ÖNÜMÜZDEKİ GENEL SEÇİMLERDE ‘YURTDIŞI SEÇİM BÖLGESİ’ OLUŞTURULAMAZ MI?

ÖNÜMÜZDEKİ GENEL SEÇİMLERDE ‘YURTDIŞI SEÇİM BÖLGESİ’ OLUŞTURULAMAZ MI?

çayır, gök, açık hava, yel değirmeni içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yurt dışında 55 yıldır aidiyet duygusu ile yaşayan İlhan KARAÇAY soruyor:

ÖNÜMÜZDEKİ GENEL SEÇİMLERDE ‘YURTDIŞI SEÇİM BÖLGESİ’ OLUŞTURULAMAZ MI?

Vatandaşlık hakkını kaybetmemiş olan yurttaşlarımız, neden yaşadıkları yerlerden seçilemiyorlar?

Yurtdışında yaşayan 10 milyona yakın vatandaşımızın temsiliyet hakkı neden verilmiyor?

Bireylere aidiyet duygusunu aşılayacak olan ‘siyasi katılım’ sağlanamazsa, vatandan uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya yol açılmayacak mı?

Normal şartlarda 2023’te yapılması beklenen, ne var ki, muhalefet partilerinin ‘hemen’ yapılması istenen, Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler hakkındaki tartışmalar sürerken, yurtdışında yaşayan on milyona yakın yurttaşımızın, yıllardır beklediği ‘seçilme hakkı’, yine unutulacağa benziyor.
‘Seçilme hakkı’ndan kastım, tabii ki ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’ oluşumundan doğacak olan seçilme hakkıdır. Yani, yaşadığı yerden seçime katılım hakkı.

adam, kişi, eski, poz içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hatırlanacağı gibi, Almanya’da yaşayan ‘19 Mayıs Türkiye Gençlik ve Halk Kültür Merkezi’ (TÜRGEM) yöneticisi Remzi Uysal, 27 Aralık 2006 tarihinde ‘yurt dışından oy hakkı’ için, Ankara 13’üncü İdari Mahkemesi’nde dava açmış, 13 Temmuz 2015’te de ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’ oluşturulmadığı için, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nı ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nı şikâyet etmişti.

Remzi Uysal, bu girişimin yıllar önce yapılmış olması gerektiğini savunurken şunları anlatıyordu:
‘Yurt dışında yaşayan bu insanlarımıza Türkiye’deki seçimlere pasif ve aktif olarak katılma, yani hem oy kullanma hem de seçilme hakkı verilmesi tartışmaları yıllar önce başladı.
Yurt dışında yaşayan Türkler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan bir değişiklikle Türkiye’deki seçimlerde oy kullanma hakkını resmen kazandı.
Ancak çeşitli bahanelerle pratikte uygulanmaya konulmadığı için bizlerin bu anayasal hakkı yıllarca sadece kâğıt üzerinde kaldı. Sadece gümrük kapılarında oy kullanma imkânı sağlandı. Yani, T.C. Anayasası yıllarca ihlal edildi.
Hem de göz göre göre…
2008 yılında yeni bir düzenleme yapılarak yurt dışında yaşayan Türklere bulundukları ülkelerde kurulacak sandıklarda veya mektupla oy kullanabilmeleri yolu açıldı.
Ancak Anayasa Mahkemesi, aile üyelerinin ve sosyal çevrelerin etkileyebileceği gerekçesiyle mektupla oy kullanmayı iptal etti.
Yurt dışındaki Türkler ilk kez 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bulundukları ülkelerdeki Türkiye’nin diplomatik temsilciliklerinde kurulan sandıklarda oy kullandı. 2015 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde de öyle.’

Ahmet Külahçı kardeşim bakınız bu konuda ne yazmış:
‘Türkiye’de politik sorumluluk taşıyanların dünyayı yeniden keşfetmelerine gerek yoktur.
Fransa, İtalya, Hırvatistan, Cezayir, Portekiz, Mozambik, Ekvator, Kolombiya, Tunus, Makedonya, Dominik Cumhuriyeti ve Romanya’nın yanı sıra daha birçok ülke, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına hem seçme hem de seçilme hakkını çoktan hayata geçirmiştir.
Hem de yurt dışında yaşayan vatandaşları için kontenjan bile ayırmıştır.
Yurt dışında yaşayan Türklerin anavatan ile bağlarını, dil ve kültürlerini korumalarını ve sürdürmelerini Türkiye’de politik sorumluluk taşıyanların da gönülden arzu ettiklerinden kimsenin şüphesi yoktur.
Nitekim Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 2015 yılındaki TBMM seçimleri öncesi ‘yurt dışının seçim bölgesi’ olması sözü vermişlerdi. Hatta yurt dışından aday gösterilen ve TBMM’ye giren AKP eski milletvekili Mustafa Yeneroğlu, 9 Kasım 2016 tarihinde bir açıklama yaparak, tekliflerinde yurt dışında Türkler için TBMM’de 15 kişilik bir kontenjanın yer aldığını bile söylemişti.
CHP’nin planında 30 kişilik bir ‘yurt dışı kontenjanı’ bile vardı.
Yapılan araştırmalar, yurt dışında seçim bölgesi olması halinde, yurttaşlarımızın en az 35 milletvekiliyle TBMM’de temsil edilmesi ortaya konulmaktadır.
O halde zaman harekete geçme zamanıdır.
Anayasadaki eşitlik ilkesinden yola çıkarak, yurt dışında yaşayan Türkler, bu en doğal anayasal haklarına kavuşmak için bir araya gelmelidir.
Hem de hiç zaman kaybetmeden.’

Ne dersiniz Ahmet Külahçı dostum haklı değil mi?

