BEDEVİ’YE SERZENİŞ !!!  Turgut Torunoğulları’nı, Atilay Uslu’yu Nebahat Albayrak’ı ve  ödül verdiğin Tagi kardeşleri unuttun mu bedevi ?

BEDEVİ’YE SERZENİŞ !!! Turgut Torunoğulları’nı, Atilay Uslu’yu Nebahat Albayrak’ı ve ödül verdiğin Tagi kardeşleri unuttun mu bedevi ?

İlhan KARAÇAY yazdı:

‘Kim bu bedevi?’ diye soracaksınız tabii.
Hemen cevap vereyim: Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb.
Neden mi bedevi?
Çünkü kendisi Berber kökenli olup, berberice konuşuyor.
Berberler de, Müslüman Arap olan Bedeviler’in bir uzantısı olarak kabul ediliyorlar.
Eeeee, Google’de arama yaptığın zaman bedevi sözcüğünden sonra şunların yazılı olduğunu görürsünüz: Çölde, çadırda, ibtidâî şartlarda yaşayan, medenî olmayan kişi anlamına gelir.
Demek oluyor ki, Fas’tan Hollanda’ya göç etmiş olan Ahmet Ebutaleb de medeni olmayan bedevilerden biriydi.
Peki sonra medeni olabildi mi Ebutaleb?
Bu konuda fikirler değişebilir ama, bana göre Ebutaleb ilkelliğini korumuş.
Bu kanaata neden vardığımı az sonra anlamış olacaksınız.

Rotterdam’ın Belediye Başkanlığı’nı yapabilecek kadar bilgilenmiş olan Ebutaleb’in, bilgilendiği halde bedevilikten kurtulamamış olduğu aşikârdır.
Ebutaleb’in doğmuş olduğu kent Rif’te yayın yapan NadorCity adlı haber portalı, bu röportajı Fasça değil, Berberice yaptı. Tercümesi ekranlarda yazılı olarak Hollandaca yapıldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb foto.jpg

2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın, Rotterdam Başkonsolosluğumuza girişini engelleyen güçleri yönetirken, polislere ‘vur’ emri verdiği bilinen Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in, Türk kuruluşlarına karşı takındığı olumsuz tavırları da biliniyor.

Söyleşi yaptığı haber portalı muhabirinin, ‘Hollanda’daki Türkler, neden Faslılar’dan daha başarılılar’ şeklindeki sorusuna, şaşırmış bir yüz ifadesi ile, ‘Hayır, aksine Faslılar Türkler’den daha uyumludurlar’ şeklinde cevap veren Ebutaleb şunları ekledi: ‘Türkler, yüzlerini ve dikkatlerini Türkiye’ye çevirmişlerdir. Onların her işi Türkiye’de halledilmektedir. Türk devletinin buradaki Türk toplumu üzerindeki etkisi bilinmektedir. Erdoğan’ın eli camilere kadar uzanmaktadır.’

Aynı durumun Faslılar için geçerli olmadığını belirten Ebutaleb şöyle devam etti: ‘ Rabat’ın eli buradaki camilere kadar uzanmıyor. Fas’ın buradaki Faslılar’a müdahalesi yoktur.
(Yazımın sonunda, Rabat’ın geçmişteki uzun elini anlatacağım) Ebutaleb devam ediyor:Burada sokakta yürüyen bir Faslı’ya, Fas’ın Başbakanının kim olduğunu sorarsanız bunun yanıtını alamazsınız. Ama bir Türk’e, ülkeyi kimlerin yönettiğini sorarsanız, isimleri tek tek alırsınız.’

Ebutaleb’in bu ifadesi, dış ülkelerde yaşayan Faslılar’ın, kendi ülkelerinin başbakanının adını bilmeyecek kadar apolitik olduklarını ve entegrasyondan ziyade asimilasyona daha yatkın olduklarının ispatı mıdır acaba?

Ebutaleb’in yukarıdaki ifadelerine ilk tepki, Belediye Meclisi’nde DENK’in Grup Başkanı olan Stephan van Baarle’den geldi. Van Baarle’ye göre, Ebutaleb’in bu söylemleri, iki grubu karşı karşıya getirir ve bir entegrasyon yarışı meydana getirir. Ebutaleb’in, Rotterdam Belediye Meclisi’nin görüşlerini anlatmadığını belirten Van Baarle, ‘Bu dil, kullanılan dil değildir. İnsanları başarılı ve başarısız diye gruplara ayırmak tehlikelidir’ dedi.
Van Baarle, Ebutaleb’in Türkler ve Faslılar vurgulaması ile ayrımcılık yaptığını belirtirken,
‘Bizim meclisimizde Türk Rotterdamlılar ve Faslı Rotterdamlılar’dan söz edilir. Ebutaleb’den, sarfettiği sözleri geri almasını talep ediyoruz.’ dedi.

Ebutaleb’in sözleri Lahey Belediyesinde de kursaklara oturdu. Lahey Belediye Meclisi’nde İslam Demokratlar’ın Grup Başkanlığını yapan Tahsin Çetinkaya, ‘Ebutaleb çok yanlış bir tablo çiziyor. Buradaki Türk organizasyonlarının çoğunun Erdoğan ile bir ilişkileri yoktur. Ebutaleb, Türk toplumuna uzatmış olduğu parmağı geri çekmelidir.’ dedi.

Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Belediye Başkanlığını üstlendiği günden bu yana, Türk gruplarına hiç de sempati ile bakmadı. Kim bilir, bu belki de kendi ailesinin özel yaşamından kaynaklanmaktadır.
Bu kıskançlık da, Ebutaleb’i ırkçı söylemlere itmiş olabilir.

