiezingen in kan gaan.

Mijn conclusie is als volgt:
De DENK-partij was ooit een grote verworvenheid voor migranten. Maar de onderlinge ruzies en machtsstrijd hebben deze verworvenheid aangetast. De huidige crisis hoeft echter geen ondergang te betekenen. Integendeel: als zij goed wordt aangepakt, kan dit juist de kans zijn voor een nieuw begin.

Vanaf nu moeten niet persoonlijke belangen, maar principes en transparantie de boventoon voeren. Het aanstaande congres is daarom niet alleen bedoeld om een nieuw bestuur te kiezen, maar ook om de toekomst van DENK te bepalen. Als dit proces met wijsheid, openheid en brede participatie wordt geleid, kan DENK opnieuw het vertrouwen van de kiezer winnen. Zo niet, dan dreigt een historische kans voorgoed verloren te gaan.

AYDIN, DEMOKRAT, İLERİCİ İLE MİLLİYETÇİ, DİNDAR, TUTUCU ARASINDAKİ ‘TU-KAKA’ AYIBI

AYDIN, DEMOKRAT, İLERİCİ İLE MİLLİYETÇİ, DİNDAR, TUTUCU ARASINDAKİ ‘TU-KAKA’ AYIBI

Hollanda’da Türk ve göçmen toplumunun sesi olan DENK Partisi, kendi eliyle kendi ayağına sıkıyor.

DENK’e sahip çıkalım dedim, “o adamlarla asla aynı masaya oturmayız” diyenler…

DENK’i ayakta tutacak bütünleşmeye, “Bizim medeniyet sevdalılarıyla işimiz olmaz” diyenler…

İç çekişmeler, kaprisler, “Biz onlarla aynı masaya oturmayız” böbürlenmeleri… Hangi akla, hangi mantığa sığıyor bu?

(Yorumun Hollandacası en altta.
Nederlandse versie is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yorumladı:

Bülent Ecevit, ülke menfaati için hem Necmettin Erbakan’la hem de Devlet Bahçeli’yle ülkeyi yönetmek için koalisyon kuraraken, peki siz kimsiniz ki, bu görüşmeme lüksünü kendinizde görüyorsunuz?

Siyaset dediğin, farklılıklarla masaya oturma sanatıdır.
DENK, sadece bir parti değil; azınlıkların en yüksek düzeyde temsil hakkı olan bir oluşum.
Bu hakkı çöpe atarsanız, yarın “Niye kimse sesimizi duymuyor?” diye ağlamayın.
Kapıları kapatmayın. Masaya oturun. Yoksa bu ses, sizin suskunluğunuz yüzünden susar ve tarih bunu size yazar.

Siyaset, sadece aynı düşüncedekilerin bir araya gelmesi değil; farklı görüşlerin ortak paydada buluşabilmesi sanatıdır.
Bugün “Biz onlarla aynı masaya oturmayız” diyenlere, tarihten ders verecek en güçlü örnek, rahmetli Bülent Ecevit’tir. Kendisine “solun sembol ismi” denmesine rağmen, ülke menfaati söz konusu olduğunda hem Necmettin Erbakan hem de Devlet Bahçeli ile koalisyon kurmuştu.

ECEVİT’TEN UZLAŞMA DERSİ

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, Formele kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ecevit’in, ideolojik çizgisi kendisinden çok farklı olan iki siyasi liderle hükümet kurabilmesi, demokratik olgunluğun, uzlaşma kültürünün ve ülke çıkarlarını kişisel ya da parti menfaatlerinin önünde tutmanın en net göstergesiydi.

1974’te Erbakan ile yaptığı koalisyon sayesinde Kıbrıs Barış Harekâtı gerçekleşti.
1999’da Bahçeli ile kurulan koalisyon ise hem ekonomik toparlanma adımlarına hem de Avrupa Birliği’ne uyum sürecine zemin hazırladı.

Bu örnekler, “farklıyla yan yana gelmenin” vatana ihanet değil, aksine büyük kazanımlar getirebileceğinin kanıtıdır.

DENK’SİZ BİR GELECEK, SESSİZ BİR TOPLULUK DEMEKTİR

Bugün Hollanda’da, Türk toplumunun ve geniş anlamda göçmenlerin sesi olan DENK Partisi, iç çekişmelerin kıskacında parçalanma tehlikesi yaşıyor.

Dün yayınladığım “Hollanda Türkleri, yüzlerinin akı olan DENK Partisi’ne sahip çıkmalı” başlıklı haber-yorumumdan sonra aldığım destek mesajları sevindirici olsa da, bazı dost bildiklerimden gelen tepkiler hayli düşündürücüydü.
Bana, “Sen nasıl demokratsın? Bu Selefi, Alevi düşmanlarına nasıl sahip çıkalım?” diyecek kadar önyargılı konuşanlar oldu.
Kendilerine şunu anlattım:
Hollanda’da elde edilmiş bir hakkı ve kazanımı kaybetmeyelim.
Bu ülkede bini aşkın sivil toplum kuruluşu var. Elbette çok değerli çalışmalar yapanlar oldu; kültürümüzü, inançlarımızı, dayanışmamızı ayakta tuttular. Ama hiçbiri, bir siyasi parti olma seviyesine gelemedi.

Oysa DENK, bu eşiği geçti; ülke genelinde seçimlere katılma hakkını kazandı.
Bir siyasi parti, belki bir grup insanın iradesiyle kurulabilir ama ülkenin her seçim bölgesinde varlık göstermek, yıllar süren örgütlenme, sabır, kadro yetiştirme ve finansman mücadelesi ister.

Bugün mecliste azınlıkların ve Müslümanların haklarını savunan üç milletvekilimiz var; anketler bu sayının beş ya da altıya çıkabileceğini söylüyor.
Ama iç çekişmeler bu kazanımı elimizden alacak gibi görünüyor.

KAPILARI KAPATMAYIN, MASAYA OTURUN

O nedenle diyorum ki:
Bu partiye girin, üye olun, genel kurullara katılın, yönetime girme mücadelesi verin. Kendi düşüncenizi, kendi renginizi oraya taşıyın. Farklılıklarımız masada çözülsün; kapılar kapatılarak değil, kapılar açılarak güçlenelim.

KENDİMDEN BİR ÖRNEK VEREYİM

 

Afbeelding met Landvoertuig, voertuig, tekst, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ben 1984’te Mersin Belediye Başkanlığı’na Doğruyol Partisi’nden aday olduğumda, CHP kökenli bir aileden geliyor ve hatta CHP İl Gençlik Kolu Başkanlığı yapmış bulunuyordum. Teklif geldiğinde, “Yerel yönetimle ülke siyaseti farklıdır” diyerek kabul ettim. Amacım, siyasi hesap gütmeden halkın ihtiyaçlarını karşılamaktı.
Daha sonra rahmetli Süleyman Demirel, milletvekilliği teklifinde bulunduğunda ise, “Artık Hollanda’dan dönmem mümkün değil” diyerek nazikçe reddettim.

41 yıl önce de ılımlı olduğumu kanıtlamıştım. Bugün hâlâ aynı yerde duruyorum: Ilımlılık, diyalog, ortak akıl… Bunlar olmadan siyaset, yalnızca kısır çekişmelerin arenası olur.

Eğer DENK Partisi toparlanmazsa, temsil ettiği topluluk büyük bir sesi kaybedecek. Oysa şimdi yapılması gereken, kimin “aşırı” kimin “ılımlı” olduğuna takılmadan, masaya oturmak ve ortak hedeflerde birleşmektir.

SİYASİ PARTİ OLMANIN DEĞERİ

Yapmayın kardeşler… Hollanda’da elde edilmiş bir hakkı ve kazanımı kaybetmeyelim.
Bu ülkede bini aşkın sivil toplum kuruluşu var; kültürümüzü, dayanışmamızı, kimliğimizi ayakta tuttular. Ama hiçbiri, siyasi bir varlık olarak parlamentoda temsil edilmeye, ülke çapında seçimlere katılmaya hak kazanmadı.

DENK Partisi, tam bu noktada bir kilometre taşıdır: STK sınırlarının ötesine geçerek kurumsal bir siyasi yapıya dönüştü; sandıkta oy aldı, mecliste yer buldu.

Bir siyasi partinin ülke çapında seçimlere katılabilmesi; örgüt kurmak, güçlü kadro oluşturmak, finansal ayakları oturtmak, gönüllü ağı yaratmak ve topluluk desteğini yıllarca canlı tutabilmek gibi zorlu süreçlerden geçer.

Bugün mecliste azınlıkların ve Müslüman toplumun haklarını savunan üç milletvekilimiz var. Anketler bu sayının beş ya da altıya yükselebileceğini öngörüyor. Ancak iç çekişmeler bu kazanımı yok edebilir.

O nedenle diyorum: Bu siyasi mücadeleye katılın! Partiye üye olun, genel kurullarda söz sahibi olun, yönetime girme çabasına dahil olun. Renklerinizi, düşüncelerinizi, umutlarınızı o masaya taşıyın.

Siyasi partili olmanın, sivil örgütlenmeden çok daha fazlası olduğunu unutmayın. Bu, sadece bir partiye üyelik değil; aynı zamanda temsil edilme hakkı, topluluğun sesi olma, geleceğe yönelik karar mekanizmalarında var olma mücadelesidir.

Afbeelding met tekst, schermopname, Lettertype, internet Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
DENK Partisi bir zamanlar yönetici arayışını afişler ile duyuracak kadar demokrattı

Hollanda’da DENK Partisi’nin Oy Oranları ve Seçmen Profili (2017–2023)

DENK, 2017 genel seçimlerinde %2,1 oy oranı ile üç milletvekili çıkararak Hollanda parlamentosuna giren ilk göçmen kökenli parti oldu. Bu, yalnızca Türk toplumu için değil, ülkedeki tüm azınlıklar açısından da tarihi bir adımdı.

2021 seçimlerinde oy oranı %2,0 olarak sabit kaldı ve üç sandalyeyi korudu. 2023’te ise %2,37 ile yine üç milletvekili çıkarmayı başardı. Bu oranlar küçük görünse de Hollanda gibi çok partili ve rekabetin yoğun olduğu bir siyasi sistemde büyük bir başarıdır; zira %0,1’lik oynamalar bile meclis aritmetiğini değiştirebilmektedir.

Daha da çarpıcı olan, DENK’in özellikle büyük şehirlerdeki başarısıdır. Rotterdam’ın bazı mahallelerinde %35–40’a ulaşan oy oranları görülürken, Amsterdam ve Utrecht’te de göçmen nüfus yoğun bölgelerde %25–30 seviyeleri yakalanmıştır. Bu da partinin, ülke genelinde küçük ama belirli bölgelerde çok güçlü bir tabana sahip olduğunu gösteriyor.

Seçmen profiline bakıldığında, oyların büyük kısmını Türk ve Fas kökenli göçmenler oluşturuyor. Ancak partinin Hollandalı sol seçmenden, özellikle de ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konularında duyarlı gençlerden de destek aldığı biliniyor. Bu karma yapı, DENK’in sadece “etnik köken partisi” olmadığını, belli bir değerler sistemini savunan kapsayıcı bir siyasi hareket olarak algılandığını gösteriyor.

Bütün bu tablo, “Bir siyasi parti kurmak kolay, ama ülke çapında seçimlere katılma hakkını almak çok zordur” sözümü sayılarla doğruluyor. DENK, Hollanda’daki azınlık topluluklarının bugüne kadar ulaşabildiği en üst düzey siyasi temsil biçimidir.

Bu nedenle, iç çekişmeler yüzünden bu kazanımın kaybedilmesi, sadece bir partinin değil, bir toplumsal mücadelenin geriye gitmesi anlamına gelir.

Unutmayın, Birliği kaybederseniz, sadece sandıktaki gücü değil, gelecekte “biz de vardık” deme hakkınızı da kaybedersiniz.

Bilin ki, bugünkü inat ve kibir, yarının sessizliği ve pişmanlığı olacak.

                                           **************

DENK PARTİSİ’DEKİ GELİŞMELER

Van Baarle’nin adaylığa dönüşü için çalışmalar yapılıyor

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, boek, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK Partisi Genel Başkanı Ejder Köse, adaylıktan geri çekilmesi ile büyük bir krize yol açan Stephan van Baarle’nin adaylığa dönüşü için çağrı yaptı.
DENK yönetiminden yapılan açıklamada, krizin çözülmesi için birçok öneride bulunulduğunu, bunlar arasında olağanüstü genel kurulda iki farklı liste seçeneği sunmak, ilk üç sırada yetenekli bir kadın adaya yer vermek olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Bu kriz, partinin genel menfaatinden çok, halihazırda görev yapan bir adayın sandalyesini korumaya odaklanmış durumda. Böyle kişisel çıkar kampanyaları, aday listesinin oluşumunda yeri olmayan ve partimize zarar veren girişimlerdir” denildi.

Parti yönetimi, Stephan van Baarle’nin yıllardır partiye kattığı katkıları takdir ettiklerini ancak “ortak ideallerin her zaman kişisel çıkarların üzerinde durduğunu” vurguladı. Yönetim, üyelerin aday listesini belirleme yetkisini tüzük gereği yönetime verdiğini, bu kuralın kayırmacılığı ve güç yoğunlaşmasını engellemek için konduğunu hatırlattı.

Yönetim Kurulu Başkanı Ejder Köse, basına yaptığı sözlü açıklamada, tüzük gereği yönetim kurulu değişikliğinin belirli kurallara bağlı olduğunu söyledi:
Bir yönetim kurulu başkanı tüzük gereği seçilir, yine tüzük gereği görevini bırakır. Her kafası esen yönetimi değiştirmeye kalkamaz. Genel kurul yapılması için üye sayısının yüzde 10’unun imzası gerekir. Ancak o zaman genel kurula gidilir ve seçim yapılır.”

                                                ****************

HET ‘BAH’-TABOE TUSSEN VERLICHTE, DEMOCRATISCHE, PROGRESSIEVE MENSEN EN NATIONALISTEN, RELIGIEUZE, CONSERVATIEVE MENSEN

De DENK-partij, de stem van de Turkse en migranten­gemeenschap in Nederland, schiet zichzelf in de voet.