YURTDIŞINDAN 35 TEMSİLCİ
Çeşitli kuruluşlar tarafından yapılan araştırmalara göre, ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’ uygulanmaya başlandığı takdirde, Almanya’dan 14 Milletvekili, diğer Avrupa ülkelerinden (Balkanlar dahil) 14 milletvekili, ABD ve Kanada’dan 2 milletvekili, Avustralya, Ortadoğu, Afrika, Orta Asya ve Uzak Doğu’dan da birer milletvekili Ankara’da yerlerini alacaklardır.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ GÖRÜŞLERİ

Yurtdışındaki Sivil Toplum Kuruluşları’ndan yapılan açıklamalarda ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’ konusunun önemine değinilirken, genellikle şunlar söylenmektedir:
‘Demokratik yaşamın sağlam temeller üzerine kurgulanabilmesi, siyasal katılım süreçlerine odaklanılmasını zorunlu kılmaktadır. Vatandaşlarının bir kısmına çeşitli nedenlerden ötürü siyasal katılım imkânı sunamayan bir ülkede, toplumsal birliktelik ve bütünlüğün zedelenmesi kaçınılmaz olmaktadır. Ülkenin geleceğinin belirlenmesine katkı noktasında, bireylere aidiyet duygusu aşılayacak olan siyasal katılımın eksik bırakılması, yabancılaşmaya ve uzaklaşmaya neden olmaktadır. ‘Zamanın kısalması ve mekânın daralması’ olarak nitelenen küreselleşme sürecinde, ülke vatandaşlarının mobilize hale gelmesi, siyasal katılım sürecine de etki yapmaktadır. Büyük çoğunluğu 1961 yılında imzalanan işgücü anlaşması çerçevesinde olmak üzere, Türk vatandaşlarının da son yarım asırdır önemli ölçüde mobilize hale geldiği bilinmektedir. 2021 yılı itibariyle yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısı 10 milyona yaklaşmaktadır. Birçok ülke nüfusundan dahi kalabalık bir kitle haline gelen yurt dışı Türkler, isteklerinin kulakardı edilmemesini istemektedirler.

Yurt dışı Türklerin kendi oyları ile doğrudan temsil edilmelerinin, daha adil ve demokratik bir ortam oluşturması, nüfusla doğru orantılı paylaştırılan vekil sayısı ile sağlanmalıdır. Yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsilen 35 milletvekili belirlenmesi uygun görülmektedir. Bu milletvekilleri seçim çevresi olarak ülke geneli için tespit edilen ve halen uygulanan 600 milletvekili sayısının içinde değerlendirilebileceği gibi, 600 milletvekiline ilave olarak da hesaplanabilir.

metin, adam, kişi, kıyafet içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

SAADET AVRUPA BAŞKANI DA BASTIRIYOR

Yurtdışı Seçim Bölgesi oluşturulması için yükselen seslerden biri de Saadet Avrupa Başkanı Samet Sami Temel’den yükseldi.
Temel, gurbetçi vatandaşların sesinin duyulamadığına dikkat çekti.
Kendisinin de yurt dışında yaşayan bir vatandaş olarak, bu sorunları gördüğünü ve başkanlığını yürüttüğü Saadet Avrupa ile konuya ilişkin bir çalışma düzenlediğini belirten Temel, gurbetçi vatandaşların adil bir temsiliyete sahip olamadığına vurgu yaptı.

TEMSİL SORUNU YAŞANIYOR

Temel, genel seçimlerdeki temsiliyet sorununa vurgu yaparken şu ifadeleri kullandı: Demokrasinin ayırt edici temel özelliklerinden birisi de, toplumun farklı kesimlerinin devlet nezdinde temsil edilebiliyor olmasıdır. Demokrasilerde meşruiyetin yolu, temsiliyet vasıtası ile çoğulculuğun sağlanmasından geçmektedir. Türkiye için durum göz önüne alındığında, demokratik katılımın önündeki en önemli hususlardan biri, yurt dışındaki seçmenlerin temsil edilmesi sorunudur. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının temsil sorunu, demokrasimiz için bir problemdir.

ÜÇ MİLYONUN SESİ DUYULMUYOR

Üç milyonun üzerinde yurt dışı seçmeni ile Türkiye, bu alanda birçok ülkeden farklılaşmaktadır. Mevcut sistemde yurt dışında yaşayan vatandaşların TBMM’ye temsilci göndermesi ise mümkün değildir.

Saadet Avrupa Başkanı Temel, sadece sorunları tespit etmediklerini ve çözüm yolunu bulduklarına da dikkat çekti ve çözüm yolunu şöyle sıraladı:

YURT DIŞI SEÇİM ÇEVRESİ OLUŞTURULMALI

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın parlamentoda temsil edilme hakları, hakkaniyet gereği, yurt içindeki vatandaşlarımızla eşit olmalıdır. Buna göre, yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne doğrudan temsilci göndermesi için yurt dışı seçim çevresinin oluşturulması müzakere edilmelidir.

SEÇME VE SEÇİLME HAKLARINA RİAYET EDİLMELİ

Yurt içi ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın temsilini eşit bir biçimde sağlamak için gerekli yasal değişiklikler gerçekleştirilerek yurt içinde milletvekili başına düşen seçmen sayısının yurt dışında da hesaplanması; buna göre yurt dışı milletvekili sayısının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca yurt dışı milletvekillerinin seçiminde sayıları 1 milyonu aşan mavi kartlıların da seçme ve seçilme hakkına riayet edilmelidir.

Yurt dışı seçim çevresi, yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarının tespiti ve çözümü için bir zorunluluk halini almıştır. Zira yurt dışındaki vatandaşlarımızın gündemi farklı bir mesai gerektirmektedir. Hem siyasal katılımı artırmak, hem ülkeye aidiyeti güçlendirmek, hem de vatandaşlarımızın bir gereklilik olarak temsilini sağlamak için, yurt dışı seçim çevresi bir zorunluluktur.’’

Saadet Avrupa Başkanı Samet Sami Temel ayrıca, bu konunun takipçisi olacaklarını ifade etti. Temel, Saadet Avrupa olarak seçimler dönemine kadar bu sorunun halledilmesi için çalışacaklarını belirtti.

