Dev bir röportaj !!!  Uzaktaki Türk dostları

Dev bir röportaj !!! Uzaktaki Türk dostları

İlhan Karaçay, TRT için hazırlanan ‘Uzaktaki Dostlar’ adlı belgesel seri programın yapımında baştan sona vardı. Programın danışmanlığını, sunuculuğunu ve röportajlarını yapan Karaçay, tarihin geçmiş sayfalarında olduğu gibi şimdi de, Türk ve Türkiye isminin tüm Avrupa’da yaşamakta olduğunu gözler önüne serdi.

Sax=ilhan Karacay festival yurusunde (1)
İspanya’nın SAX kasabasında ‘Comparsa de Turcos’ festivalinden

Şimdiki Avrupa’da Osmanlı’nın yaşatıldığı yerler

1960’lı yılların başından bu yana, Avrupa’nın dört bir yanına göç ederek yaşamakta olan Türkler, tarihin en büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun torunları olarak ne kadar övünseler azdır.

Asırlardır Avrupa halkının emeğini sömürdüğü ileri sürülen kiliselerin ve derebeylerin önüne dikilmişti Osmanlı…

Hep ‘istilacı’ olarak gösterilmeye çalışılan Osmanlı, aslında kimi zaman Avrupa halklarının, kimi zaman da devletlerin yardımına koşmuştu. Bunu ben değil, bugün Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki kalıntılar anlatıyor.

Ben şahsen bir ‘Cumhuriyet çocuğu’ olmakla övünmemin yanında, atalarımın devleti Osmanlı ile de övünmeyi ve de Osmanlı’ya sahip çıkmayı bir görev olarak üstleniyorum.

Osmanlı’nın tanıtımı için çaba sarfedenlerin her türlü etkinliklerini değerlendirirken, Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Osmanlı’ya atfen ‘Türkiye’ isimli pek çok yer bulunduğunu ve bu yerlerde Avrupa halklarının bir Türk gibi yaşadıklarını da gözler önüne sermek lazım.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (127)
TÜRKİYE KÖYÜ: Hollanda develetinin kurucusu Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits, 80 yıl süren İspanya savaşını kazanmalarına katkısı bulunan Osmanlı’ya şükran borcu ödemek için, Zeeland bölgesindeki bir yere Türkiye adını koydu. Fotoğrafta İlhan Karaçay’ı Türkiye tabelası önünde görülüyor.

52 yıldır gazetecilik yaptığım Hollanda’da, Türkiye adlı bir köy olduğunu, ne yazık ki buraya yerleşimimden tam 20 yıl sonra öğrendim. Gazetecilik açısından bu bir ihmal ve beceriksizliktir ama, buranın varlığını öğrendikten sonra yaptığım yayınlar ve etkinlikler benim bu beceriksizliğimi affettirecek niteliktedir. Bırakın affedilmeyi, bu konuda ödüllendirildim bile…
Ne miydi bu ödül?
Geçen yıl bir aralık günü TRT’den İsmail Elden aradı. ‘İlhan bey, web sayfanızda okuduğumuz Avrupa’daki Türk köyleri ile ilgili olarak bir belgesel dizi hazırlamak istiyoruz. Bu konuda bizim danışmanımız ve sunucumuz olur musunuz ?’ teklifi benim için gerçekten bir ödül sayılır.
Bu teklife tabii ki anında ‘evet’ dedim ve İsmail Elden’in prodüktörlüğü, Sacit Şahin’in yönetmenliği ve çeşitli kameramanlar ile yılın değişik aylarında Avrupa turuna çıkarak çekimleri yaptık.

Hollanda’daki bir köye neden ‘Türkiye’ adının verildiğini, Belçika’daki bir köy halkının her yıl neden Türk festivali yaparak Türkler gibi yaşadığını, İtalya’da bir köy halkının da aynı şekilde her yıl Türk Festivali düzenleyip Türkler gibi yaşadıklarını, Fransa’da pek çok yere Osmanville, Turqueville. Turquestein ve Turkheim adlarının verildiğini, İspanya’da Sax kasabasında her yıl düzenlenen festivalin en büyük ve görkemli grubunun İspanyol Türkler olduğunu, Corpanse de Turcos adlı bu grubun 1920’de Atatürk’ün istiklal savaşı galibiyetine sempati duyan İspanyollar tarafından kurulduğunu ve o günden bu güne muhteşem bir binada yerleşmiş olduklarını gittik, gördük ve yaşadık.

ilhan Karacay Turqueville ilhan Karacay-OsmanvilleAvrupa’da gördüklerimiz sadece ‘Turkiye’ ve ‘Turquestein’ gibi tabelalardan ibaret değildi tabii…
Fransa’nın Caen kentindeki ‘Passage Du Grand Turc’ isimli bir pasaj avlusunun duvarında, tam 6 metre büyüklüğünde iki Osmanlı figürünün 5 asırdır nasıl silinmediğini ve buraya gelen ziyaretçilerin bu muhteşem figürleri hala hayranlıkla nasıl izlediklerini de gördük.

Fransa’da, Fatih Sultan Mehmed’in en çok sevdiği söylenen oğlu Cem Sultan’ın, sürgünde yaşadığı Bourganeuf kasabasındaki ‘Zizim’ adlı şatoyu da bulduk. Burada Cem Sultan’ın hazin yaşam öyküsünü araştırdık.
Moena Kultur isleri Baskan Yardimcisi Hillara-Karacay ile (2) Faymonville Festivali'nden goruntuler (20)
İtalya’da Moena Türk Festivali                                      Belçika’da Faymonville Türk Festivali

Yine Fransa’da, Büyük Türk İmparatoru Atilla’nın, Avrupa’daki savaşları sırasında ordularını konaklattığı otağı bulduk. İlgiçtir ki, bu otağa giren ilk Türkler biz olduk. Zira, 10 yıl önce Fransız bir grup tarafından yaşama geçirilen ‘Atilla Vakfı’, buranın tanıtımı için çalışmalarını hızlandırmış. Buraya artık turistler akın etmeye başladı. Biz de, buraya gelen bir otobüs dolusu Alman turist ile röportaj yapma fırsatı bulduk ve Atilla’nın bilinmeyen yanlarını araştırdık.

Avrupa’daki Türkiye ve Türk izleri tabii ki bunlarla sınırlı değil.
Son olarak gittiğimiz İspanya’da her yıl şubat ayının başında yapılan bir Türk Festivali var. Valencia bölgesindeki Sax kasabasında yapılan bu festivalin neden yapıldığı hakkındaki gerçekler de çok ilginç. Bu festivalin 400 yıl önceki nedeni, Hıristiyanlar’ın Müslümanlar’a karşı elde ettikleri galibiyete dayanıyor. Festivalin nefret ve intikam kokan havası, 300 yıl sonra 1920 yılında birden bire değişiyor.