Toen ik zei: “Laten we DENK steunen”, klonk het: “Wij gaan nooit aan dezelfde tafel zitten met die mensen…”

Toen ik opriep tot eenheid om DENK overeind te houden, kwam het antwoord: “Wij willen niets te maken hebben met die zogenaamde ‘beschaving’-liefhebbers…”

Interne ruzies, grillen, het borstklopperige “wij gaan niet met hen aan tafel”… In welke logica past dit?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY geeft commentaar:

Bülent Ecevit ging, in het landsbelang, zowel met Necmettin Erbakan als met Devlet Bahçeli aan tafel. Politiek is de kunst om met verschillen aan tafel te zitten. Wie denkt u dat u bent om uzelf dat ‘luxe’ toe te kennen?

DENK is niet zomaar een partij; het is het hoogste niveau van vertegenwoordiging van minderheden. Als u dit recht in de prullenbak gooit, moet u morgen niet huilen: “Waarom hoort niemand onze stem?”

Sluit geen deuren. Ga aan tafel. Anders zal deze stem zwijgen door uw stilzwijgen en de geschiedenis zal dat aan u toeschrijven.
Politiek is niet enkel bijeenkomen met gelijkgestemden, maar de kunst om met verschillende opvattingen een gemeenschappelijke basis te vinden.
Tegenwoordig is het krachtigste historische voorbeeld voor wie zegt: “Wij gaan niet met hen aan tafel”, wijlen Bülent Ecevit. Hoewel hij werd beschouwd als hét symbool van links, vormde hij – wanneer het landsbelang dat vereiste – zowel met Necmettin Erbakan als met Devlet Bahçeli een coalitie.

EEN LES IN COMPROMIS VAN ECEVİT

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, Formele kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Dat Ecevit met twee politieke leiders, wiens ideologische lijn sterk afweek van de zijne, een regering kon vormen, was het duidelijkste bewijs van democratische volwassenheid, van een cultuur van compromis, en van het plaatsen van landsbelang boven persoonlijke of partijbelangen.
Dankzij de coalitie met Erbakan in 1974 vond de Vredesoperatie op Cyprus plaats.
De coalitie met Bahçeli in 1999 legde de basis voor zowel economische herstelmaatregelen als het toetredingsproces tot de EU.
Deze voorbeelden tonen aan dat “naast de ander staan” geen verraad aan het vaderland is, maar juist grote voordelen kan opleveren.

EEN TOEKOMST ZONDER DENK BETEKENT EEN STEMLOZE GEMEENSCHAP

Vandaag dreigt DENK, de stem van de Turkse gemeenschap en in bredere zin van migranten in Nederland, ten onder te gaan door interne conflicten.
Na mijn artikel van gisteren “Turken in Nederland moeten trots zijn op en opkomen voor de DENK-partij”, kreeg ik veel steunbetuigingen, maar sommige reacties van vrienden waren ronduit verontrustend.
Sommigen waren zo bevooroordeeld dat ze zeiden: “Hoe kun jij als democraat opkomen voor deze salafistische, Alevi-vijandige mensen?”
Ik heb hen uitgelegd:
Laten we in dit land geen verworven recht en winst verliezen.
Er zijn in Nederland meer dan duizend maatschappelijke organisaties. Natuurlijk hebben velen daarvan waardevol werk verricht; zij hebben onze cultuur, ons geloof en onze solidariteit in stand gehouden. Maar geen enkele heeft het niveau bereikt van een politieke partij.
DENK heeft die drempel wél overschreden; het heeft het recht verworven om landelijk aan verkiezingen deel te nemen.
Een politieke partij kan misschien door een kleine groep mensen worden opgericht, maar om in elk kiesdistrict aanwezig te zijn, heb je jarenlange organisatie, geduld, kaderopbouw en financiële slagkracht nodig.
Vandaag hebben we drie Kamerleden die opkomen voor de rechten van minderheden en moslims; peilingen zeggen dat dit er vijf of zes kunnen worden.
Maar interne ruzies lijken deze winst van ons af te pakken.

SLUIT DEUREN NIET, GA AAN TAFEL

Daarom zeg ik:
Word lid van deze partij, neem deel aan de algemene ledenvergaderingen, strijd om in het bestuur te komen. Breng uw eigen ideeën en kleur naar binnen. Laten we onze verschillen aan tafel oplossen, niet door deuren te sluiten maar door ze te openen.

Afbeelding met Landvoertuig, voertuig, tekst, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Toen ik in 1984 kandidaat werd voor het burgemeesterschap van Mersin namens de Doğru Yol Partisi, kwam ik uit een CHP-familie en was zelfs voorzitter van de CHP Jongerenafdeling geweest. Toen ik de uitnodiging kreeg, accepteerde ik die met de gedachte: “Lokaal bestuur is iets anders dan landelijke politiek.” Mijn doel was om de behoeften van het volk te dienen zonder politieke berekening.

Later deed wijlen Süleyman Demirel mij een aanbod voor het parlementslidmaatschap, maar ik wees dat vriendelijk af: “Terugkeren uit Nederland is nu niet meer mogelijk.”

Ik bewees al 41 jaar geleden dat ik gematigd was.
Vandaag sta ik nog steeds op hetzelfde punt: gematigdheid, dialoog, gezond verstand…
Zonder die drie wordt politiek slechts een arena van vruchteloze ruzies.
Als DENK zich niet herpakt, zal de gemeenschap die zij vertegenwoordigt een krachtige stem verliezen. Nu is het moment om zonder te kijken naar wie ‘extreem’ en wie ‘gematigd’ is aan tafel te gaan zitten en ons op gemeenschappelijke doelen te verenigen.

DE WAARDE VAN EEN POLITIEKE PARTIJ

Doe het niet, vrienden… Laten we in Nederland geen verworven recht en winst verliezen.
Er zijn meer dan duizend maatschappelijke organisaties; zij hebben onze cultuur, onze solidariteit en onze identiteit in stand gehouden. Maar geen enkele heeft het recht verworven om als politieke entiteit in het parlement vertegenwoordigd te zijn en landelijk aan verkiezingen deel te nemen.
DENK is precies op dat punt een mijlpaal: het is uit de grenzen van een NGO getreden en een institutionele politieke structuur geworden; het haalde stemmen bij de stembus en vond een plek in het parlement.
Om als politieke partij landelijk mee te doen, moet je een organisatie opbouwen, een sterk team vormen, financiële fundamenten leggen, een netwerk van vrijwilligers opzetten en jarenlang het draagvlak in de gemeenschap levend houden.
Vandaag hebben we drie Kamerleden die de rechten van minderheden en de moslimgemeenschap verdedigen. Peilingen voorspellen dat dit aantal kan stijgen naar vijf of zes. Maar interne ruzies kunnen deze winst vernietigen.
Daarom zeg ik: Doe mee aan deze politieke strijd! Word lid van de partij, zorg dat u inspraak heeft op de ledenvergadering, strijd om een plaats in het bestuur. Breng uw kleuren, ideeën en hoop naar die tafel.
Vergeet niet dat partijlidmaatschap veel meer is dan maatschappelijke organisatie: het is het recht om vertegenwoordigd te worden, om de stem van de gemeenschap te zijn en om deel te nemen aan de besluitvorming over de toekomst.

Stemmen en achterban van DENK in Nederland (2017–2023)

DENK werd in de Tweede Kamer gekozen als eerste partij van migranten­afkomst met 2,1% van de stemmen in 2017, goed voor drie zetels. Dat was een historische stap, niet alleen voor de Turkse gemeenschap, maar voor alle minderheden in het land.
Bij de verkiezingen van 2021 bleef het percentage stabiel op 2,0% en behield de partij haar drie zetels. In 2023 steeg het naar 2,37% en opnieuw drie zetels. Hoewel deze percentages klein lijken, is dit in een land als Nederland met een zeer concurrerend meerpartijenstelsel een grote prestatie; verschuivingen van slechts 0,1% kunnen de Kamerverhoudingen veranderen.
Opvallend is vooral het succes van DENK in de grote steden. In sommige wijken van Rotterdam haalde de partij 35–40%, terwijl in Amsterdam en Utrecht in wijken met veel migranten de percentages 25–30% bereikten. Dit toont aan dat de partij landelijk klein, maar in bepaalde gebieden zeer sterk is.
Het grootste deel van de stemmen komt van Turkse en Marokkaanse migranten, maar de partij krijgt ook steun van Nederlandse linkse kiezers, vooral jongeren die gevoelig zijn voor het bestrijden van racisme en discriminatie. Deze gemengde achterban laat zien dat DENK niet slechts een “etnische partij” is, maar een inclusieve politieke beweging met een waarden­programma.

Dit hele beeld bevestigt mijn woorden: “Een partij oprichten is makkelijk, maar het recht verkrijgen om landelijk mee te doen is zeer moeilijk.”
DENK is de hoogste vorm van politieke vertegenwoordiging die minderheden in Nederland tot nu toe hebben bereikt.
Daarom betekent het verliezen van deze winst door interne ruzies niet alleen het verlies van een partij, maar ook een terugval van een hele maatschappelijke strijd.
Onthoud: als u de eenheid verliest, verliest u niet alleen uw kracht in het stemhokje, maar ook het recht om in de toekomst te zeggen: “Wij waren er ook.”
Weet dat de koppigheid en trots van vandaag, de stilte en spijt van morgen zal zijn.

                                               **********

CRISIS BINNEN DENK: TERUGKEER VAN BAARLE ALS KANDIDAAT IN BEELD

DENK bevindt zich in een politieke storm na de terugtrekking van Stephan van Baarle als kandidaat. Partijvoorzitter Ejder Köse heeft nu een oproep gedaan om Van Baarle alsnog terug te laten keren op de kandidatenlijst.

Volgens een verklaring van het partijbestuur zijn er verschillende voorstellen gedaan om de impasse te doorbreken. Zo wordt gedacht aan het presenteren van twee aparte lijsten tijdens een bijzondere algemene vergadering en aan het opnemen van een getalenteerde vrouwelijke kandidaat in de top drie.

Het bestuur stelt echter dat de crisis vooral draait om het behoud van een individuele zetel, en niet om het belang van de partij als geheel. “Campagnes die gericht zijn op persoonlijke belangen horen niet thuis bij het samenstellen van de lijst en schaden onze partij,” aldus het bestuur.

Hoewel de bijdragen van Van Baarle aan de partij worden erkend, benadrukt het bestuur dat “gemeenschappelijke idealen altijd boven persoonlijke belangen moeten staan.” Daarbij wijst het op de partijstatuten, waarin staat dat het vaststellen van de kandidatenlijst expliciet een bestuursbevoegdheid is, bedoeld om vriendjespolitiek en machtsconcentratie te voorkomen.

Partijvoorzitter Köse verduidelijkte tegenover de pers dat bestuurswisselingen niet zomaar mogelijk zijn: “Een voorzitter wordt volgens de statuten gekozen en verlaat zijn functie eveneens volgens diezelfde regels. Het bestuur kan niet naar willekeur worden vervangen. Voor het bijeenroepen van een algemene vergadering is de steun van minstens 10 procent van de leden vereist. Pas dan kan er daadwerkelijk een stemming plaatsvinden.”

 

HOLLANDA TÜRKLERİ, YÜZLERİNİN AKI OLAN DENK PARTİSİ’NE SAHİP ÇIKMALI

HOLLANDA TÜRKLERİ, YÜZLERİNİN AKI OLAN DENK PARTİSİ’NE SAHİP ÇIKMALI

Partinin siyasi lideri Stephan van Baarle adaylıktan çekildiğini açıkladı

DENK’in kaderi, iç kavgaların değil, ortak hedeflerin belirleyeceği bir yolda çizilmeli.

Eğer bugün toparlanmazsa, yarın çok geç olabilir.

Bugün atılacak doğru adımlar, hem partiyi hem de temsil ettiği toplulukları yeniden ayağa kaldırabilir

(Yazının Hollandacası en altta.
Nederlandse versie is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Haber-Yorum: İlhan KARAÇAY

Hollanda siyasetinin son yıllarda en dikkat çeken partilerinden DENK, seçimlere iki ay kala tarihinin en ciddi krizlerinden birini yaşıyor.
Dün akşam saatlerinde, partinin siyasi lideri Stephan van Baarle, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla aday listesinden çekildiğini duyurdu. Van Baarle, “Parti yönetiminin tarzı, liste lideri rolümü imkânsız hâle getirdi. DENK’in huzura ihtiyacı var. Parti hepimizden büyüktür. Bu konuda başka açıklama yapmayacağım” ifadelerini kullandı.

Afbeelding met kleding, microfoon, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu şok açıklama, hem parti içinde hem de kamuoyunda deprem etkisi yarattı. Seçim kampanyasının en güçlü yüzlerinden biri olarak görülen Van Baarle’nin çekilmesi, sadece liderlik boşluğu değil, aynı zamanda partinin geleceği için de büyük bir soru işareti doğurdu.

DESTEKLER VE TEPKİLER

Açıklamanın hemen ardından, milletvekilleri İsmail el Abassi ve Doğukan Ergin, Van Baarle’ye destek mesajları yayımladı. Yönetim Kurulu’nu “kaba ve aşağılayıcı” davranışlarla suçlayan iki isim, partinin acilen istikrara kavuşması gerektiğini vurguladı.

Kuzu vertrok door grensoverschrijdende relatie met medewerkster'

DENK’in kurucu liderlerinden Tunahan Kuzu da sessizliğini bozdu ve X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Partiye yıllarca emek vermiş bir ismin bu şekilde harcanması kabul edilemez” diyerek Genel Başkan Ejder Köse’ye açıkça istifa çağrısı yaptı.

Sosyal medyada ise Van Baarle’ye yönelik destek mesajları öne çıktı. Birçok kullanıcı, “haksızlığa uğramış gerçek lider” söylemini dile getirerek, onun yokluğunda kampanyanın zor geçeceğini belirtti.