Şimdi sormak lazım: Hollanda’ya uyum sağladıktan sonra açmış olduğu işyerleri ile Hollanda’da ve Türkiye’de büyük yatırımlar yapan Turgut Torunoğulları’nı tanımış mıdır Ebutaleb.

Hollanda’da bir Türk işçi çocuğu olarak doğduktan sonra, kendisini geliştiren ve sonunda da Corendon adlı Tur Operatörlüğü ve Hava Yolu Şirketi sahibi olarak, Hollanda’nın en büyük otelini açacak kadar başarılı olan Atilay Uslu’yu da duymuş mudur Ebutaleb.

Başarılı işadamlarımızı saymakla bitiremeyiz. Hollanda’nın çok önemli kuruluşlarında, bankalarda, önemli danışmanlık firmalarında, çok önemli postlara sahip olmuş Türkler’i de duymuş mudur bedevi Ebutaleb.

Kendinden başka, bir de Arnhem şehrine Belediye Başkanı olmuş  Ahmed Marccouch’a bakarak, ‘Vay be, biz Faslılar ne kadar da önemliymişiz’ deyip, Hollanda’ya Türkler’den daha iyi uyum sağladıklarını sanan bu zavallı Ebutaleb’e söylenecek çok laf var aslında.

Bizim Nebahat Albayrak’ımız, Hollanda’da Devlet Bakanlığı’na kadar yükselmedi mi bedevi Ahmet?
Bizim çocuklarımız bugüne kadar İkinci Meclis’e 15 parlamenter, Birinci Meclis’e
10 parlamenter, İl Genel Meclisleri’ne 8 üye, Belediye Meclisleri’ne 500’e yakın üye vermedi mi bedevi Ahmet?

Hollanda’da sayıları 600 bini geçen Tükler’in 350 bini aynı zamanda Hollanda tabiyetine de geçmişlerdir Ebutaleb.
Hollanda’da senin 400 bin yurttaşın, Fas tabiyetinden çıkamadığı için, Hollanda vatandaşlığına çok zor geçebiliyorlar. Yani senin Fas Devleti’n bile uyumdan korkuyor ve uyumu da önlüyor Ebutaleb.

Faslı gençler Hollandalılar’ı o kadar rahatsız etmişlerdir ki, bir ara, sadece suç işleyen Faslı gençlere değil, ebeveynlerine de ceza verilmesi girişimleri yapılmıştır Ebutaleb.
Başta biz olmak üzere, ebeveyleri cezalandırma fikrine karşı protestolar yükseltmişizdir.

Hollanda’da daha çok ‘Türk ve Türkiye düşmanı’ olarak tanınan ırkçı siyasetçi Gerd Wilders bile, baş düşmanı olan Türkler’i değil, Faslılar’ı ağzına sakız yapmıştır Ebutaleb.
Wilders, ‘Daha az Faslı’ sloganı ile yaptığı çıkışlarda, Faslılar’ı o kadar acımasız suçlamıştı ki, bunun için mahkemelerde yargılandı ve ceza yedi Ebutaleb.

Bak Ebutaleb, bunlar gibi örnekleri saymakla bitiremem.
Çok garip değil mi? Tam da böyle bir ortam içinde kalkıyorsun ve bir bedevi haber portalına, ‘Faslılar Türkler’den daha iyi uyum sağlıyor’ diyebiliyorsun.
Vallahi de billahi de ağzımla değil, bir başka yerimle güldüm Ebutaleb.

Senin ile iki kez buluşmamız olmuştu Ahmet Ebutaleb.
Buluşmamızın ilki, sana kitabımı hediye ettiğim zaman gerçekleşmişti.
İkinci buluşmamız ise, iş hayatında çok başarılı olmuş iki Türk kardeş Abdullah ve Umut Tagi’nin bir ödül töreninde buluşmuştuk.
Bu iki Türk kardeş, Hollandalılar’ın çok beğendikleri ringa balığı salamurasını (Haring) en iyi yapan balıkçılar olarak ödüllendirilmişti. Hem de yüzlerce balıkçı arasında ikinci kez bu ödülü kazanmışlardı.
İşte, Hollanda’ya uyum sağlamış Türkler’den bu iki kardeşe ödüllerini sen vermiştin, unuttun mu bedevi?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Tagi kardesler Baskonsolos ve Belediye Baskani ile (2).JPG

Şimdi gelelim, Faslılar’ın geçmişte yaşadıkları olaylara:

Hollanda’daki Faslılar, 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, eş ve çocukları ile birleşmeye başlamışlardı. Uzun bir süreçten sonra aileleri ile kucaklaşan Faslılar’ın, Hollanda’ya adaptasyonunu önlemek amacıyla ‘Amicalen’ adlı bir örgüt kurulmuştu. Bu örgüt, Kral Hasan’ın kontrolundaki hükümetin propagandasını yapıyor ve Hollanda’daki Faslılar’a, ‘Siz buraya sadece çalışmak için geldiniz. Ülkenize para gönderin ve burada politika ile ilgilenmeyin’ şeklinde telkinde bulunuyordu.
Bunda başarılı da oldular. Böylece Amicalen grubu gün geçtikçe büyüdü ve Faslılar’ın Hollanda’ya uyumu zorlaşmış oldu.