Daha önceki kutlamalarda, Hıristiyanlar’ın Müslümanları çok kanlı bir şekilde mağlup etme sahneleri ağırlıklı iken, 1920 yılında, Atatürk’ün Anadolu’da elde ettiği zaferlere gıpta ile bakan bir grup İspanyol, bu festivale, ‘Comparsa de Turcos’, yani Türk Grubu adlı bir ekip ile katılma kararı almış. O yıldan bu yana da festivalin kin ve intikam kokan havası, dostluk ve sevgiye dönüşmüş.

‘Avrupa’da Osmanlı’nın yaşatıldığı yerler’ başlıklı seri yazımıza, yarın Hollanda’daki ‘Türkiye Köyü’ ile başlıyoruz.

 

UĞUR DÜNDAR ve SOĞUKOLUK BASKINI.Soğukoluk’un en ünlüsü Bahriyeli Emin ile görüşmüştüm.

UĞUR DÜNDAR ve SOĞUKOLUK BASKINI.Soğukoluk’un en ünlüsü Bahriyeli Emin ile görüşmüştüm.

Tele1 Televizyonunda yayınlanan Uğur Dündar belgeselindeki ilginç konulardan biri Soğukoluk’taki fuhuş yuvalarına yapılan baskındı.
Soğukoluk’ta, özellikle Orta Doğu ülkelerindeki zenginlere hizmet veren
33 randevu evi-fuhuş yuvası vardı.
Bu evlerden en ünlüsünün sahibi Mersinli Bahriyeli Emin idi. İyi tanıdığım Bahriyeli Emin ile daha sonra Mersin’de görüşmüştüm.
Ama isterseniz önce, rahmetli Savaş Ay’ın 25 yıl sonra yayınladığı haberi okuyun ve Uğur Dündar’ın TV röportajını izleyin.  (Alttaki fotoğrafa tıklarsanız TV röportajını görörsünüz)
C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\IMG_0889.jpg

İşte rahmetli Savaş Ay’ın haberi:

Fuhuş rezaletinden yayla cennetine

Soğukoluk, bir zamanlar beyaz kadın ticareti, seks köleliği, uyuşturucu, dayak ve işkencenin merkeziydi. Şimdi ise milletvekili, bürokrat, holding patronu ve sanatçıların malikâne diktikleri bir dinlence bölgesi…

‘Jandarmaaa!.. Baskın var dikkaaaat! diye bağırdı Erkete Cemil… Uyarı önce tüm çalışanları sonra da kucakta, masada, podyumda yarı çıplak müşteri eğleyen, müşteri bekleyen konsomatris ve kevaşe kadınları harekete geçirdi. Hepsi telaşlı ama paniksiz bir acelecilikle pozisyon değiştirip gizli dehlizlere açılan gizli kapının önünde toplanıp birer birer süzüldüler içeri.

BODRUM KATTA GİZLİ ODALAR

Artık yukarıda erkek erkeğe kalmış müşteriler, masaların başında kendi halinde ‘eğlenenler’ kalmıştı baskına uğrayacak. Aramalar yine sonuç getirmemiş, jandarma suç unsuru bulamayıp dönmüştü. Yine bodrum katlardaki gizli odalarda seks oyunları ve karşı çıkan, baş kaldıran ‘kızların’ falakaya çekildiği, işkenceden geçirildiği alışılmış yaşam sürecekti. Bu anlattıklarım eskilere ait. Yeni kuşak bilmez elbette. Ama yaşı 30-35’i geçenler için Soğukoluk sözü geçince bir rezillik merkezi gelir akıllara. O günlerin jargonuyla “Beyaz Kadın Ticareti”nin, yani seks köleliği, fuhuş batağı ve kepazeliklerin odaklaştığı bir merkezdi orası. Şimdi ise ‘elit’ ailelerin kümelendiği, villalar, malikaneler diktiği harikulade bir dinlence yaylası. Dünden bugüne Soğukoluk serencamını kısaca anlatayım da bahsettiğim yeni kuşaklar daha iyi anlasın meramımızı.

KATIRLARLA MALZEME

Çok yıllar öncesidir. Jozef Ayvazyan adlı bir Ermeni yurttaşımız Antakya Belen ilçesi yakınlarında bir yaylayı pek beğenerek oraya koca bir otel diker. Avanos Dağları’nın kucağındaki bu yaylanın yolları o kadar bozuktur ki araç giremediği için katırlarla taşınır inşaat malzemeleri. Sonra oraya Müzeyyen Senar dâhil pek çok ünlü şarkıcı, türkücü, sahne insanı gelir, sanat icra eder. Birkaç zengin yatırımcı hemen yanı başına yine büyük, görkemli, lüks oteller yaparak faaliyete geçirir. Hatay’ın en zengin en seçkin kişilerinin eğlenmeye geldiği bu bölgenin rantı bazı gayrı meşru tiplerin de iştahını kabartır.

ADETA FUHUŞ ÜSSÜ

Bir süre sonra pıtrak gibi çoğalan niteliksiz, derme çatma gazinolar, otel müsveddeleri kondurulur oralara. O köhne binaların altlarına mahzenler, labirent dehlizler, fuhuş odaları da zulalanır. Artık seks köleliğine adım attırılan genç kızların ilk durağı, sönen ocakların ilk çırağı, ucu ölümlere, intiharlara yol açan yaşam ziyanlıklarının kapı paspası olmuştur Soğukoluk. Bir arpa boyu yukarıdaki mütevazı köyde yaşayanlar uzun yıllar çaresiz ve sessizce izler bu rezil tabloyu. Artık sadece Türkiye’de değil dünyada tanınan bir fuhuş üssü olmuştur orası. Bu sefahat yılları 12 Eylül fırtınasıyla son bulur. Askeri yönetim emreder ve tüm zulaları patlar Soğukoluk’un. Uğur Dündar kotarıp habercilikte efsane olduğu görüntüleri ekrana getirince olaylar tüm çıplaklığıyla kamuoyuna yansır. Ardından da çirkin tırtılın güzel kelebeğe dönüşeceği kozalar örülmeye başlar.