TÜRKİYE’DEKİ SEÇİMLERE KATILIM

Diasporaların kendi anavatanlarındaki seçimler için oy kullanmaları 150 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bilinen ilk yurtdışı oy, 1862’de Wisconsin eyaletinde yapılan seçimler sırasında Amerikan İç Savaşı nedeniyle cephede bulunan askerler tarafından kullanılmıştır. Avustralya 1902; Birleşik Krallık 1918, Norveç 1921, ABD 1942 ve Kanada 1994’de yurtdışında oy kullanmayı yasal hale getiren ilk ülkelerdir.

Günümüzde, yurtdışından oy kullanmayı yasalarla düzenleyen 120’den fazla ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerin büyük kısmında yurtdışında oy kullanma; sandık kurma, posta ya da e-mail yoluyla hayata geçirilmiştir. Türkiye’de ise yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız tarihte ilk kez 2014 yılında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçiminde oylarını kullanmıştır.

duvar, adam, iç mekan, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Gümrük kapılarında oy kullanma işlemi hem fazla rağbet görmüyor ve hem de zahmetliydi. Zahmetliydi, zira fanatik gruplar, yığınlar halinde yurdun giriş kapılarına geliyor ve oy kullanıyorlardı. Üstteki fotoğrafta, Kapıkule sınır kapısında ilk oy kullanışım görülüyor.

Gümrük kapılarında oy kullanmanın hem masraflı hem de uzun yol şartları nedeniyle zahmetli bir iş olması dolayısıyla yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın seçimlere katılım oranları şimdiye kadar oldukça düşük seyretmiştir. 2012’de yapılan düzenlemeyle yurtdışında oy kullanma imkânı hayata geçirilmiştir. 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanan yurtdışı seçmen sayısı 530 bin iken, 7 Haziran 2015 Seçimlerinde 1 Milyon 56 bin, 1 Kasım 2015 Seçimlerinde 1 Milyon 300 bin, 16 Nisan 2017 Referandumunda 1 Milyon 400 bin, 24 Haziran 2018  Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinde 1 Milyon 525 bin kişiye ulaşmıştır. Bu veriler, yurtdışı seçmenlere yerinde oy kullanma hakkının verilmesiyle birlikte siyasal katılımın her geçen yıl daha da yükseldiğini ortaya koymaktadır.

Seçimlerdeki yüksek katılım vatandaşlarımızın anavatana olana aidiyetlerini ve ilgilerini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra, yurtdışı seçmenlerin bulundukları ülkelerde oy kullanabilmesi vatandaşlarımızın Türkiye siyasetine yön verebilmesine, beklenti ve taleplerinin gündeme gelmesine de imkân sağlamaktadır.

  metin, kişi, iç mekan, hazırlarken içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Yurt dışında oy kullanma hakkımı ilk kez 2015 seçimlerinde kullanmıştım. Hollanda’nın çeşitli kentlerinde kurulan oy kullanma merkezlerinde, alınan sıkı önlemler içinde oylarımızı kullanmıştık.

YUTDIŞINDA OY KULLANMA

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde oy kullanabilmeleri için öncelikle “Yurtdışı Seçmen Kütüğü”ne kayıtlı olmaları gerekmektedir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Milletvekili Seçimleri ve Halkoylamaları öncesinde, belirlediği seçim takvimine göre seçmen listelerini ilan etmektedir.

Yurtdışındaki vatandaşlarımız, YSK tarafından belirlenen ve ilan edilen tarih aralığında internet sitesi (www.ysk.gov.tr)  üzerinden  “Yurtdışı Seçmen Sorgulama” kısmından yurtdışı seçmen kütüğüne kayıtlı olup olunmadığını sorgulayabilmektedir. Eğer yurtdışında ikamet edilmesine rağmen kütüğe kayıtlı olunmaması halinde, yine YSK tarafından ilan edilen tarihler arasında ve belirlenen yöntemle nasıl kayıt olunabileceği bildirilmektedir.

Yurtdışı Seçmen Kütüğüne kayıtlı vatandaşlarımızın, hangi ülkelerde, hangi tarihlerde, nerelerde ve hangi saat aralığında oylarını kullanabilecekleri, her seçim öncesinde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından belirlenmekte ve ilan edilmektedir.

 

GÜNAY USLU VE DİLAN YEŞİLGÖZ ÇALIŞIYORLAR

Dördüncü Rutte Kabinesi’nin, Türkiyeli iki Bakanı Günay Uslu ve Dilan Yeşilgöz’ün yaptıkları çalışma ziyeretleri Hollanda medyasında büyük ilgi görüyor.

kişi, iç mekan, dik içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduFotoğrafta Günay Uslu’nun Amsterdam’a yaptığı tiyatro ve sinema ziyaretleri sırasında aşı belgesi kontrolünden geçişi görülüyor.

metin, zemin, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu Üstteki fotoğrafta da Dilan Yeşilgöz’ün Utrecht polisinin çalışmalarını ziyareti görülüyor.

 

Sil baştan: Dün yayınlanan ve hatır için kaldırılan haberimi bugün tırtıklanmş olarak yeniden sunuyorum.

Sil baştan: Dün yayınlanan ve hatır için kaldırılan haberimi bugün tırtıklanmş olarak yeniden sunuyorum.

KONUMLARINI HİÇE SAYAN SOSYAL MEDYADAKİ ‘İSTEMEZÜK DÜŞKÜNLERİ’

Haber ve yorum takip etme zorunluluğu olan bazı yöneticiler, ‘Bana yazı göndermeyin’ lüksüne kaçıyorlar.

Facebook ve Messenger hakkında bilinmeyenler…

İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Çağımızın Alamet-i Farika’sı olan internetin yarattığı sosyal medya, milyonların katılımı ile, insanların en çok buluştuğu bir mecra (*) oluyor.
Email, twitter, instagram, whatsApp, messenger, facebook ve daha bir çok dalda yazışan ve görüntülü konuşan milyonlarca insan bu durumdan çok mutlu oluyorlar.
Haberleşmenin de kurtarıcısı olan internetin imkânlarından yararlananlar da bu durumdan çok memnun.

