ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI: ‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI: ‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB YİNE SAÇMALADI:
‘FASLILAR, HOLLANDA’YA TÜRKLER’DEN DAHA İYİ ADAPTE OLMUŞLAR’

*Fas Televizyonuna canlı bağlanan Ebutaleb, muhabirin ‘Hollanda’daki Türkler neden Faslılar’dan
daha başarılı’ sorusuna verdiği provokatif cevap ile bir kez daha kızdırdı.

*Daha önce de, fiiliyete koyduğu işlem ve açıklamaları ile skandal yaratan Ebutaleb’e sadece
Türkler’den değil, her kesimden tepki var.

*Ebutaleb’in iddiasına, ‘Hollanda’da daha az Faslı olmalı’ diyen Wilders ne diyecek acaba?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb foto.jpg

İlhan KARAÇAY Yazdı:

2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın, Rotterdam Başkonsolosluğumuza girişini engelleyen güçleri yönetirken, polislere ‘vur’ emri verdiği bilinen Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in, Türk kuruluşlarına karşı takındığı olumsuz tavırları da biliniyor.
Ebutaleb’in o günlerdeki ayıplarına az sonra değinmek üzere, bugünkü ayıbını sizlere sunuyorum:

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Abutaleb’in doğduğu, Fas’ın Rif kentinden yayın yapan NadorCity adlı bir haber portalının yayınladığı görsel ve yazılı bir haber, Hollanda’da Türkler’den başka her kesimden tepki gördü.
Muhabirin, ‘Hollanda’daki Türkler, neden Faslılar’dan daha başarılılar’ şeklindeki sorusuna, şaşırmış bir yüz ifadesi ile, ‘Hayır, aksine Faslılar Türkler’den daha uyumludurlar’ şeklinde cevap veren Ebutaleb şunları ekledi: ‘Türkler, yüzlerini ve dikkatlerini Türkiye’ye çevirmişlerdir. Onların her işi Türkiye’de halledilmektedir. Türk devletinin buradaki Türk toplumu üzerindeki etkisi bilinmektedir. Erdoğan’ın eli camilere kadar uzanmaktadır.’

Aynı durumun Faslılar için geçerli olmadığını belirten Ebutaleb şöyle devam etti: ‘ Rabat’ın eli buradaki camilere kadar uzanmıyor. Fas’ın buradaki Faslılar’a müdahalesi yoktur. Burada sokakta yürüyen bir Faslı’ya, Fas’ın Başbakanının kim olduğunu sorarsanız bunun yanıtını alamazsınız. Ama bir Türk’e, ülkeyi kimlerin yönettiğini sorarsanız, isimleri tek tek alırsınız.’

Ebutaleb’in yukarıdaki ifadelerine ilk tepki, Belediye Meclisi’nde DENK’in Grup Başkanı olan Stephan van Baarle’den geldi. Van Baarle’ye göre, Ebutaleb’in bu söylemleri, iki grubu karşı karşıya getirir ve bir entegrasyon yarışı meydana getirir. Ebutaleb’in, Rotterdam Belediye Meclisi’nin görüşlerini anlatmadığını belirten Van Baarle, ‘Bu dil, kullanılan dil değildir. İnsanları başarılı ve başarısız diye gruplara ayırmak tehlikelidir’ dedi.
Van Baarle, Ebutaleb’in Türkler ve Faslılar vurgulaması ile ayrımcılık yaptığını belirtirken, ‘Bizim meclisimizde Türk Rotterdamlılar ve Faslı Rotterdamlılar’dan söz edilir. Ebutaleb’den, sarfettiği sözleri geri almasını talep ediyoruz.’ dedi.

Ebutaleb’in sözleri Lahey Belediyesinde de kursaklara oturdu. Lahey Belediye Meclisi’nde İslam demokratlar’ın Grup Başkanlığını yapan Tahsin Çetinkaya, ‘Ebutaleb çok yanlış bir tablo çiziyor. Buradaki Türk organizasyonlarının çoğunun Erdoğan ile bir ilişkileri yoktur. Ebutaleb, Türk toplumuna uzatmış olduğu parmağı geri çekmelidir.’ dedi.