ŞİMDİKİ ZAMANLAR

ŞİMDİ Papa Jean Paul’ün özel olarak Vatikan bütçesinden pay gönderip onarttığı kilisesi, tertemiz şirin camisi, pırıl pırıl yavruların ders gördüğü okulları, varlıklı ve hatırlı ailelerin yazlık evler konuşlandırdığı, tugayın, kaymakamlığın, hayırlı vatandaşların el ele vererek Mehmetçik Çeşmeleri yaptırdığı harika bir yer haline gelmiş orası. Eski oteller bombardıman sonrası bir savaş kenti kalıntıları gibi. Metruk, kavruk ve günah yüküyle utangaç halde duruyor. Yerlerine gelecek sanat kültür mekânlarını, galerileri bekliyor mahçup mahçup. Hele teleferik de kurulursa daha bir gidişi gelişi kolay hale gelecek, büyüyecek büyüyecek…

İşte, Soğukoluk’ta yaşananlar yukarıda anlatılanlar gibiydi. Anlatılan yerlerin en lüks ve büyük olanının sahibi Mersinli bir hemşerimdi.

BAHRİYELİ EMİN

Yıl 1967. Hayat hikâyemi bilenler, Mersin’de işlettiğimiz turistik tesislerde bir Yunanlı kaptan ile tanışmamı ve akabinde bu kaptanın gemisi ile dünya turuna çıktığımı bilirler. Dünya turum Hollanda’da son bulduktan sonra, bu ülkeye yerleşmeyi kararlaştırmıştım.

Bir ara, kızkardeşim Nimet’ten bir mektup geldi. Mektupta, ‘Ağabey, Soğukoluk’tan Bahriyeli Emin, bizim turistik tesislere ortak olmuş. Çabuk gelmezsen, bu adamlar orayı bizim elimizden alırlar.’ diye bir uyarı vardı.
Hiç beklemeden uçağa atladım ve Mersin’e gittim.

Bahriyeli Ahmet’in ekibi yönetime el atmış gibiydi.
Ağabeylerim ile yapmış olduğumuz görüşmede, bu adamların motelimizi işletirken neler yapabileceklerini tartıştık. Bahriyeli Emin tesislerin gelişmesi için yüklü bir yatırım yapmıştı.
Büyük ağabeylerim Hüseyin ve Zekeriya, anlaşmayı bozmaya yanaşmıyorlardı. Zira verilmiş bir söz vardı. Benim bir büyüğüm olan Ayhan, benim gibi, anlaşmanın bozulmasını istiyordu.
Sonuçta ben ve Ayhan Bahriyeli Emin’in Mersin merkezdeki ofisine gittik.
Ayhan konuştu: ‘Emin ağa, ağabeylerim ile bir anlaşma yaptın ama, bu durumdan rahatsız olan kardeşim İlhan Hollanda’yı terkedip bu iş için buraya geri döndü. Burayı, eskisi gibi yine İlhan işletecek. Bu nedenle aramızdaki anlaşmayı iptal edelim lütfen.’
Emin ağa da, hiç tereddüt etmeden, ‘Tamam kardeşlerim. Yaptığım masrafları geri öderseniz, buradan hemen ayrılırız.’
Bu kez ben söz aldım: ‘Emin abi, bana 6 ay mühlet ver. 6 ay içinde borcumuzu kesin ödeyeceğim.’
Bahriyeli Emin isteğimizi kabul etti ve ekibini çekerek Soğukoluk’a geri gönderdi.
Biz de gazino ve motelciliği olağan şartlarda sürdürdük. 6 ay içinde de borcumuzu ödedik.
Turistik tesislerimiz, gazino denilen müzikli restaurant, motel, plaj ve kamping hizmeti veriyordu.
Gazinomuzda, İstanbul’u aratmayan müzik programları vardı. Ünlü sanatçılar sahne alıyordu.
Öyle ki, İtalyan Diana’yı 6 ay sürekli sahneye çıkardık. Mersin, Adana, Gaziantep sosyetesi bizim gazinoda dans ederek ve müzik dinleyerek eğlenirdi.
Plajımıza her gün, Mersin belediye otobüslerinin taşıdığı 2 bin kişi gelirdi.
Motelimizdeki doluluk oranı yüksek, kamp alanımız karavanlarla doluydu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Bahriyeli Emin-ilhan Karacay (1).JPG

MAĞDUR EMİN
Bahriyeli Emin tüm ekibiyle Soğukoluk’a gittikten sonra, Uğur Dündar’ın yaptığı TV programı yayınlandı. Tabii ki ondan sonra tüm fuhuş yuvaları kapatıldı.
Mersin’e taşınan Bahriyeli Emin, bizim yakınımızda bir gazino restaurantı kiraladı ve işletmeye başladı.
Ama başarılı olamadı.

Artık o Ankara’da bile ünlenen görkemli Emin Ağa’dan eser kalmamıştı.
Yıllar sonra bir lokalde karşılaştım Emin Ağa ile.
Hoş beşten sonra, ben sormadan o anlattı:
‘Aaah İlhan’ım ah. Ne badireler atlattım bir bilsen.Benim başıma gelenler gerçekten ızdırap verici.
Uğur Dündar beni olduğu gibi, 33 adamı da yok etti. Aslında ben, işlettiğimiz yere hiç gitmezdim.
Orada neler olduğunu da bilmezdim. Otel-restaurant çalıştırıcısı olarak işi müdürlerime bırakmıştım.
Televizyondaki iddiaları gördüğüm zaman çok şaşırdım. Otelime gelen Orta Doğulu iş adamları ile tanıştırılırdım. Ankara’dan gelen ünlülerle de sık sık yemek yerdim. Otelimize genç kızların kaçırıldığını ve zorla çalıştırıldıklarını ilk defa duymuştum.
TV yayınından sonra çok utandım. Dışarı çıkamaz oldum. Hâlâ da o eziklik içindeyim. Yayından sonra hesap sorduğum müdürlerim, ‘Biz hiç kimseyi işe almadık. Kızlar otelimize müşteri olarak geliyor ve istedikleri gibi yaşıyorlardı.’ dediler.
İnan ki bu ayıp ile yaşamak çok zor.’

İşte böyle değerli okurlarım. Bir zamanların ünlüsü Bahriyeli Emin, kendisiyle yaptığım bu görüşmeden iki yıl sonra hayata gözlerini yumdu.
Belki işte o zaman, özlemini duyduğu huzuru bulmuştur Bahriyeli Emin.

 

HOLLANDA’DA BELEDİYE BAŞKANI NASIL SAPTANIR (ATANIR)?

HOLLANDA’DA BELEDİYE BAŞKANI NASIL SAPTANIR (ATANIR)?