Ne var ki, bu imkânların tümünden yararlanmak isteyen bazıları işgüzarlık yapıyorlar ve kendilerine gelen mesajları gönderenlere, ‘Bana mesaj göndermeyin’ tepkisinde bulunuyorlar. Tepki koyanların bazıları haklı da olabilirler. Zira öyleleri var ki, uygun olmayan ahlâksız yazı ve görüntü gönderiyorlar.
Ben şahsen, okumak ve görmek istemediğim mesajları bir ‘tıklama’ ile atıyorum veya göndereni bloke ediyorum. Böylece hiç kimse ile muhatap olmuyorum.

Benim gönderdiğim haber ve yorumlar, 27 bini email olmak üzere 30 bin adrese gidiyor.
Haber ve yorumlarımı beğendiklerini ve yararlandıklarını belirten binlerce mesaj alıyorum. (Bu mesajları bir gün sizlere sunacağım) Tabii ki, arada bir ‘Bana mesaj göndermeyin’ diyenler de oluyor.

‘Mesaj göndermeyin’ diyenlerin çoğuna, ‘Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim, adresiniz listemden çıkarılmıştır, selamlar’ mesajını gönderiyorum.

Ama bazıları var ki, sadece ‘Mesaj göndermeyin’ lafı ile kalmıyor, hakarete varan laflar da ediyor. Böylesi kişilere, ‘Ne oldu kardeşim, sana ahlâksız porno mu gönderdim, bu ne şiddet’ diye yazıyorum.

Bazıları da, kendi konumlarına hiç değer vermeden, ‘Bana mesaj göndermeyin’ uyarısında bulunuyorlar. Bunların arasında medyacı olduğu gibi, konumu itibarıyla haber ve yorum okuması gerekli kişiler de var.
Örneğin, büyük bir gazetede hem yönetici ve hem de ekonomi yazarı olan bir şahıs da bana mesaj göndermiş ve ‘Yazılarınız ilgi alanımda değil’ demişti. Bu medya mensubu benden gerekli cevabı almıştı.

İnternet ve sosyal medyanın nimetlerinden yararlanmak istedikleri halde, kendilerine gönderilen mesajlardan rahatsızlık duyup, göndericilere rencide edici tepki gösterenlere bir çift sözüm var:
Benim email adresimi nereden aldınız veya buldunuz’ diye soranlar, internetin gücünden habersiz gibiler. Size gelen email mesajlarını okumak istemiyorsanız, bir tık ile atabilirsiniz veya o kişiden gelen mesajları bloke edebilirsiniz. Size haber veya yorum gönderme nezaketinde bulunanlara, ‘Bana mesaj gönderme’ diye yazarak rencide edici yolu seçmeyiniz.

İnternetin bir de messenger denen olağanüstü bir haberleşme servisi vardır.
Facebook hesabı olanlar, isim araması yaptıkları zaman, facebook hesabı olan herkesi bulabiliyorlar. Messengeri açanlar ise binlerce adres ile karşılaşıyorlar. Elinizdeki haber ve yorumu kime göndermek istiyorsanız, o ismi tıklayarak gönderebiliyorsunuz.
Bu da yetmezmiş gibi, sizde telefon numarası olmadığı halde, messengerdeki telefon işaretini tıkladığınız zaman görüşme yapabiliyorsunuz. Hem de görüntülü olarak.
İşte, bu imkânların sağlanmış olduğu bir sistemde yer almak isteyenler, yazışma ve hatta telefon rahatsızlığına da katlanmalıdır. Rahatsızlık duymamak için, insanları rencide edeceğiniz yere, sosyal medyadan uzak durmak daha akıllı ve medeni bir tutum olur.

Değerli okurlarım, isterseniz, Facebook ve Messenger sistemini bir bilenin diliyle anlatayım:

Dünya çapında en çok kullanılan mesajlaşma uygulamalarından biri olan Messenger, Facebook hesabı olmadan artık kullanılamıyor.
Facebook’un mesajlar kısmının bir uygulamaya dönüşmüş hali olan Messenger, dünya çapında en çok kullanılan mesajlaşma servislerinden biri. Hatta uzun süredir Facebook’u sadece mesajlaşma için kullanan birçok kişi bulunuyor. Birçok kullanıcı da Meesenger’ı kullanmak zorunda olduğu için Facebook’u kullanmak zorunda kalıyor.

Facebook olmadan Messenger kullanılamayacak!

Facebook hesabı olmayanlar artık Messenger servisini kullanamayacak.
Facebook hesabı olmayan kullanıcıların da kullanabildiği Messenger servisi, Facabook hesabı olmayan kullanıcılara kapatıldı.

Facebook’un mesajlaşma servisi olarak kullanılan ve oldukça popüler olan Messenger servisi bugüne kadar Facebook hesabı olmayanlar tarafından da kullanılabiliyordu. Fakat Facebook tarafından alınan bir kararla Messenger servisi için önemli bir gelişme yaşandı. Artık Facebook hesabı olmayanlar Messenger servisini kullanamayacak.

Facebook’un popüler mesajlaşma uygulaması Messenger, Facebook’tan ayrı bir uygulama olarak kullanıcılara sunulduktan sonra, Facebook hesabı olmaksızın da kullanılabiliyordu. Kullanıcıların telefon numaralarını kullanarak mesajlaştıkları Messenger servisini, artık sadece Facebook hesabı olan kullanıcılar kullanabilecek.

Facebook tarafından alınan bu karar ile, Facebook hesaplarının Messenger’a bağlanması zorunlu hale geliyor. Messenger’a Facebook hesabı olmadan giriş yapabilmeyi engelleyen bu durumda kullanıcılar yeni bir Facebook hesabı oluşturmak ya da mevcut hesaplarını aktif hale getirmek zorunda kalacak.