ÜÇÜNCÜ SKANDAL

Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Belediye Başkanlığını üstlendiği günden bu yana, Türk gruplarına hiç de sempati ile bakmadı. Kim bilir, bu belki de kendi ailesinin özel yaşamından kaynaklanmaktadır.
Abutaleb’e kara bir maske gibi takılmış olması gereken geçmişteki hatalarını görebilmek için, 2016’da yayınladığım yorumuma bakalım lütfen.

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI EBUTALEB’İN SONU YAKLAŞIYOR.

* İkinci kez yalan söyleyen Fas asıllı Başkan’ın foyaları
CNN TÜRK’de uzun uzun anlatıldı.

* Rotterdam Başkonsolosumuzu yalanlayan Abutaleb,
Bakan Fatma Betül Sayan Kaya olayında polislere ‘Vur’
emri vermiş.

* Bir saçmalık da Amsterdam Belediye Başkanı’ndan:
Bakan Kaya’nın muhtemel toplantısını gürültülü
müzik ve havai fişekler ile sabote edecekti.

C:\Users\Ilhan\Desktop\MART BULTENI\Ahmet Aboutalep-Rotterdam Belediye Başkanı.JPG

İlhan KARAÇAY Yazdı:

Geçtiğimiz 11 Mart akşamı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya olayında, talimatlara göre hareket ettiğini söyleyen Rotterdam’ın Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in bir yalanı daha meydana çıktı.

Daha önce, Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız için ‘Çağırdım ve hizaya çektim’ yalanını savuran Abutaleb, bu kez de, ‘Başkonsolos bana Bakan’ın toplantı yapmayacağını söyledi’ yalanını savurdu.

Bakan Kaya’nın otomobili içinde tecrit edilme olayı sırasında, azılı teröristlere müdahalede kullanılan bir tim ile çelik kuvvet polislerini görevlendirdiğini belirten Ebutaleb, bununla da yetinmedi ve medyaya şu saçma ve korkutucu açıklamayı yaptı: ” Türk Bakan’a 12 geniş omuzlu adam refakat ediyordu. Bu adamlardan biri yanlış bir hareket yapsaydı, vur emri vermiş olduğum kuvvetler tarafından vurulacaktı.”

Ebutaleb ilk yalanını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Başkonsolosluk önünde toplanan Türkler’in Türk bayrakları taşımalarından rahatsız olan siyasetçilere hoş görünmek için, ‘Türk başkonsolosu makamımda hizaya çekecektim ve hesap soracaktım’, yalanını savurmuştu.

Bakan Kaya’nın sınır dışı edilişinden sonra, Hollanda’da genel seçimlerin yapıldığı 15 Mart günü CNN TÜRK’te yayınlanan bir programda, Ebutaleb ele alındı ve benim aylarca önce yazdığım bu konudaki yorum ekranlara getirildi.
Ekrana getirilen, aylar önce yazdığım yorum şöyleydi:

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız’ı, ‘Bana görevimi yapmayı öğretiyor’ diye topa tutmuştu. Ebutaleb, Hollanda medyasındaki açıklamalarında Başkonsolosumuza veryansın ediyordu. Sonra da ‘Hizaya çekmek’ üzere çağırdığını beyan etmişti. Tüm medya organları, ‘Başkonsolos bugün Ebutaleb’in ayağına gidecek ve hesap verecek’ diye yazmışlardı. Ama olmadı. Zira, Lahey Büyükelçiliğimiz uyanık davranmıştı ve o ziyareti iptal etmişti.

İşçi Partisi’nin liderliğine soyunan ve bu uğurda popülarite arayan Ebutaleb, ne nane yemişti biliyor musnuz?
Ben öğrendim, size anlatayım:
Lahey Büyükelçiliğimizdeki Geçici Maslahatgüzar Kurtuluş Aykan, Rotterdam’da meydana gelenTürk gösterileri hakkındaki medya kargaşasını sağlıklı bir şekilde anlatabilmek için, Rotterdam Belediye Başkanı Fas asıllı Ahmet Ebutaleb ile görüşmek için bir randevu almıştı.
Ebutaleb bu görüşme için gün vermişti. Maslahatgüzar Aykan, bu ziyarete Başkonsolos Ayyıldız ile birlikte gidecekti.
Ne var ki, randevudan iki gün önce, çok yoğun işler nedeniyle çok yorulan Maslahatgüzarımız Aykan, makamında fenalık geçirdi. Bayılan Aykan’ın durumu Büyükelçiliktekileri korkutmuştu. İki ambulans, itfaiye ve polis ekipleri Büyükelçiliğe geldi. Aykan hastaneye pencereden çıkarılarak kaldırıldı. O sırada Aykan’ın sekreteri Belediye Başkanı Ebutaleb’i aradı ve durumu anlatarak randevuyu iptal etti. Çok şükür ki Aykan’ın durumu iyiye gitti ve ertesi gün çalışmamak şartıyla ayağa kalktı.