HOLLANDA’DA BELEDYE BAŞKANI NASIL SAPTANIR (ATANIR)?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\ilk meclis uyeleri.jpg
1986’da Belediye Meclislerine seçilen ilk Türkler ile TV röportajı

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in yediği naneler üzerine, çok aktüel bir hale gelen Belediye Başkanlığı, Hollanda’da çok ilginç bir şekilde belirlenir (saptanır-atanır)

Beldelerde boşalan Belediye Başkanlığı koltukları için, İçişleri Bakanlığı bir başvuru ilanı yayınlar. İlanda beldenin nüfusu ve verilecek olan maaş da belirtilir.
( Örneğin:5 bin nüfuslu belde için 7 bin euro, 50 bin nüfuslu belde için 12 bin euro )
Belediye Başkanlığı için başvuracak kişiler, ilgili vilayetin Valisine mektupla başvurular. Bu başvuruda kendilerine refarans verecek olan iki kişinin adları, adresleri ve telefon numaraları yazılı olacak.
Başvurular, Vali ve Güvenlik Komisyonu tarafından incelendikten sonra saptanan adaylar İçişleri Bakanı’na bildirilir. İçişleri Bakanı, teklifini Bakanlar Kurulu’na sunar.
Bakanlar Kurulu’nun saptayacağı aday Kral’a sunulur. Aday, Kraliyet Kararnamesi ile ilgili beldenin Belediye Meclisi’e havale edilir.
Bundan sonra da bazı prosedürler vardır.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\İsmail Aytug-ilk meclis uyesi.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Faruk cansızlar-ilk meclis uyesi.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Naci Demirbas-ilk meclis uyesi.jpg
              İsmail Aytuğ                             Faruk Cansızlar                        Naci Demirbaş (rahmetli)

Hollanda, 1986 yılında yüz yıllık anayasasını değiştirerek, genel değil ama yerel seçimlerde, Hollanda vatandaşlığı olmayanlara da seçme ve seçilme hakkı vermişti.
1986 yılında yapılan ilk seçimlerde 16 Türk Belediye meclislerine seçilmişti. Daha sonraki seçimlerde, Belediye Meclislerine seçilen Türkler’in sayıları arttı. Bazı dönemlerde 200 Türk meclislere girmiş oldu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\ismail Baykoc-ilk meclis uyesi.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Osman iskender Kaptanoglu-ilk meclis uyesi.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Yusuf Turkmen-ilk meclis uyesi.jpg
            İsmail Baykoç                                  O.İskender Kaptanoğlu                     Yusuf Türkmen

Hollanda devleti, 2008 yılında uygulamaya koymak istediği bir kararla, yabancı uyrukluların da Belediye Başkanı olabilmeleri için bir açıklama yapmıştı.
İsterseniz bu konudaki haberi, İnterajans’ın o zamanki yayınından okuyalım:

0922.06-2008
Yabancı kökenli belediye başkan adayı aranıyor
(InterAjans) – LAHEY
Belediye başkanlarının atama yoluyla göreve geldikleri Hollanda’da, yabancı kökenli başkan adayları aranıyor. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, üst düzey yönetim kadrolarında daha fazla kadın ve yabancının yer almasını hedefleyen çalışmalara bağlı olarak, başkanlık adayları için özel bir komisyon oluşturulduğu belirtildi.
Belediye başkanları ve eski başkanlardan oluşan 6 kişilik komisyon, bu görevi üstelenebilecek bilgi ve deneyime sahip kadınları ve yabancıları belirlemeye çalışacak. Belediye başkanlığı görevini üstlenebileceği düşünülen adaylar, açılacak kadrolar için müracaatta bulunmaya teşvik edilecekler. Kadın ve yabancı başkan adaylarına öncelik verilmeyeceğine işaret eden İçişleri Bakanlığı yetkilileri, başvuruların normal prosedür çerçevesinde değerlendirileceğini kaydettiler.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Seçil Arda-ilk meclis uyesi.jpg
                            Aynı zamanda ilk seçilen bayan Seçil Arda

HİÇ OLMADI
Hollanda devletinin, yukarıdaki iyi niyetine rağmen, bugüne kadar hiçbir Türk Belediye Başkanı olamadı. Şu anda Amersfoort’ta Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Fatma Koşer Kaya gibi, Başkan Yardımcılığı (Wethouder) yapan Türkler oldu. Buna karşın Faslılar’dan Ahmet Ebutaleb Rotterdam’a, Ahmed Marcouch da Arnhem’e Belediye Başkanı olarak atandılar.

 

BENİM 45 YIL ÖNCE İDDİA ETTİĞİM BİR VARSAYIMI, KRALİÇE MAXİMA DA 10 YIL ÖNCE GÖRMÜŞTÜ: HOLLANDA HALKI YOKTUR.

BENİM 45 YIL ÖNCE İDDİA ETTİĞİM BİR VARSAYIMI, KRALİÇE MAXİMA DA 10 YIL ÖNCE GÖRMÜŞTÜ: HOLLANDA HALKI YOKTUR.

‘De Nederlander bestaat niet.’ (Hollanda halkı yoktur).
Prenses Maxima 2010 yılında bu sözü söyler söylemez, Hollanda halkı adeta küplere binmişti. O zaman sormuştu Hollandalılar: ‘Geleceğin Kralı olacak Prens Willem Alexander’in eşi, Hollanda kimliğini kabul etmiyor mu? Biz bir halk topluluğu değil miyiz?’
C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\mAXİMA-gezinsfoto_klein.png C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Maxima-ilhan Karacay.JPG
Kitabımı sunma fırsatı bulduğum Maxima allochtoon çocukları ile

Hollandalılar’a göre kendilerine leke düşüren bu söylem televizyonlarda günlerce yayınlanmıştı.
Maxima, ardından, teselli beklentisiyle, kendi milliyetini de ortaya atarak ‘Arjantinliler de yoktur’ deme ihtiyacını hissetmişti ama işe yaramadı.
O zaman başta Rita Verdonk ve Gerd Wilders gibi malum politikacılar ağır tepki göstermişlerdi.

Buradaki genel kanaata göre, Hollandalılar, yüzyıllardır toleranslı bir yaşamı tercih etmişlerdir.
Hollandalılar’a göre, Maxima çizmeyi aşmıştı. O zaman Prens olan Alexander da eşinin hatasını düzeltmeye çalışmıştı ama o da bir şey elde edemedi.
Kraliyet ailesinden birinin böyle bir ifade kullanmış olması tabii ki af edilmesi zor bir durumdu.

O zamanlar çok tartışılan bu konuyu ben, 45 yıl önce yazdığım ‘Yabancı evlilik’ röportajımın önsözünde, ‘Yüz yıl sonra Hollandalı diye bir şey kalmayacak’ iddiasında bulunmuştum.
Benim o zamanlar ortaya attığım bu iddia, henüz yolun yarısındayken gerçekleşmeye başlamıştı galiba.
Öyle ya, kendisi de Arjantinli bir yabancı olan Maxima, bu günkü gidişata bakınca, benim 45 yıl önce farkına vardığım bir gerçeği farketmiş.