Facebook, WhatsApp için de bu kararı alabilir!

Facebook tarafından Alınan Messenger kararı sonrasında, neden bu şekilde bir karar alındığı konusunda bir çok soru akla gelse de, kullanıcıların Facebook hesaplarını kapatmalarında yaşanan artış herhalde bu sorunun temelinde yatıyor gibi görünüyor. Facebook tarafından alınan bu karar sonrasında kullanıcılar Facebook’un bünyesinde yer alan WhatsApp için de aynı kararı alacak mı sorusunu gündeme getirdi.

Kaliforniyalı Kongre Üyesi: Facebook, Instagram’ı Satın Almasaydı Dünya Daha Güzel Bir Yer Olabilirdi

Sosyal medya devi Facebook’un Instagram’ı da satın alması sonucunda bir kaos meydana geldi. Birçok kişiden eleştiri alan bu hareket, son olarak Kaliforniyalı bir kongre üyesi tarafından eleştirildi.

Facebook’un liderlerinin ve ortak kurucularının geçtiğimiz yıl boyunca şirketten ayrılması herkesin kafasında bir soru işareti oluşturdu. Tüm bunlar bir sır perdesi gibi görünse de New York Times’ın bugünkü haberi sonucunda bir fikir ortaya atılmış olabilir.

Görünüşe göre Zuckerberg, yalnızca WhatsApp, Instagram ve Facebook Messenger gibi ürünleri Facebook’a daha bağlı bir hale getirmek istemiyor. Farklı platformlardaki insanları da kendisine bağlamayı planlayan Zuckerberg, örneğin Facebook hesabı olmayan bir insanın Instagram üzerinden biriyle konuşabilmesini de mümkün kılmayı amaçlıyor.

Bu durum kulağa başta güzel gelse de Kaliforniyalı bir kongre üyesi çileden çıkmış gibi görünüyor. ABD Temsilcisi Ro Khanna, bu konuyu sosyal medyaya taşıdı ve Instagram yetkililerin en başında güven konusunda adı karalanmış olan Facebook’a platformu satmamalarının gerektiğini belirtti. Khanna ayrıca Facebook’la olan bağlantıları sebebiyle Instagram’ın da endişeler oluşturduğunu belirtti.

Mecra (*)
Mecra kelimesi kökeni Arapçadan gelen ve Türkçede yerleşik olarak değerlendirilen sözcüklerden biridir. Aslında anlamı açısından yanlış bilinen sözcüklerden biri olarak öne çıkıyor. Gerçekte ise iki farklı anlamı bulunmaktadır. Genelde mecra kelimesi dendiği zaman basın ve yayın söz konusu olsa dahi bununla herhangi bir ilgisi yoktur.
Türk Dil Kurumu açısından bakıldığı zaman mecra kelimesi iki farklı anlamı ile değerlendirilir.
– Akarsu yatağı
– Bir işin gidişi ve bir olayın doğrultusu
Bu şekilde her iki anlamı üzerinden de kullanılabilir.
Mecra aslında Türkçede platform veya basın yayın ile beraber herhangi bir alan şeklinde de ifade edilmektedir.

HOLLANDA DİYANET VAKFI’NDAN ‘CAMİ BELGESEL’ YARIŞMASI

HOLLANDA DİYANET VAKFI’NDAN ‘CAMİ BELGESEL’ YARIŞMASI

İlhan KARAÇAY’ın haberi

Hollanda Diyanet Vakfı (HDV), kuruluşunun 40’ıncı yılı dolayısıyla, bu ülkede büyük özveriler ile kurulmuş olan 148 HDV camisinin iyi bir şekilde tanımını sağlamak için bir yarışma düzenledi.

İslam Enstitüsü işbirliği ile, HDV camilerinin kuruluşu, tarihçesi, kültürel mirası ve
fonksiyonları konusunu ele alacak olan yarışmaya başvuru 28 Ocak 2022 tarihine kadar devam edecek.

‘HDV Medya Okulu Projesi’nin ilk etabını başarı ile tamamlayan 13 gencimizin de yarışacağı belgesel yarışması, diğer meraklılara da açıktır.

Birinciye 1.500, ikinciye 1.000, üçüncüye 500 euro ve mansiyon ödülleri, yapılacak olan bir ödül töreninde verilecektir.
HDV Başkanlığından yapılan açıklamada, ‘Hollanda’daki Müslüman Türkler tarafından büyük özverilerle kurulmuş olan HDV camilerinin her biri, bir tarihi içinde barındırmaktadır. Hollanda Diyanet Vakfı, bu tarihi yetenekli gençlerimiz aracılığıyla tarihsel bilince dönüştürmek, arşivlemek ve Hollanda tarihine not düşmek amacındadır. ‘HDV Cami Belgeseli’ yarışması bu uzun soluklu projenin ilk etabıdır.’ denilmektedir.

 

PAZAR NEŞENİZ BENDEN OLSUN…  Diş doktoru OYA BİLİR oyarmış, Jinekolog KAYA BİLİR kayarmış!

PAZAR NEŞENİZ BENDEN OLSUN… Diş doktoru OYA BİLİR oyarmış, Jinekolog KAYA BİLİR kayarmış!

Biraz müstehcen oldu ama, varsın bir pazar günümüzde de biraz müstehcenleşelim.

Diş doktoru OYA BİİLİR oyabilirmiş, Jinekolog KAYA BİLİR kayabilirmiş…

metin, beyaz tahta içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Kısa bir yazı ile Pazar neşelenmez. En iyisi size ben uzun bir şeyler yazayım ki pazarınız neşeli olsun.

İsimler, bazen olumlu, bazen de olumsuz etkiler yaratabilir.
Bakınız Ufuk Yurtseven dostumuz isimler konusunda neler yazmış.