Rotterdam Başkonsolosumuz Ayyıldız, Maslahatgüzar Aykan’ı ziyaret etti ve ‘Uygun görürseniz Belediye Başkanı’na ben gideyim’ dedi. Aykan da bu teklifi kabul etti ve Belediye Başkanı yeniden aranarak randevu saati sabit tutuldu.

Şimdi gelelim püf noktasına:
Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız, görüşme talebinden üç hafta önce, Belediye Başkanı Ebutaleb ile birlikte, civardaki Belediye Başkanları’na birer mektup göndermişti. Bu mektupta genellikle şunlar yazılıydı: ”15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Rotterdam’da gösteri yapan Türkler’in tutumu hakkında yaygara koparan Hollanda medyası sizi de etkilemiş görünüyor. Sanırım, yardımcılarınız bu konularda size sağlıklı bilgi vermiyor. Örneğin, sokaklarınızda gösteri yapan PKK’lılar’ın Abdullah Öcalan portresi taşıdıklarını ve PKK bayrağı açtıklarını size intikal ettirmiyorlar. Biliyorsunuz ki, PKK ülkeniz tarafından da bir terör örgütü olarak tanınmış ve her türlü faaliyeti yasaklanmıştır. Bu durumda, bizim vatandaşlarımızın yaptıkları gösterilerin abartılması da şahsınızı yanıltmıştır.”

Belediye Başkanı Ebutaleb, Başkonsolos Ayyıldız’ın bu mektubuna cevap verme zahmetine katılmamıştı. Ama son randevu olayını fırsat bilen Ebutaleb, medyayı kullanarak şu mesajı geçmişti: ”Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosu, bana işimi nasıl yapacağımı öğretmeye çalışarak boyunu aşan bir işe karışmıştır. Bu nedenle kendisini çağırdım. Bugün hizaya çekeceğim.”
Bu haber gerek Büyükelçiliğimiz ve gerekse Ayyıldız’ı çok şaşırtmı ve üzmüştü.
Bunun üzerine Büyükelçilik randevuyu yeniden iptal etti. Belediye Başkanı Ebutaleb’e de, ”Bu konularda bizim muhatabımız Dışişleri Bakanlığı’nızdır. Bu nedenle randevu iptal edilmiştir” haberi gönderildi.

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb’in bu tavrı, 32 Türk sivil toplum kuruluşunun ortak imzası ile, nedenleri belirtilerek protesto edildi.

İkinci yalan

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb, aylar önce söylediği üstteki yalandan sonra, ikinci yalanını hafta başında yaptı. Ebutaleb, Başkonsolosumuz Ayyıldız’ın, Bakan Kaya’nın toplantı yapacağından söz etmediğini ileri sürdü ve Başkonsolosumuzu yalancilikla itham ett. Kaldı ki, Bakan Kaya’nın Hollanda’ya gelmekte olduğu tüm kamuoyunun ve hatta Hollanda istihbaratının bilgisi dahilindeydi.

Bir saçmalık da Amsterdam’dan

Bakanımız ve mahiyetindekilere Rotterdam’da yapılan insanlık dışı davranışlar hepimizi kahrederken, bir açıklama da Amsterdam Belediye Başkanı Van der Laan’dan geldi. Het Parool gazetesine bir açıklama yapan Van der Laan şunları itiraf etti:
” Türk Bakan, Amsterdam’a gelip toplantı yapsaydı yasak koymayacaktım. Türk Başkonsolosluğunun bulunduğu Muzeum Plein meydanına acilen bir podyum kurduracak ve yüksek sesli müzük v havaai fişekler ile konuşmasını dinletmeyecektim”.
Şu saçmalığa ve düşmanlığa bakar mısınız?
Allah gecinden versin ama, kanser olduğu bilinen ve ölümü bekleyen bir Belediye Başkanı nasıl olur da böylesi çocukça ve düşmanca bir hareket yapar?