Bakınız, 45 yıl önce ne yazmıştım:

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\IMG_0869.jpg

ÖNSÖZ

Geçmiş yıllarda gerek Hürriyet’te ve gerekse diğer basın organlarında yabancılarla evli Türklere ait röportajları okuyanlarımız oldu. Ne var ki yabancılarla evli Türklerin bu evlilikleri diğer ülkelerin insanlarının evliliklerinden ayrı bir nitelik taşımıyordu.

Ülkelerde birbirleri ile karşılaşan insanlar bu tip karışık evlilikleri yıllardan beri sürdürmüşlerdir.

Kısa bir süre önce HÜRRİYET’in yayınladığı “Almanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere” adlı seri röportaj bu tip karışık evliliklerin bir örneği idi. Hollanda’daki Türkler’in Hollandalılar ile yaptıkları evliliklerde bir ayrıcalık var. Bu küçük ülkede genç ve güzel kızlar Türk erkeklerini adeta kapışıyor gibiler.

Bunun en büyük nedenlerinden biri, Hollanda halkının Almanlar, Fransızlar ve Amerikalar gibi aşırı milliyetçi olmamaları. İkinci neden de Hollandalı kızların diğer ülkelerin kızlarına kıyasla daha serbest yetişmeleri.

Türkler açısından önemli olan üçüncü neden ise, Hollandalı kızların Türk erkeklerini
diğerlerinden daha insancıl, daha yürekli ve de daha yakışıklı bulmalarıdır.

Hollandalılar ile Türkleri arasındaki evliliklerin yüzde onun boşanmalar ile sonuçlanmaktadır. İki ayrı kültüre ve iki ayrı geleneğe sahip bu insanların birlikte yaşamalı özellikle ilk yıllarda zor oluyor. Gerçi Hollanda’daki evliliklerin dörtte biri yani yüzde yirmi beşi ayrılmalarla sonuçlanıyor ama bu ayrılıkların nedenleri daha ziyade cinsel ilişkiler ve cinsel serbestîden oluşuyor.

Türkler ile Hollandalılar arasındaki evlilikler ise çoğunlukla kültür ve gelenek anlaşmazlıklarından bozuluyor.

Bir Türkler evli olmanın Hollandalı kadına mutluluk verdiği şeklindeki görüş ve inanış genç kızlar arasında bir reklam gibi yayılırken bu iki ırk arasındaki birleşmeler de her geçen yıl artıyor.

Ortada bulunan tek engel, gerek Hollandalı’nın gerekse Türk’ün ebeveynlerinden geliyor. Ama iki sevgili arasındaki aşk bağı bu engeli her zaman aşmasını biliyor.

Hollandalıların, nesillerini kuruturcasına yabancılarla evlenmeleri ve bu yabancılar arasında Türklerin Dördüncü sırayı alması bu konuyu derinlemesine deşmemize yetti.

Evlilik müessesesi karı kocanın içtimai durumlarına göre değişiktir. Türkler Türk’ün, Hollandalı ile Hollandalı’nın evliliğinde de bu durum değişmez.

Biz Türkiye’nin ayrı ayrı yörelerinden Hollanda’ya gelmiş olup, Hollandalılarla evlenmiş insanlarımız arasında bu evlilikleri inceledik.

Karı Koca ayrı branşlardan kimseleri seçtik. Kendileri ile konuştuğum halde sütünlarıma aktaramayacağım çiftler oldu.

Sütunlarımıza aktaracağımız çiftleri saatlerce dinledim. Onların duygularını tam olarak aktarma gücü ne bir gazetecide ne de bir başka uzman kişide bulunur.

Bir insanın duyguları kendi kaleminden en gerçekçi bir şekilde çıkar. İşte ben de bir Hollandalı kız ile evli Türk olarak bu seri röportajın sonunda kendimle yaptığım röportajı yayınlamayı en çıkar yok olarak gördüm.

Acısı tatlısı, mutlusu ve az mutlusu ile Türk Hollanda karışımı çiftlerimizin öykülerini hep birlikte okumaya başlamadan önce aile sırlarını hiç çekinmeden anlatan çiftlere teşekkür etmeyi bir borç bildiğimi belirtmek isterim.

SAYILARLA YABANCI EVLİLİK

Türkler’i en çok Hollandalılar seviyor.

Yel değirmeni ve laleler ülkesinin kızları Türk erkeklerini kapışıyorlar.

14 milyon nüfuslu Hollanda’nın 6151 kızı Türk erkeği ile evli 322 Hollandalı erkek de Türk kızını seçti.

Toplam olarak 111 bin 242 Hollandalı kız, 69 bin 428 Hollandalı erkek yabancı ile evli.

Her yıl 10 bin Hollandalının yabancı ile evlenmesinin sürmesi halinde Hollanda nesli kayıplara karışacak.

Ülkede 1 milyonu aşkın melez çocuk var.

Hollanda-Türk melez çocuklarının sayısı 13 bin 744.

Yel değirmenleri, lalesi, peyniri, futbolu ve Johan Cruyff’ı ile dünya ülkelerinin büyük sevgisini kazanmış olan küçücük Hollanda, Türkler’i en çok seven ülke görünümünde.

Nüfus oranına göre, dünyada Türk erkeğini en çok tercih eden kızlar Hollanda’da bulunuyor.

İki milyon Türk’ün yaşadığı, nüfusu 60 milyonu aşan Batı Almanya’da Alman kızları ile vli Türklerin sayısı 11 bin iken, 100 bin Türk’ün bulunduğu nüfusu 14 milyon olan Hollanda’da Hollandalı kızların sayısı 6151.

Gerek Türkler’in sayıları ve gerekse Alman ve Hollandalılar’ın nüfusları oranlandırıldığı zaman Hollandalı kızların Türk erkeklerini tercihi bir dünya rekoru oluyor.

Türk kadınları yönünden durum tam olarak tersi. Hollandalı erkeklerle evli Türk kadınlarının toplam sayısı 322 iken Bonn evlilik büroları federal birliğinin bildirdiğine göre her yıl 400 kadar Türk kadını Alman erkeklerle evleniyor.

Buna rağmen gerek Alman ve gerekse Hollandalı erkeklerin yabancı kadınlarla evlenmeleri oranlandırıldığı zaman Türk kadınlarının kendi milletlerinden bir erkeği tercih ettiği anlaşılıyor.

Hollanda’da toplam olarak 111 bin 242 kız 69 bin 428 erkek yabancılarla evli. Evliliklerin çoğu yabancıların kendi ülkelerinde yapılıyor, bunların büyük bir kısmı da Hollanda’ya yerleşiyor.