Diş hekimi Oya Bilir ve jinekolog Kaya Bilir efsanesi yıllardır sürer. Kaya Bilir’i bilmiyoruz ama Oya Bilir gerçekten de var. Adıyla mesleğinin uyumlu olması onu Türkiye çapında bir şöhret haline getirdi. İsimler ve soyadları ister istemez kişinin kariyerini etkiliyor. Hele ‘ilginç’ bir isme sahipseniz bu kaçınılmaz. Ama illa çarpıcı bir isim olması gerekmez. Mesela, uzmanlara göre, en yaygın erkek isimlerinden Mehmet, karşıdakinde güven hissi uyandırıyor. Sakıp ve Serdar ise zenginliğin sembolü olarak görülüyor.

İnternette sürekli dolaşan ilginç isimler vardır. En meşhurları da diş hekimi Oya Bilir ile jinekolog Kaya Bilir. Bünyamin Dana, Şaban Tren, Sadık Öküz, Duran Tekerlek, Coşkun Aptal da, internet geyikçilerinin sevdiği isimlerdendir. Bunların hangileri gerçek hangileri efsane bilinmez ama bir şekilde akılda kaldıkları kesin.

Merak ettik, acaba ismimiz hayatımızı, kariyerimizi etkiliyor olabilir mi?

Türkiye’de en çok kullanılan isimler kadınlarda Ayşe, Emine, Hatice, Zeynep; erkeklerde Mustafa, Ali, Hasan, Ahmet, Mehmet. Akrofonolog (isim bilimcisi) Kemal Haluk Cebe isimlerin insanın kariyerini çok etkilediğini söylüyor. K harfi kariyeri temsil ettiği için, isimde bu harfin olmasını tavsiye ediyor. İnsanda güven hissi uyandıran isimlerin başında ise Mehmet geliyor. Cebe, Türk askerine bu yüzden Mehmetçik dendiğini düşünüyor. Buna karşılık, insanda en çok tedirginlik yaratan, olumsuz düşüncelere iten isimler ise Harb ve Mürre imiş. Eğer güçlü bir isim istiyorsanız ismin içinde D ve G harfleri olması gerekiyormuş. A harfiyle başlayan isimler de bu anlamda çok önemli imiş.

İsmin, insanlar üzerinde son derece tesirli ve önemli bir etken olduğunu belirten Cebe, ilk anda size çok sempatik gelen bir ismin adeta ruhunuzu okşayacağını ve o kişiye karşı çok yoğun ilgi duyabileceğinizi söylüyor.

Meslek guruplarında öne çıkan isimleri tek tek ayırmak son derece uzun süreceğinden Cebe isimlerin içesindeki harflere göre kategorize ediyor, mesela:

L harfi, sanatla ilgili işler yapanlar için ideal. El marifetiyle çalışan herkes için de öyle.

B ve A harfleri, satış ve pazarlamada çalışanlar,
İçinde M ve A olan isimler serbest ticaret yapanlar,
S harfinin isim ve soyadında olması üretici faaliyetlerde ve planlamada çalışanlar,
Z harfi araştırma ve geliştirmede çalışanlar ve
İ ve P aynı isimde yer aldığında psikoloji ve tıp alanında çalışanlar için ‘ideal’ harfler.
Soyadları öne çıkıyor
İsim değiştirmenin hem kariyeri hem de hayatı değiştirmek olduğunu söyleyen Cebe, ismin kişinin ruhsal bedeniyle bir bütün halinde titreşimleri yaratması gerektiğini düşünüyor:

“5.000 yıl öncesinden Çin’de çocuk doğmak üzereyken ‘isim koyucular’ çağrılırdı. Bu kişiler çocuğun doğum anında çıkarttığı sesten ona uygun titreşimdeki ismi koyarlardı.”

İsimler iş ilişkilerinde de son derece etkin imiş. Birlikte çalışan kişilerin isim titreşimi eşit seviyede ise iyi bir ortaklık oluyor, diyen Cebe, soyadın isimle birlikte titreşim yarattığı için çok etkili olduğunu, bugün birçok firmada daha ziyade soy isimler ön plana çıkarıldığını söylüyor. Sabancı, Demirören ve Koç gibi… “İsim ve soyadı iyi bir bütünlük yaratan frekansı yakalarsa harika bir kariyer olabilir” diyen Cebe hem kadına hem de erkeğe konan (Yüksel gibi, Işık, İsmet,Servet gibi) isimlerin de iş hayatında çok fazla olumsuzluk yaratmadığını söylüyor.

Zenginliğin sembolü Sakıp ve Serdar
Zenginliğin sembolü 2 isim var diyen Cebe bu isimlerin de Serdar ve Sakıp olduğunu söylüyor. Sakıp Sabancı’nın isminin müthiş bir özelliği olduğunu belirten Cebe;

Başta bulunan S harfinin çok iyi proje üretme
A harfinin algılama ve mantığı iyi kullanma
K harfinin yüksek seviyede kariyer
I harfinin hassas ve duygusal olduğu
P harfinin de kendine olan güven anlamına geldiğini söylüyor.
Soyadın ilk harfi olan S, üretilen projeyi çok iyi değerlendirme
A harfi yeri geldiğinde atılgan ve enerjik olduğu
B harfi önsezilerinin güçlü olduğu
Diğer A harfi mantık ve algılama kuralları
N harfi önsezilerini kullaranak iş yapma
C harfi güzel sanatlara karşı olan duygusallık anlamına geliyor.

Bir diğer önemli isim ise Serdar. İsimden sonra gelen harflerin kullanımı isimleri son derece etkiliyor.

Göbek adınızı kullanın
Ad, soyad ve göbek adı kullanınca çok uzun oluyor, hoş durmuyor diye düşünmeyin, Cebe bunun tam tersini söylüyor. “8 tane isim koyun o daha iyi olur. İspanyolların, Portekizlilerin isim enerjileri çok daha farklıdır. 8-9 isimleri vardır. Ne kadar çok isim ve harf olursa sizin enerjiniz daha çok tetiklenir. Ben göbek adlarını mümkün olduğu kadar kullanmalarını tavsiye ediyorum.”