Kısasa kısas doğru değil

Son gelişmeler hakkında yazdığım haber-yorumların hepsine övücü reaksiyonlar aldığım gibi, yerici tepkiler koyanlar da oldu. Yerici tepkilerin hepsinde, ‘İyi de, Türkiye şunu yapmasaydı, bunu yapmasaydı’ ifadeleri vardı. Yani Hollanda’nın kısasa kısas yaptığını belirtiyorlardı.
Peki kısasa kısas, doğru bir davranış mı?
Mademki Hollanda çok medeni, çok demokrat, çok özgürlükçüydü, neden kısasa kısas yaptı? Demokrat ve özgürlükçü davransaydı ya?

‘Türkiye şunu yaptı, bunu yaptı’ diyenlere şu söylenebilir: ‘İyi de, Hollanda’nın yasak koyma hakkı var mıydı?”

Bu soruya ‘Evet’ diyenler var ama, bu sorunun en doğru cevabını yargı mutlaka vereceltir.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

 

Sonu yaklaşıyor

Rotterdam Belediye Başkanı Ebutaleb’in sonu yaklaşıyor gibi. Zira, O’nun bağlı olduğu İşçi Partisi ve Başbakan yardımcısı Asscher artık hükümet olamayacak.
İleride bu konuda yapılacak olan uzlaşma faaliyetleri sırasında, Ebutaleb mutlaka kurban edilecek.

Bunu da bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutalep ile maalesef birkaç kez buluşmam olmuştu. Kendisine kitabımı hediye ettiğim Ebutaleb ile, tereciye tere satan Türk balıkçı kardeşlerin ödül kazandığı törende ve daha birkaç etkinlikte biraraya gelmiştim. Keşke görmez olaydım…

 

TÜRK DERNEKLERİNDEN HASTANE PERSONELİNE BAKLAVA İKRAMI

TÜRK DERNEKLERİNDEN HASTANE PERSONELİNE BAKLAVA İKRAMI

TÜRK DERNEKLERİNDEN HASTANE PERSONELİNE BAKLAVA İKRAMI

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Tilburg'da yardim kampanyasi (1).jpg

Pek çok insanın canını yakmakta olan koronavirüs salgını ile mücadele eden Tilburg kentindeki  Elisabeth Tweesteden Ziekenhuis personeli, Türkler tarafından yapılan bir jest karşısında şaşkına döndüler.

Kentte faaliyet gösteren HDV Süleymaniye Camii, Alevi Derneği, Milli Görüş Derneği, Türk Gençler Derneği ve İkinci Bahar Yaşlılar Vakfı yöneticilerinin almış oldukları ortak bir karar ile, fedakârca çalışan hastane personeline baklava ikramı yapıldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Tilburg'da yardim kampanyasi (5).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Tilburg'da yardim kampanyasi (4).jpg

Tilburg Televizyonu, 500 kişiye yetecek kadar baklavayı kutular içinde hastane yönetimine takdim eden ve Türk temsilciler adına konuşan Süleymaniye Camii görevlisi Erkan Yozgat ile yaptığı röportajda, hastane çalışanlarının memnuniyet gösterilerine de yer verdi.

Ahmet Arslan

 

BARIŞTILAR MI, SADECE ANLAŞTILAR MI?

BARIŞTILAR MI, SADECE ANLAŞTILAR MI?

BARIŞTILAR MI, SADECE ANLAŞTILAR MI?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\DENK UCLUSU-YENI.jpg

Hollanda’da yaşayan aklı başında her Türk’ün barıştırmak istediği, DENK Partisi yöneticileri ve milletvekilleri Tunahan Kuzu, Selçuk Öztürk ve Farid Azarkan, büyük uğraşlardan sonra bir araya gelerek anlaşmaya vardılar.

Dün akşam saat 21.15’te, bizzat Tunahan Kuzu’nun facebook sayfasında yayınlanan metinde şu satırlar dikkat çekti:
‘Geçtiğimiz günlerde, Farid Azarkan, Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk, DENK’in geleceği için ‘yapıcı’ görüşmeler yaptılar. Önümüzdeki haftalarda bu üçlünün görüşmeleri devam edecek. Bu arada, DENK’in menfaati için önemli anlaşmalar sağladılar.