Her yıl 10 bin kadar Hollandalı yabancı biriyle evleniyor, yabancılarla evliliklerin devam etmesi halinde 100 yıl sonra Hollanda neslinin kayıplara karışacağı hesap ediyor.

Zira eskiden sömürgeci bir ülke olan Hollanda’da bulunan sürünamlı Endonezyalı ve antil adalarından gelenlerle yapılan evlilikler de hesaba katıldığı zaman yarım milyon Hollandalının ayrı ırktan biri olduğu ve bu evliliklerden bir milyonu aşkın melez çocuk doğduğu ortaya çıkıyor.

Hollanda’da bulunan Hollandalı Türk melezlerinin sayısı da artıyor. Bu melezlerin sayısı şu anda 13 bin 744.

Her yıl 500 kadar Türk’ün bir Hollandalı ile evlenmesi ve bu rakamların yıldan yıla artması ile 100 yıl sonra Hollanda’da Türk Hollandalı karışımı nüfusun 1 milyonu bulması bekleniyor.

Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri de hesaba katıldığı zaman Avrupa’daki Türk nüfusunun 20 milyonu bulması bekleniyor. Yurt dışından yaşadıkları ülkenin yönetiminde söz hakkı olan 20 milyonluk bir Türk toplumu düşünüldüğü zaman da, 100 yıl sonraki Türkiye’nin ‘lobi’ gücü şimdiden Avrupalıyı da korkutuyor olmalı.

Hollandalılar ile diğer yabancıların evlilik rakamlarına bakıldığı zaman Almanların birinci sırayı aldıkları görülür. Hollandalılar sıra ile en çok Alman, İngiliz, Belçikalı, Türk, İtalyan, İspanyol ve Faslılar ile evleniyor. Bu sıralamaya göre Türkler dördüncü sırayı alıyor.

Ancak, Türklerin genel olarak hangi ülkenin insanları ile evlilik yaptıkları oranlandığı zaman Hollandalılar rekor kırıyor.

Demek oluyor ki Türkleri en çok Hollandalılar seviyor.

(DİKKAT: BÜTÜN VERİLER 45 YIL ÖNCESİNE AİT)

İlhan KARAÇAY yazdı:

‘De Nederlander bestaat niet.’ (Hollanda halkı yoktur).
Prenses Maxima 2010 yılında bu sözü söyler söylemez, Hollanda halkı adeta küplere binmişti. O zaman sormuştu Hollandalılar: ‘Geleceğin Kralı olacak Prens Willem Alexander’in eşi, Hollanda kimliğini kabul etmiyor mu? Biz bir halk topluluğu değil miyiz?’
C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\mAXİMA-gezinsfoto_klein.png C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Maxima-ilhan Karacay.JPG
Kitabımı sunma fırsatı bulduğum Maxima allochtoon çocukları ile

Hollandalılar’a göre kendilerine leke düşüren bu söylem televizyonlarda günlerce yayınlanmıştı.
Maxima, ardından, teselli beklentisiyle, kendi milliyetini de ortaya atarak ‘Arjantinliler de yoktur’ deme ihtiyacını hissetmişti ama işe yaramadı.
O zaman başta Rita Verdonk ve Gerd Wilders gibi malum politikacılar ağır tepki göstermişlerdi.

Buradaki genel kanaata göre, Hollandalılar, yüzyıllardır toleranslı bir yaşamı tercih etmişlerdir.
Hollandalılar’a göre, Maxima çizmeyi aşmıştı. O zaman Prens olan Alexander da eşinin hatasını düzeltmeye çalışmıştı ama o da bir şey elde edemedi.
Kraliyet ailesinden birinin böyle bir ifade kullanmış olması tabii ki af edilmesi zor bir durumdu.

O zamanlar çok tartışılan bu konuyu ben, 45 yıl önce yazdığım ‘Yabancı evlilik’ röportajımın önsözünde, ‘Yüz yıl sonra Hollandalı diye bir şey kalmayacak’ iddiasında bulunmuştum.
Benim o zamanlar ortaya attığım bu iddia, henüz yolun yarısındayken gerçekleşmeye başlamıştı galiba.
Öyle ya, kendisi de Arjantinli bir yabancı olan Maxima, bu günkü gidişata bakınca, benim 45 yıl önce farkına vardığım bir gerçeği farketmiş.

Bakınız, 45 yıl önce ne yazmıştım:

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\IMG_0869.jpg

ÖNSÖZ

Geçmiş yıllarda gerek Hürriyet’te ve gerekse diğer basın organlarında yabancılarla evli Türklere ait röportajları okuyanlarımız oldu. Ne var ki yabancılarla evli Türklerin bu evlilikleri diğer ülkelerin insanlarının evliliklerinden ayrı bir nitelik taşımıyordu.

Ülkelerde birbirleri ile karşılaşan insanlar bu tip karışık evlilikleri yıllardan beri sürdürmüşlerdir.

Kısa bir süre önce HÜRRİYET’in yayınladığı “Almanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere” adlı seri röportaj bu tip karışık evliliklerin bir örneği idi. Hollanda’daki Türkler’in Hollandalılar ile yaptıkları evliliklerde bir ayrıcalık var. Bu küçük ülkede genç ve güzel kızlar Türk erkeklerini adeta kapışıyor gibiler.

Bunun en büyük nedenlerinden biri, Hollanda halkının Almanlar, Fransızlar ve Amerikalar gibi aşırı milliyetçi olmamaları. İkinci neden de Hollandalı kızların diğer ülkelerin kızlarına kıyasla daha serbest yetişmeleri.

Türkler açısından önemli olan üçüncü neden ise, Hollandalı kızların Türk erkeklerini
diğerlerinden daha insancıl, daha yürekli ve de daha yakışıklı bulmalarıdır.

Hollandalılar ile Türkleri arasındaki evliliklerin yüzde onun boşanmalar ile sonuçlanmaktadır. İki ayrı kültüre ve iki ayrı geleneğe sahip bu insanların birlikte yaşamalı özellikle ilk yıllarda zor oluyor. Gerçi Hollanda’daki evliliklerin dörtte biri yani yüzde yirmi beşi ayrılmalarla sonuçlanıyor ama bu ayrılıkların nedenleri daha ziyade cinsel ilişkiler ve cinsel serbestîden oluşuyor.

Türkler ile Hollandalılar arasındaki evlilikler ise çoğunlukla kültür ve gelenek anlaşmazlıklarından bozuluyor.

Bir Türkler evli olmanın Hollandalı kadına mutluluk verdiği şeklindeki görüş ve inanış genç kızlar arasında bir reklam gibi yayılırken bu iki ırk arasındaki birleşmeler de her geçen yıl artıyor.