Amicalen grubunun Faslılar arasında dengeyi bozduğuna inanan bir başka grup, ‘Hollanda Faslı İşçiler Komitesi KMAN’ı kurdu. KMAN’ın kuruluş amacı da, Hollanda’daki Faslılar’ı kendi devletlerinin baskısından korumak ve Hollanda’daya uyumlarını sağlamaktı.
Zira, Faslılar o dönemde eşit haklardan yararlanamıyor, Toplu İş Sözleşmesi’nin dışında kalıyor ve taşeronların oyuncağı oluyorlardı.
Kötü çalışma şartları altında çok az maaş alan Faslılar’ın daha iyi konuma gelmeleri ve eşit hak kazanmaları için protesto eylemleri yapan KMAN, Faslılar’ın Hollanda’ya uyum sağlamalarını da teşvik etmekteydi.
Faslılar burada kalmak istiyorlardı. Amicaller ise, vatandaşlarının kültürlerini kaybedeceklerinden korkuyorlardı. Onlar da bu nedenle KMAN grubunu protesto ediyorlardı.
Ülkede tam anlamıyla, milliyetçilerle sosyalistler arasında bir güç mücadelesi sürüyordu.

Kısacası, Amicaller, vatandaşlarının Fas’a bağımlı kalmalarını, ülkelerine para göndermelerini, ülkelerinin politikasını desteklemelerini ve fazla şikâyetçi olmamalarını istiyor, buna karşın KMAN’cılar da, Hollanda’da eşit şartlarda kalınmasını isterlerken, ‘Fas kültürünü korumak iyi ama, entegrasyon da çok iyi’ diyorlardı.
Ülkede bu iki grubun toplantıları, protestoları, açlık grevleri bıtkınlık geirmişti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb sacmaladi.png

Fas’ta Kral Hasan’a karşı yapılan iki başarısız darbe, iki grup arasındaki gerilimi artırmıştı.
Olaylar Faslılar’ı, ‘Ülke içinde olanlar’ ve ‘Ülke dışında olanlar’ diye ikiye ayırmıştı. Çok radikal olan öğrenciler bile, istikbali Avrupa’da aramaya başlamıştı. Bu öğrenciler, siyasi kargaşadan endişe duydukları için ülkelerini terkederek, Avrupa ülkelerine sığınmaya başladılar. Başka bir ülkede şans arayan bu gruba mensup çoğunlukla erkekler, yığınlar halinde Hollanda’ya geldiler. O zamanlar Hollanda’nın işçi gücüne ihtiyacı çoktu.

Hollanda’da Faslılar’ın sayısı artınca, ortalığa hakim olan Amicaller ve KMAN’ların etkisi de azaldı.
Zamanla bu iki gruptan ses çıkmaz oldu.

İşte, daha birkaç yıl öncesine kadar, yukarıda anlatıldığı biçimde yaşayan Faslı gençler için, ‘Hollanda’ya Türkler’den daha iyi uyum sağladılar’ zırvasını kusan Ahmet Ebutaleb şimdi ne diyecek acaba?

 

Vandaag, precies 50 jaar geleden zijn wij getrouwd (23 Mei 1970)

Vandaag, precies 50 jaar geleden zijn wij getrouwd (23 Mei 1970)

Zoals elke jongeman heb ik mij altijd afgevraagd met wie ik later ga trouwen.
Uitgaande van de Turkse tradities, ligt het voor de hand wie dat zou gaan worden. Kom je echter uit een moderne stad als Mersin, dan ligt dat iets anders.
Ik had getrouwd kunnen zijn met een buurmeisje of familielid, maar dat is niet gebeurd.

Toen er huwelijkskandidaten waren, ben ik echter aan een wereldreis begonnen.
C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\50.YIL.jpg

In oktober 1968, 10 maanden na mijn vertrek, ben ik in Nederland beland waar ik mijn toekomstige vrouw ben tegengekomen. Het daarop volgende jaar, augustus 1969 zijn wij in Mersin verloofd en in de zelfde plaats op 23 mei 1970 getrouwd.

Ons huwelijksgeluk werd bekroond met de geboortes van zoon Ruşen (1971) en dochter Vahide (1974). Dit ondanks de uitdagingen van een gemengd huwelijk. Tijdens het vele reizen vanwege mijn werk als journalist, heb ik mijn gezin altijd gemist als water in de woestijn.

Ons zilveren huwelijksjubileum hebben wij als een tweede bruiloft in Mersin gevierd. Ons gouden huwelijksjubileum hadden wij willen vieren met een boottocht door Amsterdam en later een groot feest in Mersin. Helaas is dit door het coronavirus nu niet mogelijk. De vele gelukwensen van familie, vrienden en bekenden maken echter veel goed.

Wij wensen iedereen veel gezondheid en hopen jullie te mogen ontmoeten op ons uitgestelde feest.

İlhan Karaçay

TAM 50 YIL ÖNCE BUGÜN EVLENMİŞTİK
(23 MAYIS 1970)

Her genç gibi ben de, ergenlik çağımda ‘Acaba kiminle evleneceğim’ diye düşünürdüm.
Yöre, anane ve görenekler dikkate alındığı zaman, kimin kiminle evlenme şansı olduğu kolayca tahmin edilebilir. Mersin gibi bir yerde yaşayanın ise, kiminle evleneceği, biraz daha zor tahmin edilir.
Ben de bir komşu kızı veya bir akraba ile evlendirilebilirdim. Ama öyle olmadı.
Evlenmek için adaylar varken, bir kuş gibi uçtuğum Mersin’den, dünya turu yaptıktan sonra Hollanda’ya kondum.

Kuş gibi indiğim Hollanda’da, cıvıl cıvıl kuşlar arasında, talih kuşum Jeanne’yi 10 ay sonra Ekim 1968’de buldum. Ağustos 1969’da Mersin’de nişanlandığım talih kuşum ile, 23 Mayıs 1970’te Mersin’de nikâhlandım.