Anlaşmaya göre, DENK’in Güney Hollanda İl Genel Meclisi üyesi olan Metin Çelik başkanlığında bir komisyon oluşturulacak. Çelik, 6 Haziran 2020’deki Genel Kurul Toplantısı’nı organize edecek.
Yönetim Kurulu (Öztürk başkanlığında iki kişilik), Genel Kurul Toplantısı’na kadar, sadece çok önemli yönetim işleribe bakacak. Farid Azarkan ve Tunahan Kuzu bu kararı destekliyor.

Daha sonra yeri belirlenecek olan Genel Kurul Toplantısı, korona önlemleri nedeniyle çok değişik bir karekterde yapılacak. Kurul’da en çok 30 üye bulunacak. Diğer üyelerin tümü toplantıya dijital olarak katılacak. Dijital Toplantının iyi yönetilmesi için, bir Noterlik ve bir de avukatlık bürosu gözetim yapacak.

Geçtiğimiz haftalarda, DENK’in hiç de yararına olmayacak tartışmalar ve uygulamalar yapılmıştı.
Bu tartışma ve uygulamalara katılanlar, özür ve üzüntülerini belirterek, bundan böyle DENK’in geleceği için adım atacaklarına söz verdiler.’

İşte, Tunahan Kuzu’nun facebook sayfasında yayınlanan resmi sayılacak metin böyleydi.
Dikkat edileceği gibi, metnin ikinci paragrafında, sadece Selçuk Öztürk ve muhasip ile temsil edilen Yönetim Kurulu’nun etkisi hemen hemen sıfıra indirilmiş. Bu konuda Farid Azarkan ile Tunahan Kuzu destek vermiş ama, Selçuk Öztürk’ün destek vermediği anlaşılıyor. Ama sonuçta bu konuda anlaşma sağlandığı da belirtiliyor.

Bu metnin yayınlanmasından sonra, sosyal medyada yüzlerce reaksiyon yayınlandı. Yapıcı söylemlerin yanında, yıkıcı olmaya devam edenler de var.
‘Bu iş bitmiştir, artık bir b k olmaz’ diyenlerin yanında, ‘Çok mutlu oldum, başaracağız’ diyenler de var.
Ne diyelim, biz de ‘Hayırlısı olur inşallah’ diyerek dua edelim.

 

HOLLADA’DA TÜRKLER’İN İKİNCİ FİYASKOSU…

HOLLADA’DA TÜRKLER’İN İKİNCİ FİYASKOSU…

BİRİNCİ FİYASKO: İSLAM YAYIN KURUMU
İKİNCİ FİYASKO : DENK PARTİSİ.

Tüm dünyanın başına bela olan salgın bir hastalık karşısında ölüm-kalım mücadelesi verirken, gündeme çok çirkin bir şekilde yerleşen siyasi çekişmeler nedeniyle üzüntümüz artıyor.
Malumunuz olduğu gibi, Hollanda’da Türk ağırlıklı siyasetçiler tarafından kurulan DENK PARTİSİ, hepimizin canla ve başla desteğimizden sonra parlamentoya 3 milletvekili sokmayı başarmıştı.
Gazetecilik yaşamım boyunca, objektifliğime halel getirmemek için çok dikkat ettim. Etik bakımdan başardım da…
Ama buna rağmen DENK Partisi için tarafsızlığımı bozarak sizlerden destek isteğinde bulundum.
İşte o DENK Partisi şimdilerde can çekişiyor.
DENK Partisi içinde ve dışında cereyan eden olayları artık hepimiz biliyoruz. Bu nedenle bugün o tartışmalı konulara girmeyeceğim. Böylece de zaten bildiğiniz konular ile başınızı şiirmek istemiyorum.
DENK Partisi üyelerinden ve yurttaşlarımızdan çıkan tepkilere bakınca, çoğunluğun barış istediği gözlemleniyor. Tabii ki bu konuda kimi Tunahan Kuzu2yu, kimi Selçuk Öztürk’ü, kimi de Farid Azarkan’ı savunuyor.
‘Kuzu şunu dedi, Öztürk bunu dedi ve Azarkan da şöyle yaptı’ fasıllarını bir kenara bırakarak sadede geliyorum.
Söyleyin Allah aşkına, Hollanda gibi bir ülkede, kendilerini Hollanda toplumundan suyutladıkları halde, bir azınlık partisinin 3 milletvekili çıkarması küçümsenecek bir başarı mıdır?
Geçmişte, İslam Yayın Kurumu (İOS) gibi büyük bir kazanımı nasıl kaybettiğimizi az sonra ibretle okuyacaksınız.
Aşağıdaki yazıyı okuyanlar belki geçmişten ders alabilirler.
DENK’in heder olmaması için mücadele eden dostlarımız, aşağıdaki konuda nasıl bir kayba uğradığımızı örnek göstererk belki başarıya ulaşabilirler.
‘İnşallah’ diyerek, çok eskilerde yayınladığım İslam Yayın Kurumu (İOS) yazısını sunuyorum.