Ortada bulunan tek engel, gerek Hollandalı’nın gerekse Türk’ün ebeveynlerinden geliyor. Ama iki sevgili arasındaki aşk bağı bu engeli her zaman aşmasını biliyor.

Hollandalıların, nesillerini kuruturcasına yabancılarla evlenmeleri ve bu yabancılar arasında Türklerin Dördüncü sırayı alması bu konuyu derinlemesine deşmemize yetti.

Evlilik müessesesi karı kocanın içtimai durumlarına göre değişiktir. Türkler Türk’ün, Hollandalı ile Hollandalı’nın evliliğinde de bu durum değişmez.

Biz Türkiye’nin ayrı ayrı yörelerinden Hollanda’ya gelmiş olup, Hollandalılarla evlenmiş insanlarımız arasında bu evlilikleri inceledik.

Karı Koca ayrı branşlardan kimseleri seçtik. Kendileri ile konuştuğum halde sütünlarıma aktaramayacağım çiftler oldu.

Sütunlarımıza aktaracağımız çiftleri saatlerce dinledim. Onların duygularını tam olarak aktarma gücü ne bir gazetecide ne de bir başka uzman kişide bulunur.

Bir insanın duyguları kendi kaleminden en gerçekçi bir şekilde çıkar. İşte ben de bir Hollandalı kız ile evli Türk olarak bu seri röportajın sonunda kendimle yaptığım röportajı yayınlamayı en çıkar yok olarak gördüm.

Acısı tatlısı, mutlusu ve az mutlusu ile Türk Hollanda karışımı çiftlerimizin öykülerini hep birlikte okumaya başlamadan önce aile sırlarını hiç çekinmeden anlatan çiftlere teşekkür etmeyi bir borç bildiğimi belirtmek isterim.

SAYILARLA YABANCI EVLİLİK

Türkler’i en çok Hollandalılar seviyor.

Yel değirmeni ve laleler ülkesinin kızları Türk erkeklerini kapışıyorlar.

14 milyon nüfuslu Hollanda’nın 6151 kızı Türk erkeği ile evli 322 Hollandalı erkek de Türk kızını seçti.

Toplam olarak 111 bin 242 Hollandalı kız, 69 bin 428 Hollandalı erkek yabancı ile evli.

Her yıl 10 bin Hollandalının yabancı ile evlenmesinin sürmesi halinde Hollanda nesli kayıplara karışacak.

Ülkede 1 milyonu aşkın melez çocuk var.

Hollanda-Türk melez çocuklarının sayısı 13 bin 744.

Yel değirmenleri, lalesi, peyniri, futbolu ve Johan Cruyff’ı ile dünya ülkelerinin büyük sevgisini kazanmış olan küçücük Hollanda, Türkler’i en çok seven ülke görünümünde.

Nüfus oranına göre, dünyada Türk erkeğini en çok tercih eden kızlar Hollanda’da bulunuyor.

İki milyon Türk’ün yaşadığı, nüfusu 60 milyonu aşan Batı Almanya’da Alman kızları ile vli Türklerin sayısı 11 bin iken, 100 bin Türk’ün bulunduğu nüfusu 14 milyon olan Hollanda’da Hollandalı kızların sayısı 6151.

Gerek Türkler’in sayıları ve gerekse Alman ve Hollandalılar’ın nüfusları oranlandırıldığı zaman Hollandalı kızların Türk erkeklerini tercihi bir dünya rekoru oluyor.

Türk kadınları yönünden durum tam olarak tersi. Hollandalı erkeklerle evli Türk kadınlarının toplam sayısı 322 iken Bonn evlilik büroları federal birliğinin bildirdiğine göre her yıl 400 kadar Türk kadını Alman erkeklerle evleniyor.

Buna rağmen gerek Alman ve gerekse Hollandalı erkeklerin yabancı kadınlarla evlenmeleri oranlandırıldığı zaman Türk kadınlarının kendi milletlerinden bir erkeği tercih ettiği anlaşılıyor.

Hollanda’da toplam olarak 111 bin 242 kız 69 bin 428 erkek yabancılarla evli. Evliliklerin çoğu yabancıların kendi ülkelerinde yapılıyor, bunların büyük bir kısmı da Hollanda’ya yerleşiyor.

Her yıl 10 bin kadar Hollandalı yabancı biriyle evleniyor, yabancılarla evliliklerin devam etmesi halinde 100 yıl sonra Hollanda neslinin kayıplara karışacağı hesap ediyor.

Zira eskiden sömürgeci bir ülke olan Hollanda’da bulunan sürünamlı Endonezyalı ve antil adalarından gelenlerle yapılan evlilikler de hesaba katıldığı zaman yarım milyon Hollandalının ayrı ırktan biri olduğu ve bu evliliklerden bir milyonu aşkın melez çocuk doğduğu ortaya çıkıyor.

Hollanda’da bulunan Hollandalı Türk melezlerinin sayısı da artıyor. Bu melezlerin sayısı şu anda 13 bin 744.

Her yıl 500 kadar Türk’ün bir Hollandalı ile evlenmesi ve bu rakamların yıldan yıla artması ile 100 yıl sonra Hollanda’da Türk Hollandalı karışımı nüfusun 1 milyonu bulması bekleniyor.

Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri de hesaba katıldığı zaman Avrupa’daki Türk nüfusunun 20 milyonu bulması bekleniyor. Yurt dışından yaşadıkları ülkenin yönetiminde söz hakkı olan 20 milyonluk bir Türk toplumu düşünüldüğü zaman da, 100 yıl sonraki Türkiye’nin ‘lobi’ gücü şimdiden Avrupalıyı da korkutuyor olmalı.

Hollandalılar ile diğer yabancıların evlilik rakamlarına bakıldığı zaman Almanların birinci sırayı aldıkları görülür. Hollandalılar sıra ile en çok Alman, İngiliz, Belçikalı, Türk, İtalyan, İspanyol ve Faslılar ile evleniyor. Bu sıralamaya göre Türkler dördüncü sırayı alıyor.

Ancak, Türklerin genel olarak hangi ülkenin insanları ile evlilik yaptıkları oranlandığı zaman Hollandalılar rekor kırıyor.

Demek oluyor ki Türkleri en çok Hollandalılar seviyor.

(DİKKAT: BÜTÜN VERİLER 45 YIL ÖNCESİNE AİT)

 

Ebutaleb’in kuyruk acısı…

Ebutaleb’in kuyruk acısı…

 

Nebahat Albayrak ile giriştiği yarış ve Türkler ile sürtüştüğü FORUM Kurumu’nda yaşananların öfkesi bitmemiş.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Albayrak kupur.jpg

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in, sürekli olarak Türkiye ve Türk aleyhtarlığı yapışının ardındaki kuyruk acısını buldum gibi…
2008 yılında Rotterdam Belediye Başkanlığı için atanacak adayların en güçlüsü bizim Nebahatımızdı. Yani Nebahat Albayrak.
Nebahat, Adalet Bakanlığı Devlet Sekreteri, Ahmet ise Çalışma Bakanlığı Devlet Sekreteri idi.
Devlet sekreterliği bir nevi Devlet Bakalığıdır.