Meclis’te en çok Mehmet var
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki 542 milletvekili arasında en yaygın isim Mehmet. Meclis’te 57 Mehmet, 24 Ali ve 21 Mustafa bulunuyor. Kadın milletvekillerinde ise en yaygın isim 5 kişiyle Fatma. Arkasından da 4 Ayşe geliyor.

Herkes bize Akcennet diye iltifat ederdi
Selin Karacehennem (Psikolojik Danışman Evlilik ve İlişki Terapisti, Yaşam Koçu): 4 sene hergün canlı olarak “Evlilik Sanatı” altında telefon üzerinden terapi yaptım. 2 aydan bu yana da ulusal bir kanalda aynı programı yapıyorum. Bu zaman zarfında insanlara faydalı oldum ki, gerek kitaplarım gerek programlarım beğenilerek devam ediyor. İlk zamanlar bu çok ani meşhur oluşum bazı medya kurumlarını rahatsız etmiş ki; soyadım üzerine gereksiz yazılar çıktı. Ancak, şu ana kadar danışanım veya harici kişiler soyadımı hiç konu etmedi. Kariyerim özellikle bundan çok yarar gördü. O zamanlar ismimi hatırlamayanlar, soyadımdan hatırlayarak beni buluyorlardı. Evlenmeden önceki soyadım olan Özkök’ü de araya ekleyerek programlarımı yapıyor, yazılarımda kendimi Selin Özkök Karacehennem olarak tanıtıyordum. Konuk olarak gittiğim pek çok televizyon veya radyo programlarında iyi niyetli dahi olsalar soyadımın bana niçin böyle olduğu soruldu. Ancak ben her seferinde tarihi bir soyadı olduğunu tekrarladım. Şöyle ki 2. Mahmut zamanında, tarihte “Vakkayı Hayriye” diye geçen yeniçerilerin ortadan kaldırılmasına sebep olan Karacehennem Paşa’nın (yani eşimin büyük büyük dedesinden) olduğumuzu tekrarladım. Soyadımız daha önceleri de bilhassa çok uzun seneler yaşadığımız Amerika’da uzunluğu dolayısı ile zor bulunurdu. Türkiye’de ise çok gülünürdü.
Ancak şahsımızla tam tezat soyadı olduğu için herkes bize “Akcennet” diye iltifat ederlerdi.

‘Adım ve soyadım sana teminattır’
Güven Kurtul (Avukat): İsmimi mühendis olan babam vermiş. İlerde mesleğimin ne olacağını kesinlikle düşünmemiş. Zaten mimar olmak istiyordum fakat Hukuk Fakültesi’ni tutturdum. Adımın, soyadımın ve mesleğimin bir bütün olarak çok etkili bir uyum arz etmesinin, gerek mesleğimde, gerekse politik çalışmalarımda büyük yararını gördüm. Dava veren müvekkil, tabii huzursuz ve endişeli olduğundan davayı kazanıp kazanamıyacağımızı sorduğu zaman, “Güven Kurtul. Adım ve soyadım sana teminattır” diyerek daha baştan moral veririm. Keza, davaya bakan yargıçlar dahi, adımı ve soyadımı okudukları zaman tebessüm ederek ve espri yaparak davaya daha baştan olumlu bir hava içinde bakıyorlar. Diğer yandan, 1983 senesinde bürom Sarıyer’de idi. Rahmetli Turgut Özal da Sarıyer Yeniköy mahallesinde oturuyordu. Anavatan Partisi’ni kurarken, Sarıyer’de tabelamı görmüş, beni araştırmış ve Sarıyer İlçe Başkanlığı görevini bana vermişti. Bir yıl sonra yapılan mahalli seçimlerde İstanbul Büyük Şehir Belediye Meclisi üyeliğine seçildim ve 5 yıl Meclis Başkanlığı yaptım. Böylece adımın ve soyadımın yararını politikada dahi gördüm. Gerek dava veren müvekkiller gerekse siyasi çalışmalarımda vatandaşlar adım ve soyadımdan dolayı daha çok güven ve sempati duymuşlardır. Adım ve soyadımın doğurduğu izlenim ve pozitif enerji daima ortamı müsbet olarak etkilemiş, espri ve takılmalara neden olmuş, böylece pek çok dost ve çevre edinmiş oldum. Bu nedenden dolayı, isim ve soyadın insan hayatında çok önemli etkileri olduğuna tanık oldum.