İlhan KARAÇAY (Avrupa DÜNYA’da) yazdı…

Yoktan var ettiğimiz İslam TV’sinin akibeti !

Yıl 1986. Hollanda’da asırlık anayasa değiştirilmiş ve ülkede ikamet eden yabancılara yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı verilmişti. O tarihe kadar ülkede yaşayan yabancılara karşı hep uzak duran siyasi partiler ve politikacılar, birdenbire ‘yabancı hayranı’ oluvermişlerdi.

1986 öncesi yıllarda başlayan bir mücadelemiz vardı. Hollanda Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu, ülkede yaşayan Müslüman toplum için bir Radyo-TV Yayın Kurumu oluşturmak için uğraş veriyordu. Bu mücadeleye Türk medyası olarak hepimiz destek veriyorduk. Ne yazık ki, tüm bu mücadeleler bir sonuç vermiyordu. O zaman görüştüğümüz Bakanlar bize, ‘Boşuna uğraşmayın, bu ülkede Müslümanlar için özel bir yayın kurumu oluşturulamaz.’ diyorlardı.
Biz, bu ülkede Katolikler için Katolik Yayın Kurumu (KRO), Hıristiyanların geneli için Nederlands Christelijk Radio TV (NCRV) gibi yayın kurumlarının yanında, bir de tarikatçı yayın kurumu Evangelische Omroep (EO) olduğunu söylüyor ve ‘Hıristiyanlar için mezheplere ve hatta tarikatlara ayrı ayrı yayın hakkı verilirken, bu toplumun bir parçası olan Müslümanlar’a neden yayın hakkı verilmiyor, laiklik bu mudur ?’ diye direniyorduk.

Hiç unutamam, bu konuyu konuştuğum NOS Yayın Kurumu’nun Program Müdürü Karel Enkelaar bir gün bana, 1975’te naçizane şahsımın gayretleri ile başlatılan ‘Paspoort’ programını kastederek, ‘Biz siz Türkler’e haftalık yayın saatleri verdik. Bizden ayrıca Müslümanlar için yayın saati talep ederseniz bunu değerlendirmeye alırız. Ayrı bir yayın kurumu sevdasından vazgeçin. Böyle bir hayal gerçekleşemez.’ demişti.

Ne var ki, Hollanda’da Müslümanlar için bir İslam Yayın Kurumu kurulamayacağını kesin bir dille ifade eden politikacılar ve yayın yetkilileri, yabancılara seçme ve seçilme hakkı verildikten sonra, bu konudaki konuşma üsluplarını değiştirdiler.

1986’daki yerel seçimler yaklaşınca, Türk adaylar listelere kondular. Başta Başbakan olmak üzere tüm siyasi parti liderleri, Bakanlar ve milletvekilleri yabancıların mekanlarını ve camileri ziyaret etmeye başladılar.
Kabine’nin en büyük ortağı CDA’nın Başbakan’ı Ruud Rubbers, ana muhalefet partisi PvdA’nın başkanı ve eski Başbakan ve ünlü politikacı Joop den Uyl, kabinenin ortağı VVD’nin Başbakan Yardımcısı Ed Nijpels gibi isimler Türk mekanlarının daimi ziyaretçileri olmuşlardı.