İÇ ÇEKİŞMELERİN GÖLGESİNDE BİR PARTİ

Afbeelding met person, kleding, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu gelişmeler, zaten bir süredir parti içinde yaşanan gerilimleri daha görünür hâle getirdi.
Geçtiğimiz haftalarda, kurucu liderlerden Tunahan Kuzu’nun yeniden sahneye çıkma çabaları, parti içinde farklı kutupların oluşmasına yol açmıştı. Kulislerde, Kuzu’nun eski yakın çalışma arkadaşları üzerinden yeniden etkili olmaya çalıştığı, Başkan Köse’nin ise buna karşı sert bir tavır aldığı konuşuluyordu.

Dogukan Ergin | Nederlandse Vereniging voor Raadsleden
Bir diğer kriz, milletvekili Doğukan Ergin’in seçilebilir sıraya konulmamasıyla başlamış, bağış toplama yöntemleri ve iletişim sorunları nedeniyle yönetimle arası açılmıştı.
Tüm bu tartışmalar, kamuoyunda “DENK kendi içinde kavga eden bir partiye dönüştü” algısını güçlendirdi.

BU KAVGA NASIL BİTERSE BİTSİN…

Seçimlere iki ay kala, bu kavganın galibi ya da mağlubu olsa da, nihayetinde bir aday listesi ortaya çıkacak. İşte asıl mesele bundan sonrası…

Küsler mutlaka olacaktır. Ama bu küsler, kin besleme yerine partinin güçlenmesi için en azından köstek olmamayı tercih etmelidir. Tabii ki tam destek vermek çok daha iyidir.

Aday listesinde 5, 6 veya 7’nci sıralarda olmak, kimseyi korkutmamalıdır. Zira seçimlerde sürpriz sonuçlar, tercih oyları ve kampanya performansı, bu sıraları da seçilebilir hâle getirebilir.

DENK SADECE GÖÇMENLERİN PARTİSİ OLMAMALI

DENK’in kuruluş ruhu, yalnızca göçmen kökenlileri değil, her türlü ayrımcılığa uğramış kesimleri savunmaktı. Parti, bugüne kadar bu vizyonu kısmen korudu; ancak hâlâ toplumun geniş kesimlerinde “Türk partisi” algısını yıkabilmiş değil.

Oysa doğru mesajlarla ve kapsayıcı bir kadroyla, yerli Hollandalı seçmenlerden de oy alınabilir. Bu potansiyelin gerçekleşebileceğine inancım tamdır.

AKİL İNSANLAR GÖREVE

Şimdi, akil insanlarımızın bir araya gelerek hem parti yönetimine hem de adaylara yol göstermesi gerekir. Seçime çok az zaman kaldı. Birlik ruhu yeniden tesis edilmeli, kırgınlıklar tamir edilmeli, kamuoyuna “parti hepimizden büyüktür” mesajı verilmelidir.

Unutmayalım: DENK, sadece bir partinin adı değil, Hollanda’daki azınlıkların ve ayrımcılıkla mücadele edenlerin sembolüdür. Bu sembol, kişisel hırslarla değil, ortak akılla güçlenir.

SON SÖZÜM:

DENK’in kaderi, iç kavgaların değil, ortak hedeflerin belirleyeceği bir yolda çizilmeli. Eğer bugün toparlanmazsa, yarın çok geç olabilir. Ama bugün atılacak doğru adımlar, hem partiyi hem de temsil ettiği toplulukları yeniden ayağa kaldırabilir.

NOT: Türk medyasından bazıları, “Stephan van Baarle Genel Başkanlıktan istifa etmiştir” ibaresini kullandılar. Van Baarle ‘Genel Başkan’ değidir. Siyasi liderdir yani Fraksiyon Başkanı ve Liste birincisi. İstifa söz konusu değil. Sadece adaylıktan çekilmiştir. Seçime kadar siyasi liderliği devam edecektir.
Partinin Genel Başkanı ise Ejder Köse’dir.

                                                        *****************

NEDERLANDSE TURKEN MOETEN PARTIJ DENK, HUN EERBEELD, STEUNEN

Politiek leider Stephan van Baarle kondigt aan zich terug te trekken als kandidaat

Het lot van DENK moet worden bepaald door gezamenlijke doelen, niet door interne ruzies.

Als men zich vandaag niet herpakt, kan het morgen te laat zijn.

De juiste stappen die vandaag worden gezet, kunnen zowel de partij als de gemeenschappen die zij vertegenwoordigt, nieuw leven inblazen.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Nieuws-Commentaar: İlhan KARAÇAY

DENK, een van de meest opvallende partijen in de Nederlandse politiek van de afgelopen jaren, beleeft op twee maanden voor de verkiezingen een van de ernstigste crises in haar geschiedenis.
Gisteravond maakte politiek leider Stephan van Baarle via zijn sociale media bekend dat hij zich terugtrekt van de kandidatenlijst. Van Baarle zei: “De stijl van het partijbestuur heeft mijn rol als lijsttrekker onmogelijk gemaakt. DENK heeft rust nodig. De partij is groter dan wij allemaal. Ik zal hier verder geen verklaring over afleggen.”

Afbeelding met kleding, microfoon, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Deze schokkende aankondiging veroorzaakte zowel binnen de partij als in de publieke opinie een aardbeving. Het vertrek van Van Baarle, gezien als een van de sterkste gezichten van de verkiezingscampagne, betekent niet alleen een leiderschapsvacuüm, maar roept ook grote vraagtekens op over de toekomst van de partij.

STEUN EN REACTIES
Direct na de aankondiging spraken Kamerleden İsmail el Abassi en Doğukan Ergin hun steun uit voor Van Baarle. Zij beschuldigden het bestuur van “grof en vernederend” gedrag en benadrukten dat de partij dringend stabiliteit nodig heeft.

Kuzu vertrok door grensoverschrijdende relatie met medewerkster'

Een van de oprichters van DENK, Tunahan Kuzu, verbrak eveneens zijn stilte en riep via X openlijk op tot het aftreden van partijvoorzitter Ejder Köse: “Het is onaanvaardbaar dat iemand die jarenlang voor de partij heeft gewerkt, op deze manier wordt afgedankt.”

Op sociale media overheersten steunbetuigingen aan Van Baarle. Velen noemden hem “de echte leider die onrecht is aangedaan” en voorspelden dat de campagne zonder hem veel moeilijker zal worden.

EEN PARTIJ IN DE SCHADUW VAN INTERNE STRIJDEN

Afbeelding met person, kleding, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Deze ontwikkelingen hebben de spanningen binnen de partij, die al enige tijd sluimerden, zichtbaarder gemaakt.
De pogingen van medeoprichter Tunahan Kuzu om de afgelopen weken weer op het toneel te verschijnen, hebben geleid tot het ontstaan van verschillende kampen binnen de partij. Achter de schermen werd gezegd dat Kuzu via oude vertrouwelingen opnieuw invloed probeerde uit te oefenen, terwijl voorzitter Köse hier fel tegenin ging.

Dogukan Ergin | Nederlandse Vereniging voor Raadsleden

Een ander conflict ontstond toen Kamerlid Doğukan Ergin niet op een verkiesbare plaats werd gezet. Door discussies over fondsenwerving en communicatieproblemen verslechterde ook zijn relatie met het bestuur.
Al deze ruzies versterkten in de publieke opinie het beeld dat “DENK een partij is die alleen maar intern vecht”.

HOE DEZE STRIJD OOK AFLOOPT…
Met nog twee maanden te gaan tot de verkiezingen, zal er uiteindelijk – ongeacht wie er wint of verliest – een kandidatenlijst moeten komen. Het echte vraagstuk begint daarna…
Er zullen onvermijdelijk mensen gekwetst zijn. Maar deze gekwetsten zouden er goed aan doen de partij niet te dwarsbomen, maar juist – indien mogelijk – volledig te steunen.

Een plaats als nummer 5, 6 of 7 op de lijst hoeft niemand af te schrikken. Onverwachte verkiezingsresultaten, voorkeurstemmen en een sterke campagne kunnen ook deze posities verkiesbaar maken.

DENK MAG NIET ALLEEN EEN MIGRANTENPARTIJ ZIJN
De oprichtingsgeest van DENK was het verdedigen van niet alleen mensen met een migratieachtergrond, maar ook alle groepen die te maken hebben met discriminatie. De partij heeft deze visie tot op zekere hoogte behouden, maar heeft het beeld van “Turkse partij” in brede lagen van de samenleving nog steeds niet kunnen doorbreken.

Met de juiste boodschap en een inclusief team kan DENK ook stemmen winnen van autochtone Nederlanders. Ik heb er volledig vertrouwen in dat dit potentieel kan worden gerealiseerd.

WIJZE MENSEN MOETEN IN ACTIE KOMEN
Nu is het moment voor onze wijze mensen om samen te komen en zowel het bestuur als de kandidaten te adviseren. Er is nog maar weinig tijd tot de verkiezingen. De eenheid moet worden hersteld, wonden moeten worden geheeld en aan het publiek moet de boodschap worden gegeven: “De partij is groter dan wij allemaal.”

Laten we niet vergeten: DENK is niet alleen de naam van een partij, maar het symbool van minderheden en van hen die strijden tegen discriminatie in Nederland. Dit symbool wordt versterkt door gezamenlijk verstand, niet door persoonlijke ambities.

MIJN LAATSTE WOORD:
Het lot van DENK moet worden bepaald door gezamenlijke doelen, niet door interne ruzies. Als men zich vandaag niet herpakt, kan het morgen te laat zijn. Maar de juiste stappen die vandaag worden gezet, kunnen zowel de partij als de gemeenschappen die zij vertegenwoordigt, nieuw leven inblazen.

OPMERKING: Sommige Turkse media hebben geschreven: “Stephan van Baarle is afgetreden als partijvoorzitter.” Dit klopt niet. Van Baarle is geen partijvoorzitter, maar politiek leider, dat wil zeggen fractievoorzitter en lijsttrekker. Er is geen sprake van aftreden; hij heeft zich enkel teruggetrokken als kandidaat. Tot de verkiezingen blijft hij politiek leider.
De partijvoorzitter is Ejder Köse.

ÇUKUROVA ULUSLARARASI HAVALİMANI İLK YILINDA 5 MİLYONU AŞTI!

ÇUKUROVA ULUSLARARASI HAVALİMANI İLK YILINDA 5 MİLYONU AŞTI!

Ne oldu Şakirpaşa itirazcıları?

“Hemşehricilik ilkel bir davranıştır. Önemli olan tüm yöreye hizmettir.”
“Atı alan Üsküdar’ı değil, Yenice’yi geçti.”
“Donkişot gibi yel değirmenlerine saldıranların çığırtkanlığı boşa gidecek.”
“Yatırıma karşı çıkanlar, aslında kendi memleketine ihanet ediyor.”

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Yıllarca Adana-Mersin çekişmesinin, hemşehricilik ilkelliğinin ve Donkişotvari çıkışların gölgesinde kalan ve tam 13 yıl boyunca türlü bahanelerle geciktirilen, kimi zaman ihale oyunlarına, kimi zaman da Adana-Mersin çekişmesine kurban edilmek istenen Çukurova Uluslararası Havalimanı, açılışının ardından geçen ilk 12 ayda, yap-işlet-devret sözleşmesinde öngörülen yıllık 2 milyon 700 bin yolcu garantisinin neredeyse iki katını yakalayarak, 5 milyon 100 bin yolcuya hizmet verdi.

Afbeelding met weg, buitenshuis, gras, auto Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu sayılar, yıllarca “Bu havalimanı kifayetsizdir, yatırım israftır” diyenlerin kulaklarında patlayan birer kalkış sesi oldu.
Ve evet, bir kez daha söylüyorum: Atı alan Üsküdar’ı değil, Yenice’yi geçti!

O ESKİ İTİRAZLAR…

Hatırlayalım:

“Adana Şakirpaşa Havalimanı’nı yedirmeyiz” diyen siyasetçiler,
“35 kilometre ötede havalimanı mı olur?” diyen sosyal medya yorumcuları,
“Müşteri kaybederiz” endişesiyle sokağa dökülen bazı esnaflar,
Ve hepsinin üzerinde, Adana-Mersin rekabetini hemşehricilik ateşiyle körükleyenler…

Afbeelding met weg, buitenshuis, scène, infrastructuur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bugün gelinen noktada, Şakirpaşa Havalimanı’nın yerine geçen bu modern tesis, yalnızca Mersin’e değil, Adana’ya, Tarsus’a, Osmaniye’ye, Hatay’a, tüm Çukurova’ya hizmet veriyor. Ulaşım kolaylaştı, ticaret hızlandı, turizm canlandı.

O ESKİ TARTIŞMALAR…

Yıllar önce, projenin sürüncemede kaldığı dönemde “Atı alan Yenice’yi geçecek” dediğimde bazıları alay etmişti. “Yenice nere, Üsküdar nere” diye gülüşenler olmuştu.
Bugün o esprinin gerçek olduğunu bizzat uçakların tekerlekleri pistte ispatlıyor.
Hatırlarsınız, “hemşehricilik ilkelliği” dediğim bu tavırlar, Adana-Mersin arasındaki doğal rekabeti bazen dostane bir yarıştan çıkarıp, gelişmenin önünde duvara dönüştürüyordu.

FACEBOOK ARŞİVİNDEN RENKLİ TEPKİLER

Projenin geciktiği yıllarda sosyal medya yorumları adeta bir “hemşehricilik panayırı” gibiydi:

“Adana’nın havaalanı kapanıyor, tren garı da giderse şaşmam!”
“Mersin’e kaptırdık, geçmiş olsun.”
“Adana’yı Mersin’in ilçesi yapsınlar, olsun bitsin.”
“Şalgam, kebap, şırdan bize yeter.”

ESKİ VE YENİ GÖRÜNTÜLER

Afbeelding met panorama, auto, gebouw, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijvingAdana Şakirpaşa Havalimanı’na şehir içindeki gidiş yolundan, bekeleme salonunda çay kahve içilecek bir yer olmadığından, bekleme salonundaki kalabalıktan şikâyetçi olanlar (üstteki fotoğraflar), şimdilerde, yeni havalimanındaki modern görüntüye sevinmektedirler (Alttaki fotoğraflar).