23 Ocak 1971 doğumlu oğlum Ruşen ile, 17 Nisan 1974 doğumlu kızım Vahide’ye fedakâr ve vefakârca analık yapan eşim Jeanne ile, yabancı evliliğin zorluklarına rağmen çok mutlu bir yaşamımız oldu.

Gazetecilik gereği sık sık çıktığım seyahatlar sırasında,
‘Çöllerde su, kutuplarda yaz misali’ hep özlem duyardım talih kuşuma.

25’inci evlilik yıldönümümüzü, Mersin’de ikinci bir düğün ile kutlamıştık.
Bize göre, ‘Gümüş Yılı’ydı bu.

Bize göre, ‘Altın Yılı’, Amerikalılar’a göre, ‘Safir Yılı’ olan 50’nci evlilik yıldönümümüzü, Amsterdam’da bir gemi turu organizasyonu, ardından da Mersin’de yine bir düğün ile kutlama planları yapmıştık.
Ama ne yazık ki, gözle görünmeyen bir düşman (korona) buna imkân vermedi.
Biz de, sizden gelecek kutlama mesajları ile yetinmek zorunda kalacağız.

Tüm dostlara ve tanıdıklara sunmayı umut ettiğimiz büyük kutlama gününe kadar sağlıklı yaşayınız.

Bize kutlama mesajı gönderecek olan dostlarımıza şimdiden teşekkür ediyoruz.
İlhan Karaçay

 

Vandaag, precies 50 jaar geleden zijn wij getrouwd (23 Mei 1970)

TAM 50 YIL ÖNCE BUGÜN EVLENMİŞTİK (23 MAYIS 1970)

 

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\50.YIL.jpg

Her genç gibi ben de, ergenlik çağımda ‘Acaba kiminle evleneceğim’ diye düşünürdüm.
Yöre, anane ve görenekler dikkate alındığı zaman, kimin kiminle evlenme şansı olduğu kolayca tahmin edilebilir. Mersin gibi bir yerde yaşayanın ise, kiminle evleneceği, biraz daha zor tahmin edilir.
Ben de bir komşu kızı veya bir akraba ile evlendirilebilirdim. Ama öyle olmadı.
Evlenmek için adaylar varken, bir kuş gibi uçtuğum Mersin’den, dünya turu yaptıktan sonra Hollanda’ya kondum.

Kuş gibi indiğim Hollanda’da, cıvıl cıvıl kuşlar arasında, talih kuşum Jeanne’yi 10 ay sonra Ekim 1968’de buldum. Ağustos 1969’da Mersin’de nişanlandığım talih kuşum ile, 23 Mayıs 1970’te Mersin’de nikâhlandım.

23 Ocak 1971 doğumlu oğlum Ruşen ile, 17 Nisan 1974 doğumlu kızım Vahide’ye fedakâr ve vefakârca analık yapan eşim Jeanne ile, yabancı evliliğin zorluklarına rağmen çok mutlu bir yaşamımız oldu.
Gazetecilik gereği sık sık çıktığım seyahatlar sırasında,
‘Çöllerde su, kutuplarda yaz misali’ hep özlem duyardım talih kuşuma.

25’inci evlilik yıldönümümüzü, Mersin’de ikinci bir düğün ile kutlamıştık.
Bize göre, ‘Gümüş Yılı’ydı bu.

Bize göre, ‘Altın Yılı’, Amerikalılar’a göre, ‘Safir Yılı’ olan 50’nci evlilik yıldönümümüzü, Amsterdam’da bir gemi turu organizasyonu, ardından da Mersin’de yine bir düğün ile kutlama planları yapmıştık.
Ama ne yazık ki, gözle görünmeyen bir düşman (korona) buna imkân vermedi.
Biz de, sizden gelecek kutlama mesajları ile yetinmek zorunda kalacağız.

Tüm dostlara ve tanıdıklara sunmayı umut ettiğimiz büyük kutlama gününe kadar sağlıklı yaşayınız.

Bize kutlama mesajı gönderecek olan dostlarımıza şimdiden teşekkür ediyoruz.
İlhan Karaçay

 

KONYA’YI ANLATMAK İÇİN EHLİNDEN ÖĞRENMEK LAZIM.

KONYA’YI ANLATMAK İÇİN EHLİNDEN ÖĞRENMEK LAZIM.

KONYA’YI ANLATMAK İÇİN EHLİNDEN ÖĞRENMEK LAZIM.

İlhan KARAÇAY yazdı…

Konya’yı çeşitli kalemlerden okumuş ve de çeşitli görüntülerle tanımışızdır.

Konya, çoğumuzun hatırasında, ‘tutucu’ bir kent olarak canlanmaktadır. Benim Hollandalı eşim bile Konya’yı aynı minvalde hatırlamaktadır. Taaa ki, geçen yıl (2016) Marmaris’ten Mersin’e giderken Konya’ya uğrayarak geçmemize kadar.
Konya’yı geçerken gördüğümüz manzara karşısında şaşıran eşim, ‘Muhteşem bir şehir, muhteşem bir yapılaşma, muhteşem bir temizlik ve muhteşem bir medeni görüntü’ diye mırıldanmıştı. ‘Mırıldanma, yüksek sesle söyle’ dediğim eşim, bu görüşünü aylarca her yerde vurguladı.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Veis-Konya 25 Temmuz 2017 (1).JPG Konya'nın Temmuz ayı ihracat rakamı

Konya, konakladığım Dedeman oteli ile birlikte, yeni yapılanması ile modern bir kent haline gelmiş.

Şahsen ben Konya’ya ilk defa yine eşim ile birlikte gitmiştim. Yıl 1972’ydi. O zaman Mevlana türbesini, Meram’ı gezmiştik. Aklımızda fazla birşey kalmamıştı.