İsmimle şoka girenler, soyadımı duyunca bitiyor
Oral Sökücü (Diş Hekimi): Ailemde hiç diş hekimi yok. Bu isim bana verildiğinde anlamını ne annem ne de babam biliyormuş. Kıbrıs Barış Harekátının cereyan ettiği dönde doğmuşum. Annem ve babam da Almanya’da yaşıyordu. Kıbrıs harekátı esnasında uçağının düşmesi sonucu bir pilotumuz şehit oluyor. İsmi de Oral. Muhtemelen bizimkilerin de vatan hasretinden dolayı bu isme karar veriyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse diş hekimi olana kadar hiç etkisi olmadı. Taa ki fakülteye ayak basana kadar. Üniversiteye başladığımın 2 veya 3’üncü günü diş hekimliği fakülte panosunda bir kalabalık öğrenci topluluğu gördüm. Öğrenciler panoya bakıp kahkaha atıyorlardı. “İsme bak, Oral Sökücü. Kim bu doğuştan fanatik diş hekimi?” diye güldüklerini görünce olayın ciddiyetini anladım. O günden sonra klasik olarak çoğu ilk tanıştığım kimseler annem ya da babamın bir diş hekimi olduğunu düşündüler. Ben de ısrarla olmadığını söylemekle zorunda kaldım. Ve böyle de geçecek sanırım. Hastalarımın çoğu çocuklardan oluşuyor, o yüzden onların tepkisi olmuyor. Ama ebeveynlerinin ve bilhassa doktor olanları ilk etapta şaşırıyor. Daha sonra ifadelerinde “doğru adreste olduklarını” düşündüklerini söylüyorlar. Yani ismimin bana pozitif bir etkisi olmuştur. Adım daha az unutulan bir isim oldu. Mesela şu an yeni göreve başladığım Gaziantep Üniversitesi’nde tanıştığım öğretim üyeleriyle ismimi söyleyince “o siz miydiniz” diyorlar. Adımın meslekle ilgili olmasından dolayı daha popüler daha tanınır olduğumu düşünüyorum. Özellikle bu ismin anlamını bilen bireyler zaten belirli bir sosyo ekonomik seviyede olduğu için (bilhassa doktor) bana hep faydası olmuştur. Mesela henüz daha yeni diş hekimliği fakültesi öğrencisi iken dekan yardımcımız yanına çağırıp “Adın ne güzel ben de çocuğum olursa adını Oral koyacağım” demişti. O zaman arkadaşlar arasında havam inanılmaz artmıştı. Ben de tabii bir de isime ilaveten soy isim faktörü var. İsmimde şoka giren bireyler soy ismi de duyunca tamamen iptal oluyorlar. Yurt dışında bir kongrede konuşmamı yaptıktan sonra bir yabancı meslektaşımla tanıştım. Bana yabancı menşeili misin diye sordu.(Muhtemelen isim yabancı bir anlamı olunca) “Hayır Türküm” dedim. Bana güldü ve “Mesleğinle uyuşmuş” dedi gülerek. Ben de “Soy isimimi söylemeyeyim buna kalbiniz dayanmaz” dedim. Soyadımın yabancı dilde anlamını söyleyince ilk önce inanmadı şaka yaptığımı sandı. Ama gerçek olduğuna inandıktan sonra gülen yabancı meslektaşımı kahkaha komasından çıkarmak oldukça güç oldu.

İLGİNÇ İSİMLERİYLE NASIL ‘GEÇİNİYORLAR’?

Çocukken başıma dert oldu, sonra sermayeye dönüştü
Aşkım Kapışmak (Davranış Bilimleri ve İletişim Uzmanı): Aşkım ismini rahmetli anneannem koymuş ve ben doğduğumda kucağına alıp: “Herkes sana Aşkım desin, seni sevsin” demiş. Soyadıma gelince, gerçek soyadım, yani dedeminki, Kapışmaz ama nüfus memurunun gazabına uğrayanlardanım. Kapışmak yapmış ve hayatımın değişmesine yol açan kişi olmuş. Çünkü ismim sevgiyi, aşkı, soyadım ise aşkta kavgayı çağrıştırıyor.

Kurumlarda ikili ilişkiler ve iletişim seminerlerini stand-up şeklinde veriyorum. Bu yüzden de adımı soyadımı sahne adı zannediyorlar. Yıllar önce adım ve soyadım birkaç gazetede haber olunca, TV programlarından teklifler gelmeye başladı. Tüm davetlerin nedeni, ilk önce ismim, mesleğim ve yaptığım stand-up’lardı. Daha çok futbolcular ve iş dünyasıyla çalışıyorum. Bire bir danışmanlık yaparken, seans bitiminde erkekler “Ya hocam size başka isimle seslensek olur mu” diyorlar.

Anaokullarına danışmanlığa gidiyorum. 4-5-6 yaş grubu öğrencileri aşkım kelimesini duyunca çok gülüyorlar. Okulda öğretmen arkadaşlar bana Aşkım dediklerinde çocuklar eve gidip “Anne öğretmenim o abiye aşık olmuş” diyorlarmış sürekli.

Aile faciasına sebep oluyordu
Bazen şirketlere eğitim anlaşması yapmak için gidiyoruz. Toplantı başladığında yöneticilerin ilk soruları “Aşkım Kapışmak nasıl bir isim?” oluyor. İş anlaşmalarında herkesin stresi ilk anlardır. Benim hiç böyle bir derdim olmadı. Tüm görüşmelerim eğlenceyle sürdü, adım sayesinde. Kurumlar ve bireyler marka çalışmasına bütçe ayırırken benim böyle bir endişem olmadı. İsmim ve soyadım kendi çalışmasını yaptı. Geçen sene bir imza günü yaptık. Gelenler imza alıp, numaramı istediler. 3 gün sonra telefonum çaldı. Bir erkek bana “Mustafa ile görüşebilir miyim” dedi. Yanlış aradınız, dedim. Kimsiniz dedi, siz kimi arıyorsunuz dedim. “Beyefendi size bir şey anlatmam lazım, 3 gündür kafayı yiyorum, eşimin bir notu elime geçti, üzerinde aşkım yazıyor altında da bu numara” dedi. Ben de “Beyefendi benim adım Aşkım, eşiniz de imza günüme katıldı herhalde” dedim. Adam öyle bir ohhh! çekti ki anlatamam. Kemer’de bir otele eğitime gittik. Seven Hill Yönetim Kurulu Üyesi Zeynel Özbek de vardı. Lobiye geldik. İki kişiyi şimdilik bir odaya alacaklarını söylediler. Zeynel Bey hemen lafa girip: “Biz seninle birlikte kalalım Aşkım” deyince bütün lobi bir Zeynel’e bir de bana şaşkın şaşkın bakmaya başladı. Zeynel durumu anlayınca “Kimliğini çıkarıp arkadaşlara gösterir misin” diyince çok güldüm. Siz işinizi iyi yapınca adınız ya da markanız değerinizi artırıyor. Bazı isimler küçükken alay konusu oluyor ama ileride sermayeye dönüşüyor. Benimki de bunlardan. Çocukken çok dalga geçildi ama şimdi bana faydası çok. İşime olumsuz hiçbir etkisi olmadı. Sadece birebir ya da kişisel sıkıntılarım oldu. İşimde de insanların beynine çapalandım hep.