Afbeelding met kleding, persoon, person, mensen Automatisch gegenereerde beschrijving

Şakirpaşa’da, açılmayan bir kafeterya varken, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nda, 10’nunu fotoğrafladığım 15 yeme içme mekânı var. (Altta)
Afbeelding met panorama, gebouw, schermopname, Winkelcentrum Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Afbeelding met panorama, panoramisch, schermopname Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bugün, o yorumlar tatlı bir tebessümden öteye gitmiyor. Çünkü gerçek şu:
Bu havalimanı, iki kentin de kazancı.

TURİZM, TİCARET VE GURBETÇİ SEVİNCİ

*Narenciye, sebze, meyve, çiçek… Sabah tarladan çıkıp, akşam Avrupa pazarında.
*Turizm operatörleri, yaz sezonunda bölgeye daha fazla yabancı turist getiriyor.
*Gurbetçiler, aktarmasız direkt uçuş konforuyla memleketlerine kavuşuyor.

Mersin’in sahilleri, Adana’nın mutfağı, Tarsus’un tarihi…
Hepsi, bu pistten kalkan her uçakla biraz daha dünyaya açılıyor.

GECİKMENİN ARDINDAN GELEN REKOR

Çukurova Uluslararası Havalimanı İlk Yılında 5 Milyon Yolcu - Akdeniz Haber, Akdeniz Haberleri, Akdeniz Gündem | Akdeniz Gazetesi

Açılışı 10 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan havalimanı, ilk yılında 30 binden fazla uçuş gerçekleştirdi.
İç hatlarda İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bodrum, Trabzon ve Van’a; dış hatlarda ise Almanya’nın 9 kentine, İngiltere Londra’ya, KKTC Lefkoşa’ya, Lübnan Beyrut’a, Karadağ Podgorica’ya, Suudi Arabistan Medine’ye, Mısır Şarm El-Şeyh’e, BAE Dubai’ye, Rusya Moskova’ya, Makedonya Üsküp’e, Azerbaycan Bakü’ye, Hollanda Amsterdam’a ve Arnavutluk Tiran’a direkt uçuşlar yapıldı.

Böylece, “Bu havalimanı boş kalır” diyenlerin yüzüne, bilet kontrol bankolarındaki uzun kuyruklar, apronlardaki dolu park alanları ve bavullarını taşıyan mutlu yolcular en güzel cevabı verdi.

GELECEK HEDEFLERİ

İlk yıl 5 milyon olan yolcu sayısının, önümüzdeki 3 yıl içinde 7 milyona ulaşması bekleniyor.
Kargo trafiğinin ticaret hacmini iki katına çıkarması öngörülüyor.
Yeni destinasyonlar arasında Afrika ve Asya şehirleri gündemde.

TEKNİK GÜÇ VE KARGO POTANSİYELİ

Afbeelding met Luchtfotografie, gebouw, Vogelperspectief, Stedenbouwkunde Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

800 hektarlık alanda, 110 bin metrekare terminal binası, 3500 metrelik pist, 69 uçaklık park kapasitesi…
56 check-in bankosu, 23 pasaport noktası, 1500 araçlık otopark, modern dinlenme salonları, duty-free mağazaları…
Kargo bölümünün devreye girmesiyle, Türkiye’nin kargoda ikinci büyük HUB’ı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir merkez.
Yatırım: 244,5 milyon euro (kamu kaynağı kullanılmadan)
Devletin 25 yılda alacağı kira: 297 milyon 100 bin euro.

SON SÖZLERİM

Ne oldu Şakirpaşa itirazcıları?
Garantinin 2 milyon 700 bini size fazla gelmişti ya…
İlk yılda 5 milyonu görünce ne hissettiniz?
Donkişot gibi yel değirmenlerine saldıran o eski çığırtkanlığınız, apronun ortasında bekleyen dolu uçaklara bakarken hâlâ geçerli mi?

Benim cevabım net:
Atı alan Yenice’yi geçti…
Bugün, 5 milyon 100 bin yolcunun biniş kartına bakarak hepsine tek bir cevap veriyorum:
Burası ne Adana’nın, ne Mersin’in, Çukurova’nın havalimanı…

…Ve bu pistten kalkan uçaklar, yalnızca Çukurova’nın değil, Türkiye’nin geleceğini kanatlandırdı.

                         ***************

İki komşu ve kardeş şehir olan Adana ve Mersin’in sakinleri arasında sükûnetin sağlanması adına, danışmanım ve sırdaşım “Gölge Adam” ile gerçekleştirdiğim eski bir röportajımı sizler için yineliyorum:

İŞTE O RÖPORTAJ:

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving

KARAÇAY: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara kapanması konusunda, memnun olanlar ve olmayanlar, hatta çok kızanlar oldu. Malumunuz, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın serüveni hiç de olumlu değildi. Yıllarca sürüncemde kaldı. Bunun nedenlerinden biri de, Adana kodamanlarının (Yüksek yönetici ve politikacılar) baltalama iddiasıydı. Bu konuda ben de çok yorum yazdım. Şimdi, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılmasından sonra, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara kapanması, pek çok Adanalı’yı kızdırdı ve sokaklara döktü. Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın, gerek Çukurovalılara ve gerekse Türkiye’ye yararlarını gözardı ederek, köhneleşmiş olduğu ileri sürülen Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara da açık olmasını isteyenler, pek çok iddia öne sürüyorlar. Çağımızda böylesi modern bir havalimanının devreye girmesi tabii ki memnuniyet verici olmalıdır.
Tabii ki onyıllarca şehir merkezinde bulunan havalimanından yararlanmış olanlar, şimdi her şeylerini kaybettikleri için kızmaktadırlar. Buna karşın, medeniyetin getirdiği bazı değişiklikler de değerlendirilmelidir. Örneğin, şehir içlerinden geçen yolların, otoban haline getirilmesinden sonra, şehir içinden otomobiller, otobüsler ve TIR’lar geçmez olunca, oradaki esnaflar iflas ettiler. Bu da medeniyetin ve gelişmenin cilvesidir. Benim gizli sırdaşım ve danışmanım olarak bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız?

GÖLGE ADAM:Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması üzerine yaşanan tartışmalar, bir kentin modernleşme süreci ile yerel halkın geçmişe dayalı alışkanlıkları arasında sıkışan duygusal bir gerilim yaratmış görünüyor. Bu durum, sadece bir havalimanı değişikliği meselesi değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm, gelişim ve yerel ekonominin yeniden şekillendirilmesi sürecidir. Bu bağlamda, memnun olanlar ve kızanlar arasındaki dengeyi sağlamak, medeniyetin getirdiği değişimleri doğru bir perspektiften değerlendirerek yapılabilir.

KARAÇAY: Memnun olanlar ve kızanlar arasında nasıl bir denge kurulabilir?

GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgenin uluslararası erişimini artıracak ve Çukurova bölgesinin ekonomik ve turistik potansiyelini yükseltecek önemli bir adım olarak görülmelidir. Daha büyük, daha modern ve daha donanımlı bir havalimanının faaliyete geçmesi, bölgenin büyümesine katkıda bulunacaktır. Bu bakış açısı, özellikle iş dünyası ve uluslararası bağlantılara önem veren kesimler tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.

Adana Şakirpaşa Havalimanı yıllardır şehir merkezine yakınlığı ile yerel halkın hayatında önemli bir yer tutuyordu. Bu havalimanının kapanması, şehirdeki belirli bölgelerde alışkanlıkların kökten değişmesine neden olacak. Özellikle havalimanı çevresindeki esnaflar ve ulaşım hizmetleri bu değişimden olumsuz etkilenebilir. Ancak, bu değişiklikler büyük projelerle karşılaşan birçok şehirde yaşanmış, zamanla yeni fırsatlar doğurmuştur.

Şehir merkezlerinden geçen otoyolların genişletilmesi gibi örneklerde olduğu gibi, büyük altyapı değişiklikleri kısa vadede olumsuz etkiler yaratabilir, ancak uzun vadede daha geniş faydalar sağlayabilir. Yeni havalimanının, bölgedeki ulaşımı kolaylaştıracak yeni altyapı projeleri ile birlikte değerlendirilmesi, iş ve turizm açısından yeni fırsatlar yaratabilir.

Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasıyla birlikte ortaya çıkan hoşnutsuzluğu anlamak önemlidir. Bu noktada, yerel halkın kaygılarına duyarlılık gösteren bir iletişim stratejisi geliştirilmeli, yeni havalimanının getireceği faydalar somut örneklerle anlatılmalıdır. Aynı zamanda, Şakirpaşa Havalimanı’nın yerine geçecek projeler ve bu bölgedeki yeni yatırımlar konusunda halk bilgilendirilmelidir.

Şakirpaşa Havalimanı’nın tamamen kapatılması yerine, bazı özel veya kargo uçuşlarına açılması gibi çözümler de göz önünde bulundurulabilir. Bu, hem bölge halkını memnun edebilir hem de yeni havalimanının tam kapasite çalışmasına engel olmaz.

KARAÇAY: Bu konuda son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması, bölgeye büyük bir ekonomik ivme kazandırabilir. Ancak bu sürecin yerel halk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için, Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasına yönelik kaygıları göz önünde bulundurarak dengeleyici adımlar atılmalıdır. Uzun vadeli planlamalar ve yerel halkın ihtiyaçlarına yönelik projeler ile memnun olanlar ve kızanlar arasında ortak bir çözüm sağlanabilir.

Bu tür büyük değişimlerin, kısa vadeli olumsuz etkilerle birlikte, zamanla daha geniş bir fayda yaratma potansiyeline sahip olduğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda, yerel halkın kaygılarına kulak vererek, olumlu değişimleri anlatmak, sizin de belirttiğiniz gibi bu süreci daha sağlıklı yönetmek açısından kritik olacaktır.

KARAÇAY: Adana ve Mersin, komşu ve kardeş şehirler olmasına rağmen, kıyasıya bir rekabet savaşı içindedir. Bu rekabet, sportif, kültürel ve iş dallarında sürmektedir. En son olarak, Mersin’e inşa edilemesi beklenen Konteyner limanının, Adana Ymurtalığa inşa edilmesi kararlaştırıldı. Bu kez de Mersinliler ‘Eyvah elimizden kaçırdık’ feryatları yükselttiler. Tıpkı Adanalıların, ‘Havalimanını kaçırdık’ feryatları gibi. Bazen hoş olan bu tartışmaların yapılmaması konusunda ne yapılması gerektiği hakkında da bir şeyler yazar mısınız?

GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki dinamik ilişkiyi yansıtan uzun soluklu bir olgudur. Bu rekabet, sportif etkinliklerden kültürel faaliyetlere, ticari yatırımlardan altyapı projelerine kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Ancak, bu rekabetin bazen yapıcı olmaktan çıkıp her iki şehirde de memnuniyetsizliğe ve hatta gerginliğe yol açtığı durumlar da gözlemlenmektedir. Örneğin, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması ve Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması süreci ya da Mersin’de inşa edilmesi planlanan konteyner limanının Yumurtalık’a kaydırılması gibi olaylar, şehirler arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır.
Bu tür tartışmaların yapıcı bir zemine oturtulabilmesi ve şehirlerarası rekabetin daha olumlu bir yöne evrilmesi için bazı stratejiler geliştirilebilir. İşte bu konuda atılabilecek adımlar:

Ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri geliştirmek

Adana ve Mersin, Akdeniz’in iki önemli şehri olarak birbirlerini tamamlayıcı nitelikte projeler geliştirebilirler. Bu iki şehrin rekabetini azaltmanın ve hatta daha pozitif bir hale getirmenin yolu, ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri yaratmaktan geçer. Örneğin, Adana ve Mersin arasındaki ulaşım ve lojistik ağlarının güçlendirilmesi, her iki şehrin de ekonomik potansiyelini artırabilir. Ayrıca, turizm, tarım ve sanayi gibi alanlarda ortak girişimler başlatılarak, her iki şehrin de kazanacağı bir işbirliği ortamı oluşturulabilir.

Şehirlerarası Rekabeti Olumlu Hale Getirmek

Rekabet kaçınılmazdır, ancak bu rekabeti daha olumlu bir zemine çekmek mümkündür. Sportif ve kültürel alanlardaki rekabet, dostane yarışmalar ve etkinlikler aracılığıyla daha keyifli ve yapıcı bir şekilde sürdürülebilir. Örneğin, Adana ve Mersin arasında düzenlenen spor turnuvaları, festivaller ve kültürel etkinlikler, rekabeti daha dostane bir hale getirebilir. Bu tür etkinlikler, şehirler arasındaki bağları güçlendirirken, rekabetin zararsız ve eğlenceli bir biçimde sürdürülmesine olanak tanır.

Bölgesel Kalkınma Stratejileri

Bölgesel kalkınma stratejileri çerçevesinde, her iki şehrin de güçlü yanlarını ön plana çıkaran bir planlama yapılabilir. Bu stratejilerde, bölgesel kaynaklar ve ekonomik potansiyel göz önünde bulundurularak, Adana ve Mersin’in birbirini tamamlayan şehirler olarak değerlendirilmesi sağlanabilir. Örneğin, Mersin’in liman ve lojistik kapasitesi ile Adana’nın sanayi ve tarım potansiyeli birlikte düşünülerek bir kalkınma modeli geliştirilebilir.

Yerel Yönetimlerin ve STK’ların Rolü

Adana ve Mersin’deki yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bu rekabetin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesi için önemli bir rol oynayabilir. Bu kuruluşlar, iki şehir arasında dostluk köprüleri kurarak, ortak çıkarlar doğrultusunda hareket edebilirler. Ayrıca, yerel yönetimler arasındaki diyalog ve işbirliği artırılarak, rekabetin zarar verici bir hal almasının önüne geçilebilir.

Medya ve Toplumun Duyarlılığı

Yerel medya, şehirler arasındaki rekabeti körüklemek yerine yapıcı bir rol üstlenebilir. Medyanın dili ve üslubu, iki şehir arasındaki ilişkilerin niteliğini büyük ölçüde etkileyebilir. Aynı şekilde, toplumda da rekabetin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik bir farkındalık oluşturulabilir. Şehirlerarası rekabetin doğal bir süreç olduğu ancak bu sürecin her iki tarafın da yararına olacak şekilde yönetilmesi gerektiği bilinci yaygınlaştırılabilir.