Eee, durum böyle olunca da bizim isteklerimiz sıralanmaya başlandı. Tabiiki bu isteklerin başında İslam Yayın Kurumu’nun kurulması geliyordu.
Önceleri bu iş için ‘imkânsız’ diyen politikacılar nasıl da ağız değiştirmişlerdi.
İnsan ister istemez ‘Ah politika ah’ demeden edemiyor.
Bununla anladık ki, politikacı dünyanın her tarafında aynıdır. Bu nedenle Türkiye’deki politikacıları, medeni Arupalı politikacılardan daha değişik görmemek lâzım geldiğine o zaman inanmıştık.

Hollandalı politikacılar hangi mekâna girdilerse, orada istenilenlere hep ‘olur’ dediler.
Ziyaret edilen en büyük mekânlar camiler idi. Camilerin bağlı olduğu federasyonlar ne istediyse ‘olur’ yanıtını ve sözünü aldılar. Ama bizimkiler de az kurmaz değildiler.

Lubbers’e ‘Oyumuz sizin’ denilirken, aynı söz Den Uyl ve Nijpels’e de veriliyordu.
Seçimler yapıldıktan sonra 16 Türk belediye meclislerine girdi.

Hollandalı politikacıları, Türk politikacılar ile kıyaslarken bir saptama yapmıştık. Ama burada bir gerçeği doğru yansıtmak lâzım. Hollandalı politikacılar verdikleri sözü yerine getirme dürüstlüğünü göstermişlerdi. Zira, Hollanda’da bir İslam Yayın Kurumu (Islamitisch Omroep Stichting İOS) yaşama geçirilmişti.

İslam Yayın Kurumu, Hollanda Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu’nun saptadığı yöneticilerle işe başladı. O zaman Fedarsyon’un Başkanı olan İbrahim Görmez, Yayın Kurumu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Tercüman gazetesi temsilcisi Şadi Tatlı da Genel Yayın Müdürlüğü’ne getirilmişti.

Devlet İOS’e Hilversum kentinde şatafatlı bir villa ve ilk yıl için 5 milyon gulden vermişti.
O zamanki çalışanlar kadrosunda kimler yoktu ki. Şimdi parlamentoda milletvekili olan Fadime Örgü ile Nihat Eski de bu çalışanlar kadrosundaydı.

İslam Yayın Kurumu’nda işler iyi gidiyordu. Taa ki, gazeteci Şadi Tatlı’ya yıllarca sevgi ve saygı duyan İbrahim Görmez’in, bu sevgi ve saygısı azalıncaya kadar…
Bu ikili arasındaki anlaşmazlıklar sürtüşmeye dönüştüğü zaman devreye girmeye çalıştık. ‘Yapmayın arkadaşlar. Böylesi bir çiftlik bulmuşsunuz, şimdi de bunu paylaşamıyorsunuz. Yapmayın, zira bir gün bu çiftlik elinizden gider ve başkalarının eline geçer’ uyarısında bulunduk ama nafile.

Bir gün baktık ki, İslam Yayın Kurumu’nun Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Görmez, yıllarca sevgi ve saygı beslediği Şadi Tatlı’yı işten atmış. Ama bunu yapmak kolay değildi. Ne de olsa buradaki kurbanın adı Tatlı’ydı. Şadi Tatlı, kolay kolay pes edecek bir adam değildi.
İşçi Sendikası CNV’nin Yabancılar Dairesi Sorumlusu Talip Demirhan ile temasa geçen Tatlı, ekibi ile birlikte İOS binasını işgal etmişti. ‘Bu iş yerinde grev var’ pankartı Hollanda medyasında büyük bir şekilde yer almıştı.

Şadi Tatlı ile İbrahim Görmez arasındaki sürtüşme aylarca sürdü. Sonuçta iş mahkemeye yansıdı. Ama bu ara ikisi de işlerinden oldular.
Daha sonra ne mi oldu?
İslam Yayın Kurumu’nda olanlar ülkeyi yönetenler için kabul edilemezdi.