Konya’ya daha sonra Sultan Havayolları’nın konuğu olarak gitmiştim. Kombasan’ı tanıdığımız yıllarda. Birkaç otel ile değişik bir çehre kazanmıştı Konya…

Konya’ya son gidişim 25 Temmuz 2017 günü oldu.
Mersin’deki eşimi ve çocuklarımı uçak ile Hollanda’ya gönderdikten sonra, ben de tek başıma otomobil ile yola çıkmıştım. Planım çok geniş kapsamlıydı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki dostlarımı ziyaret ederek gidecektim. Ama olmadı. Sadece Konya’daki Veyis Güngör dostumu ziyaret edebilmiştim.
Veyis dostum benim için Dedeman Oteli’nde bir suit ayarlamıştı. Otelime yerleştikten 15 dakika sonra Veyis otele gelmişti, Beraberinde ortak dostlarımızdan Mustafa Gök vardı.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (22).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (1).JPG

Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar bizi hararetle karşıladı ve makamında misafir etti & Konya’nın en çok ziyaretçi çeken Meram tepesinden kuş bakışı

‘Nereye gidiyoruz?’ diye sorduğum zaman, ‘Konya’yı gezmek için profesyonel rehberlere ihtiyaç var. Konya amatörlerle gezilmez’ dediler ve Konya İl Turizm Müdürlüğü’ne doğru yol aldılar. Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar bizi hararetle karşıladı ve makamında misafir etti. Daha sonra en iyi protokol rehberlerden Osman Sağ çağırdı ve bize eşlik etmesini söyledi. Rehber Sağ bizi önce Mevlana Müzesi’ne götürdü. Daha önce anlamsız bir şekilde gezip gördüğümüz Mevlana Müzesi’ni şimdi çok anlamlı bir şekilde gezmeye başladık. Rehber Osman Sağ müzedeki tüm detayları bize iki saat boyunca uzun uzun anlattı. Ben de size Mevlana’yı anlatmadan önce, önemsiz birkaç anı anlatayım:

Mevlana Müzesi’nden çıktıktan sonra Veyis Güngör’ün okul arkadaşı Osman Güzel ile buluştuk. Sonra hep birlikte Konya’nın en eski yerleşim birimlerindenen, Mevlana Celaleddin döneminde Hıristiyanların yaşadığı Sille’ye gittik. İkindi vaktinde vardığımız Sille’de bizi daha yeni restarosyandan geçmiş Aya Eleni Kilise’si karşıladı.Yerli ve yabancı turistler bu kiliseyi ziyaret ediyorlardı. Veyis Güngör, Sille sokaklarını gezerken, ‘Mevlana Celaleddin Rumi’nin zaman zaman şehir dışına çıkıp, Sille’ye geldiği ve burada Hıristiyan rahiplerle fikir alışverişi yaptığını’ söyledi.
İlginç bir konaklama ve mesire yeriydi burası.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Veis-Konya 25 Temmuz 2017 (4).JPG Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (21)

Konya’ya gidenleri, etli ekmek yedirmeden bırakmıyorlar & Veyis Güngör ile Sille’yi de ziyaret ettik.

 

Daha sonra Meram Yaka yolu üzerindeki Konya’nın meşhur Etli Ekmeği’ni en iyi yapan ve servis eden lokantaya gittik. Akşam üzeri de Meram’a çıktık ve onbinlerce insanın dolurduğu Meram’da unutulmaz bir akşam yaşadık. Meram’da Tavusbaba’ya çıktık. Konya’nın meşhur tatlısı höşmerim yedik. Akşam ilerleyen saatlerde gece Konya’yı en güzel şekilde seyredilen Akyokuş tepesinde de kahvelerimizi içtik. Akyokuş tepesi de çok kalabalıktı. Saat bir hayli ilerlemişti, değerli dostlar Mustafa Gök, Osman Güzel ve Veyis Güngör’e veda ederek, istirahata çekildim.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (3).JPG

Mevlana Müzesi ve türbesi, Türkiye’nin en çok turizt çeken yerlerinden biridir. Turizm Müdürlüğü’nün protokol rehberlerinden Osman Sağ (sağda), Mevlana Müzesini bize iki saat anlattı

MEVLANA

“Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!”
dizesi ile tüm dünyanın takdirini kazanmış olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan‘ın Belh bölgesinde, Afganistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuş. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Fars Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır.

Babası, “alimlerin sultânı” unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’dir. Babasına Sultânü’l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır. Etnik kökeni tartışmalı olup; FarsTacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (11).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (14).JPG

Mevlânâ, dönemin İslâm kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alîmlerin Sultânı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled‘in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya‘ya gelen Seyyid Burhaneddin‘in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir.
1273 yılında vefat etmiştir.

Mevlânâ, yazdığı Mesnevî adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir. Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh’e nispettir. Lakabı Celâleddin’dir.
“Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ’ya babası tarafından takılmıştır ve “sultan” manasına gelmektedir. Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu’ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir. Ayrıca müderrisliği nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı.

MEVLANA MÜZESİ

Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı’nın yeri, Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna’nın babası Sultânü’l-Ulemâ Bâhaeddin Veled’e hediye edilmiştir.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.

Sultânü’l-Ulemâ’nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna’ya müracat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur” diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled Mevlâna’nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. “Kubbe-i Hadra” (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin’e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (5).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (4).JPGMevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında “Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi” adı altında müze olarak hizmete başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş ve müzenin adı “Mevlâna Müzesi” olarak değiştirilmiştir.

Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır.

Müzenin avlusuna “Dervîşân Kapısı” ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi’nden sonra, Üçler Mezarlığı’na açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır.