KARAÇAY: Bu konuda son olarak ne dersiniz?

GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, bu iki şehrin dinamizmini ve bölgesel gelişimlerini besleyen bir unsur olabilir. Ancak bu rekabetin, gerginlik yaratmak yerine her iki şehrin de kazanacağı bir yapıya bürünmesi için işbirliği, dostane rekabet ve ortak kalkınma stratejileri hayata geçirilmelidir. Bu tür adımlar, hem yerel halkın refahını artıracak hem de bölgenin genel kalkınmasına katkıda bulunacaktır.

KARAÇAY: Bu konuları tartışırken, sırf memleket sevgisi nedeni ile tartışanların yanında, siyasi amaçlı konuşanlar var. Bu gibi konuları siyasallaştıranlar büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu konuda da neler söylemek istersiniz?

GÖLGE ADAM: Memleket sevgisiyle tartışanlar ve konuyu siyasallaştıranlar arasındaki fark, bir kentin geleceği üzerine yapılan tartışmaların doğasını büyük ölçüde değiştirir. Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle yaşadıkları şehri geliştirmek, iyileştirmek ve güzelleştirmek için önerilerde bulunur ve samimi bir şekilde endişelerini dile getirirler. Ancak, bu tür tartışmalar siyasallaştığında, işler karmaşıklaşır ve genellikle asıl mesele arka planda kalır.

Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması üzerine yaşanan tartışmalar, bir kentin modernleşme süreci ile yerel halkın geçmişe dayalı alışkanlıkları arasında sıkışan duygusal bir gerilim yaratmış görünüyor. Bu durum, sadece bir havalimanı değişikliği meselesi değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm, gelişim ve yerel ekonominin yeniden şekillendirilmesi sürecidir. Bu bağlamda, memnun olanlar ve kızanlar arasındaki dengeyi sağlamak, medeniyetin getirdiği değişimleri doğru bir perspektiften değerlendirerek yapılabilir.

KARAÇAY: Memnun Olanlar ve Kızanlar Arasında Denge Kurmak için ne yapılmalıdır?

GÖLGE ADAM: Modernleşme ve Kalkınma Perspektifi: Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgenin uluslararası erişimini artıracak ve Çukurova bölgesinin ekonomik ve turistik potansiyelini yükseltecek önemli bir adım olarak görülmelidir. Daha büyük, daha modern ve daha donanımlı bir havalimanının faaliyete geçmesi, bölgenin büyümesine katkıda bulunacaktır. Bu bakış açısı, özellikle iş dünyası ve uluslararası bağlantılara önem veren kesimler tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.

Adana Şakirpaşa Havalimanı yıllardır şehir merkezine yakınlığı ile yerel halkın hayatında önemli bir yer tutuyordu. Bu havalimanının kapanması, şehirdeki belirli bölgelerde alışkanlıkların kökten değişmesine neden olacak. Özellikle havalimanı çevresindeki esnaflar ve ulaşım hizmetleri bu değişimden olumsuz etkilenebilir. Ancak, bu değişiklikler büyük projelerle karşılaşan birçok şehirde yaşanmış, zamanla yeni fırsatlar doğurmuştur.

Şehir merkezlerinden geçen yolların genişletilmesi gibi örneklerde olduğu gibi, büyük altyapı değişiklikleri kısa vadede olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak uzun vadede daha geniş faydalar sağlayabilir. Yeni havalimanının, bölgedeki ulaşımı kolaylaştıracak yeni altyapı projeleri ile birlikte değerlendirilmesi, iş ve turizm açısından yeni fırsatlar yaratabilir.

Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasıyla birlikte ortaya çıkan hoşnutsuzluğu anlamak önemlidir. Bu noktada, yerel halkın kaygılarına duyarlılık gösteren bir iletişim stratejisi geliştirilmeli, yeni havalimanının getireceği faydalar somut örneklerle anlatılmalıdır. Aynı zamanda, Şakirpaşa Havalimanı’nın yerine geçecek projeler ve bu bölgedeki yeni yatırımlar konusunda halk bilgilendirilmelidir.

Şakirpaşa Havalimanı’nın tamamen kapatılması yerine, bazı özel veya kargo uçuşlarına açılması gibi çözümler de göz önünde bulundurulabilir. Bu, hem bölge halkını memnun edebilir hem de yeni havalimanının tam kapasite çalışmasına engel olmaz.

KARAÇAY: Bu konudaki son sözleriniz nedir?
GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması, bölgeye büyük bir ekonomik ivme kazandırabilir. Ancak bu sürecin yerel halk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için, Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasına yönelik kaygıları göz önünde bulundurarak dengeleyici adımlar atılmalıdır. Uzun vadeli planlamalar ve yerel halkın ihtiyaçlarına yönelik projeler ile memnun olanlar ve kızanlar arasında ortak bir çözüm sağlanabilir.

Bu tür büyük değişimlerin, kısa vadeli olumsuz etkilerle birlikte, zamanla daha geniş bir fayda yaratma potansiyeline sahip olduğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda, yerel halkın kaygılarına kulak vererek, olumlu değişimleri anlatmak, sizin de belirttiğiniz gibi bu süreci daha sağlıklı yönetmek açısından kritik olacaktır.

KARAÇAY: Adana ve Mersin, komşu ve kardeş şehirler olmasına rağmen, kıyasıya bir rekabet savaşı içindedir. Bu rekabet, sportif, kültürel ve iş dallarında sürmektedir. En son olarak, Mersin’e inşa edilemesi beklenen Konteyner limanının, Adana Ymurtalığa inşa edilmesi kararlaştırıldı. Bu kez de Mersinliler ‘Eyvah elimizden kaçırdık’ feryatları yükselttiler. Tıpkı Adanalıların, ‘Havalimanını elimizden kaçırdık’ feryatları gibi. Bazen hoş olan bu tartışmaların yapılmaması konusunda ne yapılması gerektiği hakkında ne dersiniz?

GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki dinamik ilişkiyi yansıtan uzun soluklu bir olgudur. Bu rekabet, sportif etkinliklerden kültürel faaliyetlere, ticari yatırımlardan altyapı projelerine kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Ancak, bu rekabetin bazen yapıcı olmaktan çıkıp her iki şehirde de memnuniyetsizliğe ve hatta gerginliğe yol açtığı durumlar da gözlemlenmektedir. Örneğin, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması ve Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması süreci ya da Mersin’de inşa edilmesi planlanan konteyner limanının Yumurtalık’a kaydırılması gibi olaylar, şehirler arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır.

Bu tür tartışmaların yapıcı bir zemine oturtulabilmesi ve şehirlerarası rekabetin daha olumlu bir yöne evrilmesi için bazı stratejiler geliştirilebilir. İşte bu konuda atılabilecek adımlar:

Ortak Projeler ve Bölgesel İşbirlikleri Geliştirmek

Adana ve Mersin, Akdeniz’in iki önemli şehri olarak birbirlerini tamamlayıcı nitelikte projeler geliştirebilirler. Bu iki şehrin rekabetini azaltmanın ve hatta daha pozitif bir hale getirmenin yolu, ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri yaratmaktan geçer. Örneğin, Adana ve Mersin arasındaki ulaşım ve lojistik ağlarının güçlendirilmesi, her iki şehrin de ekonomik potansiyelini artırabilir. Ayrıca, turizm, tarım ve sanayi gibi alanlarda ortak girişimler başlatılarak, her iki şehrin de kazanacağı bir işbirliği ortamı oluşturulabilir.

Şehirlerarası Rekabeti Olumlu Hale Getirmek

Afbeelding met panorama, schermopname, panoramisch, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving
Adana Portakal Çiçeği Festivali ile Mersin Narenciye Festivali birleştirilerek, dünyanın dört bir yanından gelecek misafirlerle daha görkemli hale getirilebilir ve ortaklaşa spor faaliyatleri de genişletilebilir.

Rekabet kaçınılmazdır, ancak bu rekabeti daha olumlu bir zemine çekmek mümkündür. Sportif ve kültürel alanlardaki rekabet, dostane yarışmalar ve etkinlikler aracılığıyla daha keyifli ve yapıcı bir şekilde sürdürülebilir. Örneğin, Adana ve Mersin arasında düzenlenen spor turnuvaları, festivaller ve kültürel etkinlikler, rekabeti daha dostane bir hale getirebilir. Bu tür etkinlikler, şehirler arasındaki bağları güçlendirirken, rekabetin zararsız ve eğlenceli bir biçimde sürdürülmesine olanak tanır.

Bölgesel Kalkınma Stratejileri

Bölgesel kalkınma stratejileri çerçevesinde, her iki şehrin de güçlü yanlarını ön plana çıkaran bir planlama yapılabilir. Bu stratejilerde, bölgesel kaynaklar ve ekonomik potansiyel göz önünde bulundurularak, Adana ve Mersin’in birbirini tamamlayan şehirler olarak değerlendirilmesi sağlanabilir. Örneğin, Mersin’in liman ve lojistik kapasitesi ile Adana’nın sanayi ve tarım potansiyeli birlikte düşünülerek bir kalkınma modeli geliştirilebilir.

Yerel Yönetimlerin ve STK’ların Rolü

Adana ve Mersin’deki yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bu rekabetin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesi için önemli bir rol oynayabilir. Bu kuruluşlar, iki şehir arasında dostluk köprüleri kurarak, ortak çıkarlar doğrultusunda hareket edebilirler. Ayrıca, yerel yönetimler arasındaki diyalog ve işbirliği artırılarak, rekabetin zarar verici bir hal almasının önüne geçilebilir.

Medya ve Toplumun Duyarlılığı

Yerel medya, şehirler arasındaki rekabeti körüklemek yerine yapıcı bir rol üstlenebilir. Medyanın dili ve üslubu, iki şehir arasındaki ilişkilerin niteliğini büyük ölçüde etkileyebilir. Aynı şekilde, toplumda da rekabetin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik bir farkındalık oluşturulabilir. Şehirlerarası rekabetin doğal bir süreç olduğu ancak bu sürecin her iki tarafın da yararına olacak şekilde yönetilmesi gerektiği bilinci yaygınlaştırılabilir.

KARAÇAY: Bu konudaki son sözleriniz nedir?

GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, bu iki şehrin dinamizmini ve bölgesel gelişimlerini besleyen bir unsur olabilir. Ancak bu rekabetin, gerginlik yaratmak yerine her iki şehrin de kazanacağı bir yapıya bürünmesi için işbirliği, dostane rekabet ve ortak kalkınma stratejileri hayata geçirilmelidir. Bu tür adımlar, hem yerel halkın refahını artıracak hem de bölgenin genel kalkınmasına katkıda bulunacaktır.

KARAÇAY: Bu konuları tartışırken, sırf memleket sevgisi nedeni ile tartışanların yanında, siyasi amaçlı konuşanlar var. Bu gibi konuları siyasallaştıranlar büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu konuda da neler söylemek istersiniz?

GÖLGE ADAM: Memleket sevgisiyle tartışanlar ve konuyu siyasallaştıranlar arasındaki fark, bir kentin geleceği üzerine yapılan tartışmaların doğasını büyük ölçüde değiştirir. Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle yaşadıkları şehri geliştirmek, iyileştirmek ve güzelleştirmek için önerilerde bulunur ve samimi bir şekilde endişelerini dile getirirler. Ancak, bu tür tartışmalar siyasallaştığında, işler karmaşıklaşır ve genellikle asıl mesele arka planda kalır.

KARAÇAY:Memleket sevgisi ile hareket edenler ve siyasallaştıranlar arasındaki fark nedir?

GÖLGE ADAM: Memleket Sevgisiyle Hareket Edenler:
Duygusal ve Samimi Yaklaşım: Memleket sevgisiyle tartışan kişiler, genellikle yaşadıkları şehirle duygusal bir bağ kurmuş, oranın tarihine, kültürüne ve insanlarına bağlı bireylerdir. Onların endişeleri, şehrin kimliğini ve değerlerini korumaya yönelik samimi çabalardır.

Yapıcı Eleştiriler: Bu kişiler, bir sorunu ele aldıklarında, genellikle yapıcı bir yaklaşım sergilerler. Yani sadece eleştirmez, aynı zamanda çözüm önerileri de sunarlar. Onların amacı, şehrin ve insanların yararına olacak gelişmeleri desteklemek ve hatalı kararların düzeltilmesine katkı sağlamaktır.

Birlik ve Beraberlik: Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle şehirdeki farklı kesimleri bir araya getirirler. Onlar için önemli olan, ortak değerler etrafında bir araya gelerek daha güçlü bir topluluk oluşturabilmektir.

Siyasi Amaçlarla Tartışanlar:

Kutuplaştırıcı Söylemler: Siyasi amaçlarla tartışan kişiler, genellikle bir konuyu kendi siyasi görüşlerine göre yönlendirmeye çalışırlar. Bu da tartışmanın odağını kaydırarak, şehrin geleceği ile ilgili yapıcı diyalogları engelleyebilir. Ayrıca, kutuplaştırıcı söylemlerle insanları taraf seçmeye zorlayarak, toplumsal birlikteliği zedelerler.

Kısa Vadeli Çıkarlar: Siyasallaşmış tartışmalar, genellikle kısa vadeli politik çıkarlar üzerine kuruludur. Bir şehir ya da bölge için alınan kararların uzun vadeli etkileri göz ardı edilip, siyasi kazanımlar ön planda tutulabilir. Bu tür yaklaşımlar, genellikle halkın gerçek ihtiyaçlarından çok, siyasi pozisyonların korunmasına hizmet eder.

Toplumsal Gerilimi Artırmak: Siyasallaşan tartışmalar, toplumsal gerilimi artırabilir ve insanlar arasında güvensizlik yaratabilir. Bu durum, yerel projeler ve gelişmeler konusunda sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturulmasını engeller, çünkü meseleler tarafsız bir şekilde ele alınmak yerine siyasi argümanlarla şekillendirilir.