Hollanda’nın en büyük ana akım gazetelerinden biri olan ve merkezi Rotterdam’da olan Algemeen Dagblad (AD) gazetesi, geniş kapsamlı bir anket (referandum) yaptırmıştı.
Onlarca muhabir ve 75 gönüllüyü sokaklara salan gazete, 12.519 kişiyle yapılan anket sonucunda, Rotterdamlılar’ın yüzde 24.4’ünün Nebahat Albayrak’ı Belediye Başkanı olarak görmek istediklerini ilan etti.
Anket sonucuna göre, Nebahat’ın ardından en çok istenen isim, yüzde 22,5 ile Maastricht Belediye Başkanı Gerd Leers idi. Üçüncü sırada da o zamanki Rotterdam Belediye Başkan Yardımcısı Wim van Sluis, yüzde 19,8 ile yer almıştı.
Ahmet Ebutaleb’in esamesi bile okunmuyordu.

Aradan geçen zaman içinde, İşçi Partisi’nin siyasi lideri Wouter Bos, Rotterdam Belediye Başkanlığı için Ahmet Ebutaleb’in de adaylar arasına girdiğini açıkladı. Daha sonra anlaşıldı ki, Ahmet Ebutaleb, parti içinde güçlü olan Lodewijk Ascher’in desteği ile Bos’a adaylığını kabul ettirmiş.
Albayrak ile iki ayrı Bakanlıkta Devlet Sekreterliği koltuklarını paylaşan Ebutaleb’in siyasi manevraları başlayınca ortalık karışmıştı. Bu durumdan hiç hoşlanmayan Albayrak da derhal adaylıktan ayrıldı.
O sırada ‘Türkler mi, Faslılar mı’ mücadelesi yaşanırken, Ebutaleb’in çeşitli entrikalar yaptığı gözlemlenmişti.
Sonuçta Rotterdam Belediye Meclisi’ne iki aday sunuldu. Bunlardan biri Maastricht Belediye Başkanlığı’nı yürüten Gerd Leers diğeri de Ahmet Ebutaleb idi.
Ahmet Ebutaleb’in entrikaları Gerd Leers’i de kızdırdı. Bu kez Leers de adaylıktan çekildi. Meydan Ebutaleb’e kalınca, mecliste çoğunluğu elde bulunduran Leefbaar Rotterdam Partisi üyeleri isyan bayrağını çekti. Ebutaleb’in Belediye Başkanı olması ile birlikte, Rotterdam’ın adının ‘Maas nehri kıyısındaki Rabat’ olacağını belirten Leefbaarlılar, diğer üyeleri ikna edemeyince Ebutaleb meslisten onay aldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Nebahat Albayrak ilk milletvekili secildigi zaman ilhan Karacay ile.bmp C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\Ahmet Aboutalep-Rotterdam Belediye Başkanı.JPGEbutaleb’in, Türkler ile sürtüşmesi sadece Nebahat Albayrak ile olmamıştı.
Çok önceleri FORUM adlı bir danışma kurumunda yer alan Ebutaleb, bu kurumda da Türkler ile sürtüşmüştü. Utrecht’ten Mesut Çavuşoğlu ve Rotterdam’dan Zeynel Abidin Kılıç orada yaşananların canlı şahitleriydi.

YALAKA HOLLANDALI
Zeynel Abidin Kılıç, Ahmet Ebutaleb hakkında 4 yıl önce bir yorum yayınlamıştı.
Bakınız, Hollandalılığı bir yalakalık haline getiren Ebutaleb için neler yazmış Zeynel Abidin kardeşimiz: ‘Belediye Başkanımız haftalık olarak Metro gazetesine makaleler yazıyor. Geçen hafta yazdığı “14 Mayıs’ın hikâyesi unutulmamalıdır” başlıklı yazısında, Olga van de Velde adlı bir kadının yaşadıklarını anlatıyor. 1940 yılında Rotterdam’ın bombalandığı sırada 6 yaşında olan Olga’nın, o günkü yaşadığı travmayı 76 yıl geçmesine rağmen hala atamadığını ve bir uçak sesinden bile etkilenerek, gayriihtiyari olarak bugün bile bedenini büktüğünü ve bu acıların bir daha yaşanmaması için böyle günlerin unutulmaması gerektiğini vurguluyor.
Bu çok güzel bir şey; yaşanan haksızlıkları, acıları unutmayalım amma günümüzde cesedi kıyıya vuran minik Aleyna için de bir şeyler yazacak mısınız, Sevgili Başkan…
Ya da babasının, kendisini feda etmesine, korumasına rağmen İsrail askerlerinin kurşunlarıyla can veren Muhammed’in hikâyesini yazacak mısınız?
Tecavüze uğrayan, öyle bir çocuğu doğurmamak için kendini asan kadınların hikâyesini de yazacak mısınız? Yoksa onları yazmasını torununuzdan mı bekleyeceğiz?
Günümüzde bunlar yaşanırken ve kendi idareniz altındaki kişilerin İslam’a ve Müslümanlara karşı savaş açtıklarını, kendi işleri dışında başka işleri meslek edindiklerini; topluma, bu yazdıklarıyla kin ve nefret aşıladıklarını da hesap ediyorsunuzdur mutlaka. Yoksa siz hâlâ 76 yıl önceki hikâyeleri anlatarak yerlilerden takdir toplamaya mı çalışacaksınız?’

Ebutaleb’in bir kuyruk acısı daha var.
Anne ve kardeşleriyle Lahey’de bulunan babasının yanına göç eden Ebutaleb’in kızkardeşleri de var. Kızkardeşlerden biri Türkler ile çok haşır neşirdir. Ebutaleb kızkardeşinin bu ilişkisinden hiç hoşlanmıyordu. Türkler ile hâlâ haşır neşir olan kızkardeşi ile arası bozuk olan Ebutaleb’in bu nedenle de Türkler’e karşı bir hazımsızlığı var.

İşte böyle değerli okurlarım.
Geçmişinde va hâlâ Türkler’e karşı hazımsızlığı olan Ahmet Ebutaleb böyle bir insan.
Yapmış olduğum araştırmada, kendisi hakkında öyle ilginç şeyler buldum ki, bunları yazmak için kitaplar doldurmak gerek.
Ama ben bu kadar ile yetiniyorum.
Kalın sağlıcakla.