Avluya Yavuz Sultan Selim’in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile “Şeb-i Arûs” havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır.

Tilâvet Odası

Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur’an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır.

Hat Dairesi’nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud’un yazdığı altın kabartma bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi’nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami’ye ait Farsça beyitte şöyle denilmektedir.
Kabetü’l-uşşâk bâşed in mekam
Her ki nakıs amed incâ şod temam
(Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır)

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (10).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (8).JPG

Huzûr-ı Pîr (Türbe)

Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa’nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna’nın meşhur eserlerinden Mesnevi’nin, Divân-ı Kebir’in en eski nüshaları sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.

Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han için yapılmış nisan tası sergilenmektedir.

Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna’nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması açısından mühimdir. 1. levha Türkçedir ve şöyledir;
“Ya olduğun gibi görün
Ya göründüğün gibi ol”

2. levha ise Mevlana’nın Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi şöyledir;
“Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da yine gel!”

Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babası Bahaeddin Veled’in soyundan gelme, 10’u hanımlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır. Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır.

Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna’nın ve oğlu Sultan Veled’in mezarları yer almaktadır. Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır. Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (17).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (18).JPG
Halen Mevlâna’nın babası Bahaeddin Veled’in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin “oğlu gelince babası ayağa kalkmış” dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup, 1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır. Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna’nın babasının mezarının üzerine konulmuştur.

Semâhâne

Semâhâne bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Semâhâne’de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam etmiştir. Semâhâne’de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne’nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.

Mescid

Mescide çerağ kapısından girilir. Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapı ile geçişler vardır. Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir.

Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.

Halı Kumaş Bölümü – Derviş Hücreleri

Mevlâna Dergâhı’nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır.

Bu hücrelerden giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır. Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (12).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (2).jpg

En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder’in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir.

Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli’ne bağlı, Ladik, Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir.

Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergilenmektedir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (7).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (15).JPG

Matbah Bölümü

Matbah müzenin güneybatı köşesinde yer alır. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından yaptırılmıştır. Dergâhın müzeye dönüştürülüğü 1926 yılına kadar yemek ihtiyacı burada karşılanıyordu.

1990 yılında yapılan onarımlardan sonra bu bölümün teşhir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapılmıştır. Matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Matbahın diğer işlevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayı saka postu üzerinde otururken, semâ talim çivisi yanında ise semâ dedesinin can tabir edilen Mevlevî derviş adayına semâ talim ettirişi anlatılmaya çalışılmıştır.

 

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI: ‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI: ‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI:
‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR’

*Fas Televizyonuna canlı bağlanan Ebutaleb, muhabirin ‘Hollanda’daki Türkler neden Faslılar’dan
daha başarılı’ sorusuna verdiği provokatif cevap ile bir kez daha kızdırdı.

*Daha önce de, fiiliyete koyduğu işlem ve açıklamaları ile skandal yaratan Ebutaleb’e sadece
Türkler’den değil, her kesimden tepki var.

*Ebutaleb’in iddiasına, ‘Hollanda’da daha az Faslı olmalı’ diyen Wilders ne diyecek acaba?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb foto.jpg

İlhan KARAÇAY Yazdı:

2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın, Rotterdam Başkonsolosluğumuza girişini engelleyen güçleri yönetirken, polislere ‘vur’ emri verdiği bilinen Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in, Türk kuruluşlarına karşı takındığı olumsuz tavırları da biliniyor.
Ebutaleb’in o günlerdeki ayıplarına az sonra değinmek üzere, bugünkü ayıbını sizlere sunuyorum:

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Abutaleb’in doğduğu, Fas’ın Rif kentinden yayın yapan NadorCity adlı bir haber portalının yayınladığı görsel ve yazılı bir haber, Hollanda’da Türkler’den başka her kesimden tepki gördü.
Muhabirin, ‘Hollanda’daki Türkler, neden Faslılar’dan daha başarılılar’ şeklindeki sorusuna, şaşırmış bir yüz ifadesi ile, ‘Hayır, aksine Faslılar Türkler’den daha uyumludurlar’ şeklinde cevap veren Ebutaleb şunları ekledi: ‘Türkler, yüzlerini ve dikkatlerini Türkiye’ye çevirmişlerdir. Onların her işi Türkiye’de halledilmektedir. Türk devletinin buradaki Türk toplumu üzerindeki etkisi bilinmektedir. Erdoğan’ın eli camilere kadar uzanmaktadır.’

Aynı durumun Faslılar için geçerli olmadığını belirten Ebutaleb şöyle devam etti: ‘ Rabat’ın eli buradaki camilere kadar uzanmıyor. Fas’ın buradaki Faslılar’a müdahalesi yoktur. Burada sokakta yürüyen bir Faslı’ya, Fas’ın Başbakanının kim olduğunu sorarsanız bunun yanıtını alamazsınız. Ama bir Türk’e, ülkeyi kimlerin yönettiğini sorarsanız, isimleri tek tek alırsınız.’

Ebutaleb’in yukarıdaki ifadelerine ilk tepki, Belediye Meclisi’nde DENK’in Grup Başkanı olan Stephan van Baarle’den geldi. Van Baarle’ye göre, Ebutaleb’in bu söylemleri, iki grubu karşı karşıya getirir ve bir entegrasyon yarışı meydana getirir. Ebutaleb’in, Rotterdam Belediye Meclisi’nin görüşlerini anlatmadığını belirten Van Baarle, ‘Bu dil, kullanılan dil değildir. İnsanları başarılı ve başarısız diye gruplara ayırmak tehlikelidir’ dedi.
Van Baarle, Ebutaleb’in Türkler ve Faslılar vurgulaması ile ayrımcılık yaptığını belirtirken, ‘Bizim meclisimizde Türk Rotterdamlılar ve Faslı Rotterdamlılar’dan söz edilir. Ebutaleb’den, sarfettiği sözleri geri almasını talep ediyoruz.’ dedi.