KARAÇAY: Bu durumun doğru yönetilmesi için neler yapılmalı?

GÖLGE ADAM: Yerel Konuların Siyasallaştırılmaması Gerektiği Bilinci: Şehirlerin gelişimi, insanların yaşam kalitesi ve bölgesel kalkınma konuları, siyaset üstü meseleler olarak ele alınmalıdır. Bu bilinç, yerel yöneticiler, medya ve toplum arasında yaygınlaştırılmalıdır. Siyasetle yerel kalkınma arasında bir denge kurulmalı ve bu tür konuların siyasetin etkisinden arındırılması sağlanmalıdır.

Şeffaf İletişim ve Katılımcılık: Yerel yönetimler ve karar vericiler, projeler ve şehirle ilgili büyük değişiklikler hakkında şeffaf bir iletişim politikası izlemelidir. Halkın bu süreçlere aktif katılımı sağlanarak, alınan kararların arkasındaki mantık ve nedenler açıkça anlatılmalıdır. Bu, tartışmaların yapıcı bir şekilde ilerlemesini ve siyasi manipülasyonların önlenmesini kolaylaştırır.

Ortak Değerler Üzerinden Birleşmek: Şehirler, siyasi farklılıklar yerine ortak değerler üzerinden birliktelik oluşturmalıdır. Kültürel miras, yerel ekonominin güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık gibi alanlar, siyasi görüşlerden bağımsız olarak tüm halkın ortak çıkarlarına hizmet eder. Bu ortak değerler etrafında birleşmek, tartışmaların daha sağlıklı bir zeminde yürütülmesine olanak tanır.

Medya ve Toplum Önderlerinin Rolü: Medya, tartışmaları körüklemek yerine yapıcı ve bilgilendirici bir rol üstlenmelidir. Aynı şekilde, toplum önderleri ve kanaat liderleri de meselelerin siyasallaştırılmasının önüne geçmek için kamuoyunu bilinçlendirmeli ve diyalog ortamını güçlendirmelidir. Özellikle yerel medyanın tarafsız ve toplumsal faydayı gözeten bir dil kullanması, siyasi manipülasyonların önlenmesinde kritik bir rol oynar.

KARAÇAY: Bu konuda son olarak neler söyleyeceksiniz?

GÖLGE ADAM: Şehirler arası rekabet ya da yerel kalkınma projeleri gibi konular, memleket sevgisiyle tartışıldığında, toplumun geneline fayda sağlayacak sonuçlar doğurabilir. Ancak bu tartışmalar siyasallaştığında, asıl meseleler gölgede kalır ve şehirler arasındaki bağlar zedelenebilir. Bu nedenle, yerel kalkınma ve şehirlerin geleceği gibi konuların siyasetten bağımsız bir şekilde ele alınması, toplumsal bütünlük ve uzun vadeli kalkınma açısından büyük önem taşır. Siyasetten arınmış, yapıcı bir diyalog ortamı oluşturmak, hem yerel halkın refahını artırır hem de bölgesel gelişmeye katkı sağlar.

EN SONDA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM:
Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki kadim dostluğun bir yansımasıdır. Ancak bu rekabetin, zaman zaman gerginlik yaratmaktan öteye geçip, her iki şehre de zarar verdiği anlar olmaktadır. Şimdi, bu dostluğun ve kardeşliğin yeniden güçlenmesi için bir adım atmanın tam zamanı.

Barış ve sükûnet çağrısı yaparken şunu hatırlatmak isterim: Geçmişte yaşanan zorluklar, geleceğin yolunu açan derslerdir. Adanalılar ve Mersinliler olarak, bu bölgede birlikte yaşamayı, birbirimizi desteklemeyi ve güç birliği yapmayı bilmeliyiz. Çukurova’nın sahip olduğu potansiyeli ancak bir arada çalışarak, ortak değerlerimizi koruyarak ve medeniyetin getirdiği yenilikleri kucaklayarak ortaya çıkarabiliriz.

Şimdi, geçmişin tartışmalarını bir kenara bırakıp, geleceğe umutla bakma vaktidir. Kardeş şehirler olarak, bölgenin kalkınması, refahı ve gelişmesi için el ele vermeliyiz. Bu topraklarda kök salan dayanışma ruhunu yeniden canlandırarak, her iki şehre de fayda sağlayacak projelere odaklanmalıyız.

Adana ve Mersin, tarih boyunca birbirine kardeş olmuş iki şehir. Çukurova’nın sıcak güneşi altında gelişen bu kardeşlik, sadece rekabetten ibaret değil, aynı zamanda büyük bir dayanışmayı da temsil ediyor. Bugün bölgeyi şekillendiren yeni projeler, bu iki şehir arasındaki bağları güçlendirme fırsatını da beraberinde getiriyor.

Yeni havalimanı, hem Adanalılar hem de Mersinliler için büyük bir kazanım. İki şehir arasında ekonomik ve sosyal anlamda bir köprü görevi görecek bu proje, bölgenin uluslararası alanda parlamasına vesile olacak. Bu süreçte, farklı düşünceler, eleştiriler ve kaygılar olabilir; ancak unutulmamalıdır ki, bu tür büyük projeler, zamanla herkes için fırsatlar doğurur.

Adanalılar ve Mersinliler olarak birbirimize sahip çıkmalı, ortak değerlerimize sarılmalı ve rekabeti dostane bir çizgide sürdürmeliyiz. Birbirimizin başarılarını alkışlayarak, birlikte kalkınmanın yollarını aramalıyız. İki kardeş şehri bir arada tutan bağları güçlendirerek, bölgemizi daha da ileri
taşıyacak işbirlikleri yapmalıyız.
Şimdi birlik olma ve geleceği el birliğiyle inşa etme zamanı!
Gelene hoş geldin diyelim, gidene ise güle güle.

ADANA YİNE DE BAZI NOKTALARDAN YARARLANDIRILMIŞ:

Çukurova Uluslararası Havalimanı ile ilgili, Mersin ve Adana illeri arasında sağlanan anlaşmalar oldukça önemli. Bilindiği gibi, bu havalimanı her iki kente de hizmet verecek büyük bir ulaşım noktası olacak. Adana plakalı taksilerin de havalimanında faaliyet göstereceği bilgisi, şehirler arası işbirliğini ortaya koyuyor. Bu işbirliği sadece taksilerle sınırlı kalmayıp, diğer hizmet sektörlerinde de görülebilir.

Diğer Ortak Anlaşmalar:

Ulaşım: Adana ve Mersin arasında toplu taşıma hizmetlerinin güçlendirilmesi için bir dizi protokol üzerinde çalışıldığı biliniyor. Özellikle iki şehir arasında hızlı otobüs ve servis seferlerinin artırılması gündemde.

Ticaret: Havalimanının her iki kente de ekonomik katkı sağlaması adına, Adana ve Mersin Ticaret Odaları arasında çeşitli ticaret anlaşmaları yapılmış durumda. Özellikle havalimanı çevresinde kurulacak ticari alanlar için hem Adanalı hem Mersinli işletmelere fırsatlar sunulacak.

Turizm: Turizm sektöründe de ortak çalışmaların sürdüğü belirtiliyor. Özellikle bölgenin turizm potansiyelini artırmak adına, Çukurova Bölgesi’nin tanıtımı konusunda iki il bir araya gelerek ortak kampanyalar düzenleyecek.

Lokantalar Konusunda Şakirpaşa Havalimanı çevresindeki lokantalar, özellikle Adana’nın ünlü yemek kültürünü temsil eden yerler olarak biliniyor. Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın faaliyete geçmesiyle, bu lokantalar için de yeni fırsatlar oluşabilir. Henüz kesinleşmiş bir yerleşim planı olmamakla birlikte, Mersin’deki havalimanı yakınında bu lokantalara uygun alanlar tahsis edilmesi gündeme gelebilir. Bu sayede hem Adana’nın gastronomik zenginlikleri hem de Mersin’in mutfak kültürü bir araya getirilerek bölgeye gelen yolculara zengin bir yeme-içme deneyimi sunulabilir.

Bu tür işbirlikleri, bölgenin genel ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Bu konuda gelişmeleri takip etmekte fayda var.

BİR ZAMANLAR AVRUPA’DA FİNAL OYNAYAN GÖZTEPE VE BUGÜNKÜ MANZARA…

BİR ZAMANLAR AVRUPA’DA FİNAL OYNAYAN GÖZTEPE VE BUGÜNKÜ MANZARA…

Süper Lig’de bir takım sahaya neredeyse tamamen yabancı oyunculardan oluşan bir kadroyla çıkabiliyor.

Irkçılık yapmıyorum ama, yabancı futbolcu sayısı kıstlanmalı.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
65 Yıllık Bir Spor Muhabirinin Kaleminden:

65 yıllık gazetecilik hayatımın en uzun soluklu, en heyecanlı ve en unutulmaz dönemleri spor muhabirliği ve spor yazarlığıyla geçti.

2007 yılına kadar, 7 Dünya Futbol Şampiyonası, 7 Avrupa Futbol Şampiyonası ve sayısız Avrupa Kulüpler Şampiyonası finalini yerinde izledim. Tribün atmosferini, saha kenarındaki teknik direktörlerin mimiklerini, hakem düdüğünün hemen ardından sahadaki oyuncuların yüzündeki sevinci ya da hayal kırıklığını birebir gördüm, hissettim ve aktardım. Bu dev turnuvaları hem yazılı basında hem de televizyon ekranlarında milyonlarca kişiye ulaştırdım.

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Nieuws Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

1980 yılında, Güney Amerika futbolunun kalbinde, Uruguay’da düzenlenen ve Dünya Şampiyonu olmuş ülkelerin katıldığı Mini Dünya Şampiyonası’nı da, “tek Türk gazetecisi” olarak takip ettim.
O turnuvada, henüz 20’sine bile girmemiş olan, topu ayağına her aldığında sahada bir sihir yaratan Diego Armando Maradona’yı Türk okuyucularına ve izleyicilerine tanıtan ilk gazeteci oldum. Daha sonraları Maradona, futbol tarihinin en büyüğü sayılacak; ama benim için hep, Montevideo’nun o tozlu stadında, genç yaşında dünyayı büyüleyen o çocuk olarak kalacaktı.

Benim için futbol, sadece 90 dakikalık bir oyun değil; tribün kültüründen semt aidiyetine, altyapıdan yetişen gençlerin hikâyelerine, transfer politikalarından milli takımın geleceğine kadar uzanan, toplumun aynası olan bir bütünlük. Yıllar boyunca bu bütünlüğün içindeki her parçayı inceledim, yazdım, konuştum.

Dün akşam izlediğim iki maç, bu düşüncelerimin doğruluğunu bir kez daha hatırlattı.
İlk olarak Rizespor–Göztepe karşılaşmasını izledim. Maçın hemen ardından televizyonu
Eyüp–Konyaspor maçına çevirdim.

Bu ikinci maçta iki ayrıntı beni derinden etkiledi:
Sahadaki futbolcuların çoğunun Türk olması,
Tribünde yer alan, tüm sahaya hâkim dev pankart: “SEMT BİZİM AŞK BİZİM”.

Bu pankart, yalnızca bir söz değildi; semtine, kulübüne, formasına bağlılığın manifestosuydu. Ve o an anladım ki, sahada yerli futbolcuların çoğunlukta olduğu bir karşılaşma izlemek, tribünde böyle bir aidiyet mesajını görmek, insanın futbola bakışını bir anda sıcaklaştırıyor, yumuşatıyor, insani bir bağ kuruyor.

DÜN AKŞAMKI GÖZLEMİM

Bir zamanlar, Avrupa’da yarı final ve final heyecanı yaşamış bir Göztepe vardı.
Sahada, şehrin çocukları ter dökerdi. Tribünlerdeki taraftar, oynayan futbolcuların çoğunun kendi mahallesinden, kendi okulundan çıkmış olduğunu bilirdi.
O Göztepe, İzmir’in, hatta Türkiye’nin gururuydu.

Yıllar geçti, futbol dünyası değişti. Transfer pazarları genişledi, yabancı oyuncu kotaları kalktı.
Bugün geldiğimiz noktada, Süper Lig’de bir takım sahaya neredeyse tamamen yabancı oyunculardan oluşan bir kadroyla çıkabiliyor.

Dün akşam oynanan Rizespor–Göztepe maçında, Göztepe ilk 11’inde yalnızca bir Türk futbolcu (Arda) vardı.
Kalan 10 futbolcu yabancıydı.

Elbette mesele “yabancı” kelimesinin etnik anlamı değil.
Futbol evrensel bir oyundur, iyi oyuncunun pasaportuna bakılmaz.
Ama şu soru ortada duruyor:
Kendi ligimizde, kendi çocuklarımıza ne kadar şans veriyoruz?

Bu tablo sadece Göztepe’ye özgü değil. Ligimizde birçok takım aynı yola girdi.
Kısa vadede kalite artıyor gibi görünse de uzun vadede milli takım havuzu daralıyor, altyapıdan gelen gençler körelip gidiyor.

Göztepe taraftarı bugün 0-3’lük galibiyete seviniyor olabilir. Ama eminim ki tribündeki birçok kişi, gönlünden şunu geçiriyordur:
“Keşke bu galibiyeti, içimizden çıkan 4-5 futbolcuyla birlikte alsaydık.”

Göztepe’nin geçmişi, yalnızca kazanılan kupalarla değil, kendi değerlerini sahaya yansıtmasıyla da yazıldı.
Umarım gelecekte, yabancı yıldızların yanında yine İzmir’in çocuklarıyla gurur duyacağımız günleri görürüz.

TARİHÎ BİR KİMLİĞİN DOĞUŞU- İSTATİSTİKSEL PERSPEKTİF

Göztepe, 1925 yılında İzmir’in Göztepe–Güzelyalı semtinde, Altay’dan ayrılan bir grup sporsever tarafından kuruldu.
Profesyonel lig öncesi dönemde, 1950 yılında Türkiye Futbol Şampiyonası’nı kazanarak büyük bir başarı elde etti. Bu şampiyonluk, Göztepe’nin yalnızca İzmir’de değil, tüm ülkede tanınmasını sağladı.