Ebutaleb’in sözleri Lahey Belediyesinde de kursaklara oturdu. Lahey Belediye Meclisi’nde İslam demokratlar’ın Grup Başkanlığını yapan Tahsin Çetinkaya, ‘Ebutaleb çok yanlış bir tablo çiziyor. Buradaki Türk organizasyonlarının çoğunun Erdoğan ile bir ilişkileri yoktur. Ebutaleb, Türk toplumuna uzatmış olduğu parmağı geri çekmelidir.’ dedi.

ÜÇÜNCÜ SKANDAL

Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Belediye Başkanlığını üstlendiği günden bu yana, Türk gruplarına hiç de sempati ile bakmadı. Kim bilir, bu belki de kendi ailesinin özel yaşamından kaynaklanmaktadır.
Abutaleb’e kara bir maske gibi takılmış olması gereken geçmişteki hatalarını görebilmek için, 2016’da yayınladığım yorumuma bakalım lütfen.

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB’İN SONU YAKLAŞIYOR.

* İkinci kez yalan söyleyen Fas asıllı Başkan’ın foyaları
CNN TÜRK’de uzun uzun anlatıldı.

* Rotterdam Başkonsolosumuzu yalanlayan Abutaleb,
Bakan Fatma Betül Sayan Kaya olayında polislere ‘Vur’
emri vermiş.

* Bir saçmalık da Amsterdam Belediye Başkanı’ndan:
Bakan Kaya’nın muhtemel toplantısını gürültülü
müzik ve havai fişekler ile sabote edecekti.

C:\Users\Ilhan\Desktop\MART BULTENI\Ahmet Aboutalep-Rotterdam Belediye Başkanı.JPG

İlhan KARAÇAY Yazdı:

Geçtiğimiz 11 Mart akşamı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya olayında, talimatlara göre hareket ettiğini söyleyen Rotterdam’ın Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in bir yalanı daha meydana çıktı.

Daha önce, Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız için ‘Çağırdım ve hizaya çektim’ yalanını savuran Abutaleb, bu kez de, ‘Başkonsolos bana Bakan’ın toplantı yapmayacağını söyledi’ yalanını savurdu.

Bakan Kaya’nın otomobili içinde tecrit edilme olayı sırasında, azılı teröristlere müdahalede kullanılan bir tim ile çelik kuvvet polislerini görevlendirdiğini belirten Ebutaleb, bununla da yetinmedi ve medyaya şu saçma ve korkutucu açıklamayı yaptı: ” Türk Bakan’a 12 geniş omuzlu adam refakat ediyordu. Bu adamlardan biri yanlış bir hareket yapsaydı, vur emri vermiş olduğum kuvvetler tarafından vurulacaktı.”

Ebutaleb ilk yalanını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Başkonsolosluk önünde toplanan Türkler’in Türk bayrakları taşımalarından rahatsız olan siyasetçilere hoş görünmek için, ‘Türk başkonsolosu makamımda hizaya çekecektim ve hesap soracaktım’, yalanını savurmuştu.

Bakan Kaya’nın sınır dışı edilişinden sonra, Hollanda’da genel seçimlerin yapıldığı 15 Mart günü CNN TÜRK’te yayınlanan bir programda, Ebutaleb ele alındı ve benim aylarca önce yazdığım bu konudaki yorum ekranlara getirildi.
Ekrana getirilen, aylar önce yazdığım yorum şöyleydi:

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız’ı, ‘Bana görevimi yapmayı öğretiyor’ diye topa tutmuştu. Ebutaleb, Hollanda medyasındaki açıklamalarında Başkonsolosumuza veryansın ediyordu. Sonra da ‘Hizaya çekmek’ üzere çağırdığını beyan etmişti. Tüm medya organları, ‘Başkonsolos bugün Ebutaleb’in ayağına gidecek ve hesap verecek’ diye yazmışlardı. Ama olmadı. Zira, Lahey Büyükelçiliğimiz uyanık davranmıştı ve o ziyareti iptal etmişti.

İşçi Partisi’nin liderliğine soyunan ve bu uğurda popülarite arayan Ebutaleb, ne nane yemişti biliyor musnuz?
Ben öğrendim, size anlatayım:
Lahey Büyükelçiliğimizdeki Geçici Maslahatgüzar Kurtuluş Aykan, Rotterdam’da meydana gelenTürk gösterileri hakkındaki medya kargaşasını sağlıklı bir şekilde anlatabilmek için, Rotterdam Belediye Başkanı Fas asıllı Ahmet Ebutaleb ile görüşmek için bir randevu almıştı.
Ebutaleb bu görüşme için gün vermişti. Maslahatgüzar Aykan, bu ziyarete Başkonsolos Ayyıldız ile birlikte gidecekti.
Ne var ki, randevudan iki gün önce, çok yoğun işler nedeniyle çok yorulan Maslahatgüzarımız Aykan, makamında fenalık geçirdi. Bayılan Aykan’ın durumu Büyükelçiliktekileri korkutmuştu. İki ambulans, itfaiye ve polis ekipleri Büyükelçiliğe geldi. Aykan hastaneye pencereden çıkarılarak kaldırıldı. O sırada Aykan’ın sekreteri Belediye Başkanı Ebutaleb’i aradı ve durumu anlatarak randevuyu iptal etti. Çok şükür ki Aykan’ın durumu iyiye gitti ve ertesi gün çalışmamak şartıyla ayağa kalktı.