ALTIN ÇAĞ – ADNAN SÜVARİ DÖNEMİ

1960’ların sonlarında teknik direktör Adnan Süvari yönetiminde Göztepe, Türk futbol tarihine altın harflerle yazılacak başarılara imza attı.
1968-69 sezonunda Inter-Cities Fairs Cup’ta yarı finale çıkarak bunu başaran ilk Türk kulübü oldu.
1969-70 sezonunda ise Türkiye Kupası’nı üst üste ikinci kez kazanıp, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek finale yükseldi.
O dönemin kadrosu; yerli futbolcuları, İzmirli yıldızları, mahallelerinden yetişen oyuncuları ile hem sahada hem tribünde tam bir kenetlenme örneği sergiledi.

GÖZTEPE’DE ANTRENÖRLÜK YAPAN DOĞAN AKI İLE BİR HATIRA

Afbeelding met kleding, buitenshuis, persoon, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Rinus Michels’in yarattığı total futbol ile büyüyen Hollanda’nın Ajax takımı ve milli takımın beyni olan Johan Cruyff ile birlikte göründüğümüz bu fotoğrafta, ünlü antrenörlerimizden Doğan Akı (ortada) Ünal temel (solda) ve Michels’in takipçisi Macar Stefan Kovacs da yer aldı. Kovacs daha sonra Fransa’ya total futbolu aşılayan adam oldu.

YENİDEN DOĞUŞ

Aradan geçen yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, yönetim krizleri ve sportif düşüşler Göztepe’yi alt liglere kadar geriletti. Ancak kulüp, yeni yönetim anlayışı, yatırım ve teknik ekip desteğiyle yeniden Süper Lig’e dönmeyi başardı. Bu dönüş, kulüp tarihinde bir başka dönüm noktası oldu.

“SEMT BIZIM AŞK BIZIM” YEREL RUHU SIMGELIYOR

Eyüp–Konyaspor maçında tribünde açılan “SEMT BİZİM AŞK BİZİM” pankartı, sahada çoğunluğu Türk futbolcuların olmasıyla birleşince, futbolun mahalle kültürünü, semt aidiyetini ve yerel kimliğini hatırlatan çok güçlü bir sembol hâline geldi.

Afbeelding met gras, buitenshuis, Kunstgras, Voetbalstadion Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Eyüp–Konyaspor maçında tribünde açılan pankart, yerel aidiyetin futbola yansıyan en güçlü sembollerinden biri.

Bu görüntü bana şunu hatırlattı: Futbol, her ne kadar küresel bir endüstri hâline gelse de kökleri hâlâ semtlerde, mahallelerde, yerel değerlerde yaşıyor.

YABANCI OYUNCU İSTATİSTİKLERİ

2024 sezonunda Süper Lig’de yabancı futbolcular, atılan toplam gollerin yaklaşık %78’ini attı.
Brezilyalı futbolcular, ligdeki en kalabalık yabancı oyuncu grubunu oluşturdu.
Sezonun en golcü Türk futbolcusu ise yalnızca 8 gol atan Barış Alper Yılmaz oldu.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2025-26 sezonundan itibaren A takımlarda en fazla 14 yabancı futbolcu bulundurulmasını kararlaştırdı. Ayrıca bu yabancı oyunculardan en az 2’sinin 2003 ve sonrası doğumlu olması şartı getirildi.

İZMİR’İN FUTBOL MİRASI

İzmir, Türk futboluna yalnızca Göztepe ile değil; Altay ve Karşıyaka gibi köklü kulüplerle de damga vurdu.
Metin Oktay gibi bir futbol dehasını yetiştiren bu şehir, her dönem yerli yeteneklerin doğduğu bir kaynak oldu.
Bu miras, yerel futbol kültürünün devamlılığı açısından korunması gereken paha biçilmez bir değerdir.

Yerli-Yabancı Dengesi

Burada amacım asla yerli-yabancı ayrımı yapmak değil.
Futbolun evrenselliği içinde, kendi gençlerimize de hak ettikleri şansı tanımak gerektiğini savunuyorum.
Çünkü hem kalite hem de sürdürülebilir başarı, ancak bu dengeyle sağlanabilir. Yabancı yıldızlar lige kalite ve heyecan katar, fakat onların yanında kendi evlatlarımızın da sahada yer alması, milli takımın geleceği ve futbol kültürümüzün devamlılığı açısından hayati önem taşır.

SİZE BİRAZ FUTBOL YAZAYIM MI?

26 Haz 2021

Beşikten mezara kadar teknik direktör olduklarını zanneden 80 milyon kişiye, futbolun azizliğini ve cilvesini anlatmak zor ama, 55 yıllık gazeteciliğim ile yine de birşeyler karalayacağım.

Bir talihsiz ve rezil İtalya maçı haricinde, Türk milli takımının, diğer takımlardan eksik neyi vardı?

Gazetecilikte futbol yaşamımdan kesitler ve fotoğrafları bu yazıda bulabileceksiniz.

İlhan KARAÇAY’ın analizi:

‘Futbol’ deyip geçmeyiniz. Daha doğrusu bunu genelleştirip ‘spor’ olarak ele alabiliriz. Futbolun kadri çok büyüktür. Bunu ancak yaşayanlar bilir.
Naçizane şahsım, bugüne kadar tam 6 Dünya Futbol Şampiyonası, 1 Mini Dünya Futbol Şampiyonası ve 6 da Avrupa Futbol Şampiyonası izleme şansını yakalamıştım.

1974 Almanya, 1978 Arjantin, 1980 (Uruguay, Mini Dünya Futbol Şampiyonası), 1982 İspanya, 1986 Meksika, 1990 İtalya ve 1994 Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan Dünya Futbol Şampiyonaları’ndan başka, 1976 Yugoslavya, 1980 İtalya, 1984 Fransa, 1988 Almanya, 1992 İsveç ve 2000 Hollanda-Belçika’da yapılan Avrupa Futbol Şampiyonaları’nı yakından izledim. Bunlara ilaveten, izlediğim kulüpler şampiyonalarının sayısı da bir hayli çok.

Futbol müsabakaları öncesi ve sonrasında yaşananları değerlendirmeye kalkışırsanız, bu sporun önemini anlayabilirsiniz. Özellikle Dünya Şampiyonaları çok renkli ve zevkli geçer. Örneğin, Brezilyalılar’ın olmadığı bir şampiyona renksiz olur. Gittiğim Avrupa Şampiyonaları’nda bu eksikliği her zaman hissetmiştim.

Son 55 yılda dünyanın en önemli futbol karşılaşmalarını yakından izlememe karşın, sizleri olduğu gibi, beni de mutluluğun doruğuna çıkaran Japonya ve Kore’deki şampiyonayı yakından izleyemediğim için kahroldum. Keşke bundan önceki hiçbir turnuvaya gitmeseydim de, Türkiye’mizin zafer kazandığı bu son turnuvaya gitseydim. Bunun için imkan vardı ama, özel nedenlerle gidemedim.

Bu ‘futbol’ denen eğlence ve yarış, insanları bazen kızdırıyor, bazen de sevindiriyor. Bu kızgınlıklar ve sevinçler çoğu zaman çılgınca oluyor. ‘Çılgınlık’ derken, eli sopalı ve bıçaklı holiganların çılgınlığından söz etmiyorum. Onların yaptığı ancak ‘vahşilik’ olarak nitelenir. Benim sözünü ettiğim ‘çılgınlık’ tatlı çılgınlıktır.

Bakınız, her konuda doyuma ulaşmış ülkelerin insanları bile, futboldaki zaferden sonra sokaklara nasıl dökülüyorlar. Doyuma ulaşmış ülkelerin insanları bile sokaklara döküldükten sonra, pek çok konuda aç kalmış ülkelerin insanları ne yapmaz ki?

Yarım asırdır Avrupa’da horlanan Türkler, her türlü spor müsabakası sonrasında, farklı yenilgiler nedeniyle ayrıca kahroluyordu. Ellerinde bayraklar ve flamalar ile statlara ve salonlara koşan Türkler hep hüsrana uğramışlardı. Hüsranın yerini sevincin almasına o kadar ihtiyacımız vardı ki, şimdiki Avrupa Şampiyonası’nda bunu elde edeceğimizi sanıyorduk ama olmadı.

Tek zaferimiz

2002 Dünya Şampiyonası’nda bizi en son sevindiren ve hatta çılgınlaştıran zafer, birleştirici de olmuştu.
Şöyle ki; bugüne kadar gerek siyasi veya gerek dini çıkarlar nedeniyle Türkiye’ye küfredenler bile, içlerindeki asıl sevgiyi dışa vurma ihtiyacını hissettiler.
Bizzat şahit oldum. Hollanda’ya iltica ederken, Türkiye aleyhine söylemedik laf bırakmayan ve iltica hakkını elde ettikten sonra Türkiye aleyhinde söylemleri ile de tanıdığımız bir şahıs, Türkiye- Brezilya yarı final maçını kızları ile birlikte büyük ekran bir TV’den izliyordu. Bu şahısın kızlarının sırtında ay yıldızlı Türk bayrağı vardı. Kendine göre, demokrasi mücadelesi verdiği için Türkiye aleyhine söylenmedik laf bırakmayan bu şahıs, Hollandalı spikerin Brezilyalılar lehindeki her konuşmasından sonra sandalyesinden fırlayarak isyan ediyordu. Eskiden, ‘Bayrak’‘Atatürk’ ve ‘Türkiye’ dendiği zaman, tüylerinin kalktığını bildiğimiz insanlar, şimdi herkesten daha fanatik Türkçü olmuşlar. Amsterdam’ın Mercator Plein ve Rotterdam’ın Cool Singel meydanlarında kimler görülmedi ki? Fotoğraf çeken gazetecilere yakalanmamak için yüzlerini gizleyenleri gördük. Ama bu bile bize mutluluk verdi. Bir zamanlar Türkiye aleyhine söylenmedik laf bırakmayanlar, şimdi sokaklarda ‘Türkiye, Türkiye’ diye bağırabiliyorlardı. Bu da bize yeter. Varsın yarın yine menfaat icabı eski hastalıklarına dönüş yapsınlar. Biz onları af ettik. Onların yüreklerinde Türkiye sevgisi olduğunu bildiğimız sürece de bu hastalıklarına katlanacağız.

Şahit olmadım ama duyduğum bir başka olay daha var; Bir zamanlar Türkiye aleyhtarlığının liderliğini yapan ve sonra rahmetli olan bir tanıdığımızın çocukları, Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret edecek kadar Türkiye hayranı olmuşlar.

Bütün bunlar, aslında sevgiye susamışlığın sonuçlarıdır. Menfaatler insanları bazı çirkinliklere sevkedebilir. Menfaatlerin derecesi hesaba katıldığı zaman, bazı çirkinlikler af edilebilir. Sevgiden ve ilgiden mahrum kalmış insanların, ekonomik zorluklar karşısında yaptıkları hatalar da af edilebilir. Ve zaten öyle de oluyor. Şefkatli Türk devleti, katilleri bile af ettiğine göre, şimdi eli bayraklıların pişmanlığını anlayacaktır.

Biraz da futbol analizi:
Batılı spor uzmanları, tıpkı siyasi uzmanlar gibi yine sınıfta kaldılar. Her şeye at gözlüğü ile bakan Batılılar, son şampiyona öncesinde, Almanya’yı, Portekiz’i, Fransa’yı, İspanya’yı favori gösteriyordular. Ama öyle olmadı. Bu ülkelerin hepsi ince bir ipte sallandılar. Tesadüflerle atılan goller sonrasında turu atlama şansına sahip oldular.
Gruplardaki sıralamalar o kadar ilginçti ki, bir grupta sonuncu durumda olan bir takım, sadece bir tek gol atabilseydi grup lideri olacaktı.

Türk milli takımı hakkında söylenenlere gelince:
Gerçekten, futbol tarihimizin en genç ve en ünlü futbolcularından oluşan Türk milli takımı, Avrupalılar’ın da açıkça söyleyemedikleri favoriler arasındaydı ki, elenmesinde en çok söz edilen ülke Türkiye oldu.

Türkiye nasıl elenmezdi?
Teknik heyetin başında Şenol Güneş olmasaydı.
1978 yılından bu yana çok iyi dostluğum olan Güneş hakkında fazla yazmak istemiyorum. Ama onun için söylenenlerin hepsine (kişisel eleştiriler hariç) katılıyorum. Sanırım sizlerin de çoğu aynı fikirdesiniz.
Çoğu Avrupa’da yetişmiş olan ve Avrupa kültürünün serbestliği içinde davranan futbolcular, Şenol Güneş’in beklediği ‘hazırol duruş’u sergilemedikleri için laf işittiler ve dışlandılar. Böyle olunca da bu futbolcular ile Şenol Güneş arasında tatsız tartışmalar cereyan etti. İtalya maçında, ille de beraberlik isteği, futbolcuları hipnotizma olmuşcasına etkiledi. Ben 55 yıllık gazetecilik yaşamımda böyle silik bir Türk milli takımı görmediğimi itiraf edebilirim.

Bu turnuvada başarısız oluşumuzun nedenlerini çoğaltabilirim ama, gelin biz geleceğe umutla bakalım.

Ne diyelim, bir başka bahar çok uzak değil.
Dileriz, gelecek yıl Katar’da yapılacak olan Dünya Futbol Şampiyonası’nda özlemi çekilen başarıyı gösteririz.

Futbol turnuvalarından anılar:

Neçizane şahsım 1978’de Arjantin’de yapılan ‘Dünya Futbol Şampiyonasını’, iki yıl sonra 1980 yılında Uruguay’da yapıla ‘Mini Dünya Futbol Şampiyonası’nı Hürriyet gazetesi için izlemiştim.
1978’de, başta rahmetli Necmi Tanyolaç olmak üzere, ünlü gazeteciler Halit Kıvanç,Togay Bayatlı, Ertuğrul Akbay, Güven Taner, Hüseyin Kırcalı, Kemal Belgin, Erol Aydın, Hasan Sarıçiçek ve teknik direktör Metin Türel ile birlikteydik.