Rotterdam Başkonsolosumuz Ayyıldız, Maslahatgüzar Aykan’ı ziyaret etti ve ‘Uygun görürseniz Belediye Başkanı’na ben gideyim’ dedi. Aykan da bu teklifi kabul etti ve Belediye Başkanı yeniden aranarak randevu saati sabit tutuldu.

Şimdi gelelim püf noktasına:
Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız, görüşme talebinden üç hafta önce, Belediye Başkanı Ebutaleb ile birlikte, civardaki Belediye Başkanları’na birer mektup göndermişti. Bu mektupta genellikle şunlar yazılıydı: ”15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Rotterdam’da gösteri yapan Türkler’in tutumu hakkında yaygara koparan Hollanda medyası sizi de etkilemiş görünüyor. Sanırım, yardımcılarınız bu konularda size sağlıklı bilgi vermiyor. Örneğin, sokaklarınızda gösteri yapan PKK’lılar’ın Abdullah Öcalan portresi taşıdıklarını ve PKK bayrağı açtıklarını size intikal ettirmiyorlar. Biliyorsunuz ki, PKK ülkeniz tarafından da bir terör örgütü olarak tanınmış ve her türlü faaliyeti yasaklanmıştır. Bu durumda, bizim vatandaşlarımızın yaptıkları gösterilerin abartılması da şahsınızı yanıltmıştır.”

Belediye Başkanı Ebutaleb, Başkonsolos Ayyıldız’ın bu mektubuna cevap verme zahmetine katılmamıştı. Ama son randevu olayını fırsat bilen Ebutaleb, medyayı kullanarak şu mesajı geçmişti: ”Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosu, bana işimi nasıl yapacağımı öğretmeye çalışarak boyunu aşan bir işe karışmıştır. Bu nedenle kendisini çağırdım. Bugün hizaya çekeceğim.”
Bu haber gerek Büyükelçiliğimiz ve gerekse Ayyıldız’ı çok şaşırtmı ve üzmüştü.
Bunun üzerine Büyükelçilik randevuyu yeniden iptal etti. Belediye Başkanı Ebutaleb’e de, ”Bu konularda bizim muhatabımız Dışişleri Bakanlığı’nızdır. Bu nedenle randevu iptal edilmiştir” haberi gönderildi.

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb’in bu tavrı, 32 Türk sivil toplum kuruluşunun ortak imzası ile, nedenleri belirtilerek protesto edildi.

İkinci yalan

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb, aylar önce söylediği üstteki yalandan sonra, ikinci yalanını hafta başında yaptı. Ebutaleb, Başkonsolosumuz Ayyıldız’ın, Bakan Kaya’nın toplantı yapacağından söz etmediğini ileri sürdü ve Başkonsolosumuzu yalancilikla itham ett. Kaldı ki, Bakan Kaya’nın Hollanda’ya gelmekte olduğu tüm kamuoyunun ve hatta Hollanda istihbaratının bilgisi dahilindeydi.

Bir saçmalık da Amsterdam’dan

Bakanımız ve mahiyetindekilere Rotterdam’da yapılan insanlık dışı davranışlar hepimizi kahrederken, bir açıklama da Amsterdam Belediye Başkanı Van der Laan’dan geldi. Het Parool gazetesine bir açıklama yapan Van der Laan şunları itiraf etti:
” Türk Bakan, Amsterdam’a gelip toplantı yapsaydı yasak koymayacaktım. Türk Başkonsolosluğunun bulunduğu Muzeum Plein meydanına acilen bir podyum kurduracak ve yüksek sesli müzük v havaai fişekler ile konuşmasını dinletmeyecektim”.
Şu saçmalığa ve düşmanlığa bakar mısınız?
Allah gecinden versin ama, kanser olduğu bilinen ve ölümü bekleyen bir Belediye Başkanı nasıl olur da böylesi çocukça ve düşmanca bir hareket yapar?

Kısasa kısas doğru değil

Son gelişmeler hakkında yazdığım haber-yorumların hepsine övücü reaksiyonlar aldığım gibi, yerici tepkiler koyanlar da oldu. Yerici tepkilerin hepsinde, ‘İyi de, Türkiye şunu yapmasaydı, bunu yapmasaydı’ ifadeleri vardı. Yani Hollanda’nın kısasa kısas yaptığını belirtiyorlardı.
Peki kısasa kısas, doğru bir davranış mı?
Mademki Hollanda çok medeni, çok demokrat, çok özgürlükçüydü, neden kısasa kısas yaptı? Demokrat ve özgürlükçü davransaydı ya?

‘Türkiye şunu yaptı, bunu yaptı’ diyenlere şu söylenebilir: ‘İyi de, Hollanda’nın yasak koyma hakkı var mıydı?”

Bu soruya ‘Evet’ diyenler var ama, bu sorunun en doğru cevabını yargı mutlaka vereceltir.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

 

Sonu yaklaşıyor

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb’in sonu yaklaşıyor gibi. Zira, O’nun bağlı olduğu İşçi Partisi ve Başbakan yardımcısı Asscher artık hükümet olamayacak.
İleride bu konuda yapılacak olan uzlaşma faaliyetleri sırasında, Ebutaleb mutlaka kurban edilecek.

Bunu da bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutalep ile maalesef birkaç kez buluşmam olmuştu. Kendisine kitabımı hediye ettiğim Ebutaleb ile, tereciye tere satan Türk balıkçı kardeşlerin ödül kazandığı törende ve daha birkaç etkinlikte biraraya gelmiştim. Keşke görmez olaydım…