Arjantin’deki şampiyonada, Hollanda takımının şampiyon olması için yanıp tutuşuyordum. Hollanda’yı ne de olsa ‘Babavatan’ olarak seçmiştik bir kere…
Finale kadar yükselen Arjantin Milli Takımı’nın, Peru’ya karşı elde ettiği bol gollü galibiyet maçının, tamamen binbir tehdit sonucunda kazanıldığını en iyi bilenlerden biriydim. Zira, konaklamakta olduğum Liberty (Hürriyet) Oteli’nde Peru takımı da konaklıyordu. Arjantin turuvaya iyi başlamamıştı. Gruptan çıkması için Peru’yu en az 4-0 yenmesi gerekiyordu.

General Vidella başkanlığındaki ihtilal hükümeti, Peru’ya silah ve gıda yardımı teklif ederek maçın en az 4-0 galibiyetle bitmesini istedi. Bu da yetmedi, konakladığımız Liberty Oteli askerler tarafından abluka altına alındı ve futbolculara korku salındı. Sonunda Arjantin Peru’yu 6-0 yendi ve gruptan çıktı.

Arjantin, Hollanda ile birlikte finale kadar yükselmişti. Hiç unutamadığım o final maçını Hollanda kaybetmişti. Hollanda’nın o zamanki yıldızı Rensenbrink, son dakikadaki fırsatı gole çeviremedi. Top direğe çarparak geri döndü. Uzatmada Arjantin maçı 3-1 kazandı.
Titreyerek seyrettiğim maç sonunda resmen ağlamıştım.

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Nieuws Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Maradona’nın yıldızlaştığı Uruguay’da ise tek Türk gazeteci olarak ben vardım. Maradona ile konuşan ilk Türk gazetecisi de ben olmuştum.

Her zaman yazmışımdır. Avrupa Futbol Şampiyonaları, Dünya Futbol Şampiyonaları gibi renkli olmuyor. Güney Amerikalılar ve Afrikalılar turnuvalara renk katıyor. Özellikle Brezilyalılar şampiyonaların en renkli görüntülerini yaratıyorlar. Öyle ki, Dünya Şampiyonaları’nda, en ilgi duymayacak ülkelerin maçları bile seyirci rekoru kırıyor.

Biz Türkler de bu konuda az değiliz ha!
Hiç unutamayacağım bir anı da, 1982’de İspanya’da yapılan Dünya Futbol Şampiyonası sırasında yaşandı. Bu şampiyonaya Türkiye katılmamıştı. Ama Barcelona’nın Ramblas meydanında gece yarısı şenliklerinde bir grup Beşiktaşlı taraftarın açtıkları Türk ve BJK bayrakları etrafında yapılan danslar beni çok duygulandırmıştı. O fotoğrafı çekme ve Hürriyet’te yayınlama şansı da bana nasip olmuştu.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Spor gazeteciliği kariyerimde, Real Madrid’in efsane Başkanı Santiago Bernabeu ile 1972’de görüşmem, Hollanda’nın efsane futbolcusu Johan Cruyff’a, 1969’da ‘Sarı fare’ (rakiplerini fındık faresi gibi yediği için) lakabını takmam ve Maradona ile 1980’de ilk röportajı yapmış olmam, anılarımın en güzellerindendir.

Şimdi her şey Oranje için. Portakalları desteklemek bize yakışan bir hareket olacaktır.
Portakalların her galibiyetinden sonra yapılacak olan şenliklere biz de Türk bayrakları ile katılmalıyız ve Hollandalılar ile dayanışma içinde olduğumuzu göstermeliyiz.
Hup Holland hup !!!

Tanju Çolak ile bir nostalji…

Değerli Okurlarım,
Size bir Tanju çolak nostaljisi anlatacağım ve ondan sonra da bol fotoğraflı futbol geçmişimi uzun uzun anlatacağım. Önce Tanju Çolak hikâyesi:

Yıl 1989. Şubat’ın birinci günü. Monaco’da, 1987-1988 sezonunda Avrupa Gol Kralı’na altın ayakkabı verilecek. Futbol dünyasının gözü, kulağı Monaco’da. Ama binlerce futbol adamı da Monaco’da.
Günün kahramanının bir Türk oluşu çok garipseniyordu.

Evet, Altın Ayakkabı’yı bir Türk, yani Tanju Çolak alacaktı. Dile kolay, 38 gol atmıştı Tanju.

Afbeelding met kleding, persoon, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Her büyük futbol etkinliğinde olduğu gibi, o gün ben de oradaydım.
Hem de, Tanju Çolak’ı transfer etmek isteyen dev kulüplere satacak adam olarak.
O günlerde Wasteels adlı bir firmanın organizasyonu ile Hollanda’dan Türkiye’ye direkt tren seferleri düzenlenmişti. Wasteels’in Hollanda’daki Danışmanlık Bürosu TMF’in müdürü ile dostluğumuz vardı. TMF’ın Monaco’daki kardeş kuruluşu, Tanju Çolak’ın transfer işlerini üstlenmek istiyordu. İşte o sırada Monaco’da bu firma ile bir durum değerlendirmesi yaptık. Tanju’yu bu firmaya götürdüm. Durumdan çok memnun olan Tanju bu firmaya transfer konusunda yetki verdi.

Afbeelding met kleding, persoon, schoeisel, jas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Kimler yoktu ki Tanju’yu isteyenler arasında? Real Madrid, Barcelona, A.C. Milan, İnter Milan, AS Roma, Monaco, Arsenal, Liverpool, Ajax ve Bayern Münih. (Yukarıdaki fotoğraf)

Şans mı, tesadüf mü, siz ne derseniz deyin. 1 Şubatta Altın Ayakkabı’yı alan Tanju, 1 Mart’ta, yani 30 gün sonra Monaco’ya karşı sahaya çıkacaktı. Hem de Monaco’da. Tanju ve görücüler için büyük bir fırsattı bu.
Ve o gün geldi çattı.
Tanju’yu seyretmeye gelen dev kulüplerin başkanlarını ve transfer yetkililerini maç öncesi Stade Luis II’nin kapısı önünde topladım ve fotoğrafladım. Sonra hep birlikte Tanju’yu seyretmeye başladık. Görücüler, sahada dolaşıp duran Tanju’ya bakıyorlar ve sonra da bana dönüp, “Bu ne iştir, bir şey anlamadık” der gibi işaret yapıyorlardı. Ama biraz sonra bir mucize gerçekleşti. Prekazi Tanju’ya mükemmel bir top uzatmıştı. Eee, Tanju bu, fırsatı hiç kaçırır mı? Prekazi’nin soldan mükemmel ortaladığı topa Tanju, 3 kişinin arkasından gelip önlerine geçerek ve de uçarak kafayı vurmuş ve maçtaki tek golü kaydetmişti. Görücüler bu defa bana döndüler ve baş parmaklarını havaya kaldırarak zafer işaretleri yaptılar.

Görücüler maç sonrasında, Tanju’nun iyi bir golcü olduğunu gördüler ama, O’nu bir kez de rövanş maçında izlemek istediklerini söylediler.
Tanju için biçilen fiyat, o tarih için çok astronomik idi: 10 milyon Dolar.

O zaman çalıştığım Günaydın gazetesinin birinci sayfa manşeti de bu idi:Tanju’nun değeri 10 milyon Dolar.

Rövanş maçı, Galatasaray’ın cezası nedeniyle Köln’de oynanacaktı. 15 Mart akşamı aynı görücüler bu kez Köln’deydiler. Maç Prekazi ve Weah’ın golleri ile 1-1 bitmiş ve Galatasaray Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselmişti ama Tanju bu kez gol atamamıştı.

Üzücüdür ama, pazarlığın 10 milyon dolardan başladığı bu transfer görüşmelerinden sonra, Tanju’ya hiç bir kulüpten ciddi bir talep olmadı.

FOTOĞRAFLARLA FUTBOL YAŞAMIM

Afbeelding met kleding, person, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
55 Yıllık gazetecilik yaşamımda, spor haberleri ve yorumları ile verdiğim hizmeti göz önünde tutan, Orhan İçin yönetimindeki Uluslararası Futbol Tenisi Federasyonu, şahsıma da bir ödül lutfunda bulunmuştu. Bu ödülü ünlü teknik direktör Abdullah Avcı’nın elinden almıştım.

Afbeelding met kleding, buitenshuis, persoon, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Rinus Michels’in yarattığı total futbol ile büyüyen Hollanda’nın Ajax takımı ve milli takımın beyni olan Johan Cruyff ile birlikte göründüğümüz bu fotoğrafta, ünlü antrenörlerimizden Doğan Akı (ortada) Ünal temel (solda) ve Michels’in takipçisi Macar Stefan Kovacs da yer aldı. Kovacs daha sonra Fransa’ya total futbolu aşılayan adam oldu.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Hollanda’nın yetiştirmiş olduğu ünlü ve değerli futbolculardan De Boer kardeşlerden Frank, Galatasaray’da da fotbol oynamıştı. Şimdi Hollanda milli takımının başında olan Frank De Boer ve Ronald De Boer ile eski günlere dayanan bir fotoğrafımız.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Gazetecilik yaşamımda, Hollanda’nın dışında, diğer ülkelerin ünlü futbol adamları ile de görüşmelerim oldu. Üstteki fotoğrafta, İtalya milli takımı teknik direktörü Arrigo Sacchi, alttaki fotoğrafta da teknik direktör Giovanni Trappattoni ile değişik tarihlerde.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, deur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
1980’li yıllarda İtalyan takımı AC Milan’a şampiyonluklar kazandıran ve 1988 Avrupa Şampiyonası’nda Hollanda’yı şampiyon yapan Marco van Basten, Ruud Gullit, ve Galatasaray’da da oynayan Frank Rijkaart ile bir anımız.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Bir zamanlar Brezilya’nın dünya çapında yıldızı olan ve Fenerbahçe’de teknik direktörlük yapan vei ki kez şampiyonluk kazandıran Didi, daha sonra Suudi Arabistan’a transfer oldu. 1978 yılında Suudi Arabistan’da ziyaret ettiğim Didi ile bir maç esnasında (üstte), altta ise iki değişik enstantane.

Afbeelding met persoon, person, kleding, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.   Afbeelding met persoon, kleding, overdekt, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

  Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bir zamanlar Alman futbolunun en büyük yıldızı olan Gerd Müller ile futbolculuk yıllarında (solda) ve Tanju Çolak’ın Altın Ayakkabı Ödülü aldığı Monaco’da (sağda) görülüyoruz.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İngiltere futbolu dendiği zaman akla gelecek olan iki eski isim Boby ve Jacky Charlton kardeşlerden Jacky ile, 1976 Avrupa Şampiyonası sırasında Belgrad’da.

Afbeelding met buitenshuis, kleding, persoon, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Futbol Şampiyonalarını izlerken, futbolun dışında magazin haberi bulmakta da az hünerli sayılmam. İşte 1982’de İspanya’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda yıldızlaşan Brezilyalı Zico’nun eşini, çocukları ile bir otelde bulmuştum. Zico daha sonra 2006 yılında teknik direktör olduğu Fenerbahçe’yi 2006 yılında şampiyon yapmıştı.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, person, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Futbol faaliyetlerimi anlatırken Guus Hiddink’i atlamam mümkün değil. Hollanda’nın
en başarılı teknik direktörlerinden biri olan Hiddink’in Fenerbahçe’ye gelişi sırasında tercümanlığını ve mihmandarlığını ben üstlenmiştim. Fenerbahçe’de başarılı olamayan ve ‘Hollanda köylüsü’ olarak aşağılanan Hiddink bir de kadın skandalına maruz kalmıştı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Neden sadece yabancılar olsun? Bizim de futbolda ünlülerimiz var. İşte bu ünlülerden biri de Fatih Terim. Fatih terim ile 1992 Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında İsveç’in Malmö kentinde birlikte olmuştum.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İtalyan futbolu dendiği zaman, Roberto Baccio akla gelen en ünlü golcülerden sayılır.
İşte Baccio’yu, 1990 Dünya Şampiyonası sırasında Roma’da ancak böyle yakalayabilmiştim

Afbeelding met persoon, buitenshuis, gras, sport Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Spor gazeteciliği yıllarımda, futbol oynamayı da ihmal etmezdim. Hem de büyük takımlarda… Fotoğrafta gördüğünüz 10 numara Hollanda ve Ajax’ın büyük yıldızı Piet Keizer’dir. Ajax’ın ünlü Başkanı Jaap van Praag beni kulübün onur üyesi yapmıştı. Bu nedenle Ajax’ın antremanlarına da serbestçe katılırdım. İşte bir antreman sırasında, sırtımda Johan Cruyff’ın 14 numarası ile Ajax’a karşı oynadım ve bir de gol attım.

Afbeelding met persoon, sport, gras, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Real Madrid’in teknik direktörü Miguel Munoz, miyonlarca futbolseverin kalplerinde yer tutat Real Madrid’i defalarca şampiyon yapmıştı.

Afbeelding met persoon, tekst, kleding, krant Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Spor muhabirliğim, sadece futbol ile sınırlı değildi tabii. Ünlü boksör Muhammed Ali’yi mağlup eden Joe Fraizer ile de görüşmem olmuştu. Fraizer, Hürriyet’te yayınlanan fotoğraflarını gördükten sonra, ‘Allah Allah, demek ki Türkiye’de de bu kadar ilgi görmüşüm ha?’ demişti.

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Nieuws Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.1976’da Yugoslavya’da yapılan Avrupa Futbol Şampiyonasından bir Hürriyet kupürü.

Değerli Okurlarım,
Ünlü futbol adamları ile yaptığım görüşmelerin fotoğrafları o kadar çok ki, hepsini bu yazıya eklemeye kalkışırsam, web sayfamı çökertebilirim. En azından daha 100 ünlü ile görüşmelerimi ve fotoğraflarımı ekleyebilirim.
Kim bilir, onları da belki gelecek yıl yapılacak olan Dünya Şampiyonası’ndan sonra yazarım.

Bu akşamdan itibaren devam edecek olan 1/8 finalleri ve sonrasındaki çeyrek final, yarı final ve final maçlarında yeni yıldızlar görme dileğiyle…