Ayrıca, bu kurumu ele geçirmek isteyen diğer ülkelere mesup Müslümanlar için bulunmaz bir fırsat doğmuştu. Sonunda İOS’in yerine NMO geldi. Tabii ki, çok daha değişik İslam görüntüleri ile…

Türkler’in hiçbir zaman birlik ve beraberliklerini sürdüremediklerini iddia edenler, bu olaydan sonra da haklı çıkmışlardı.
Biz, hangi dalda olursa olsun, kurduğumuz birlikleri hep ikileriz ve hatta üçleriz.
Birlik olalım derken hep ayrılırız.
İslam Yayın Kurumu, başkalarının eline geçince, yolunan ve harmanlanan bir çiftlik haline geldi. Bunun en son örneği de, şimdiki yönetimin bir ‘sabun köpüğü’ filmine 1 milyon euro vermek istemesinde yaşandı.
Şimdi ne kadar pişman olsak yeridir.
Ama ne yazık ki son pişmanlık para etmiyor.
Kim bilir, belki bunlar hepimize iyi bir ders olur.
Bakalım şimdiki, İslam Federasyonu Başkanı Ayhan Tonca, bu son kargaşadan yararlanıp bu yayın kurumunda söz sahibi olmayı elde edebilecek mi?
Müslüman Türkler’in şimdiki en büyük beklentileri bu yayın kurumunda tekrar söz sahibi olmaktır. Hatta ve hatta bu kurumu yeniden ele geçirmektir.
Öyle ya, bu kurumu biz yoktan var etmedik mi?
Haydi hayırlısı…(…ve maalesef hayırlı olmadı)

 

 

Hollanda bir Türk’ü konuşuyor…

Hollanda bir Türk’ü konuşuyor…

Adnan Tekin, Hollanda Orta Dereceli Meslek Okulları Konsey Başkanlığına seçildi.
Daha önce de Tabiat’ı Koruma Kurumu Tekin’i  ‘Hollanda’nın En Yeşil Politikacısı’ seçmişti.

Hollanda, kendi topraklarında doğup büyüyen bir Türk’ü konuşuyor.
Hem de ikinci defa…
Birincisinde, Amsterdam İl Genel Meclisi’nde görevliyken, ‘Hollanda’nın en yeşil politikacısı’ olarak seçildiği zaman Hollanda’da günün konusu olan Adnan Tekin, şimdi de çok önemli bir organın başkanlığına seçilmesi ile kendinden söz ettiriyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Adnan Tekin, 'En yesil politikaci' secildi (1).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Adnan Tekin.jpg
Adnan Tekin doğa ile iç içeydi

Adnan Tekin’in babası, 1966 yılında, Türkiye’nin kuzey doğusundaki Gürcistan sınırına yakın bir köyden, önce Almanya’ya, oradan Belçika’ya ve sonunda da Hollanda’ya gelmiş ve yerleşmiş. Annesinin de gelişinden sonra Amsterdam’ın Osdorp semtinde doğan Adnan Tekin, yüksek eğitimini tamamladıktan sonra, önce iş hayatına, sonra da siyasi hayata atıldı.
İşçi Partisi’nden aday olan Adnan Tekin, Amsterdam ve Haarlem’i de içine alan Kuzey Hollanda İl Genel Meclisi üyeliğine seçildi. Adnan Tekin’in portföyünde, Doğa, çevre temizliği, Schiphol Havalimanı, Rekreasyon, eğitim ve iş pazarı konuları vardı.

Adnan Tekin’i keşfeden adam İşçi Partili Joop van der Aa oldu. Amsterdam belediysi’nde Başkan yardımcılığı yaparken kendisine asistanlığa getiren van der Aa, 1998 yılında O’nu

Belediye Başkanı Job Cohen’e sekretar olarak önerdi. Cohen’in, Amsterdam varoşlarında olan bitenleri saptayacak birine ihtiyacı vardı. Bu görevi de bir yabancı işçi çocuğu olan Adnan Keskin çok iyi yapabilecekti.
Yıllar geçtikçe, Cohen’in sağ kolu haline gelen Tekin, Cohen’in 2010 yılında Lahey parlamentosuna taşınışı sırasında da yanındaydı. Zira Cohen, İşçi Partisi’nin Meclis Grup Başkanı olan Wouter Bos’un yerini almıştı. Yani İşçi Partisi’nin politik liderliğini.

Cohen ile Lahey’de iki yıl kalan Tekin, daha sonra tekrar Amsterdam’daki yuvasına döndü.
Eğitimden sorumlu Başkan Yardımcısı Pieter Hilhorst’un yardımcılığını yapan Tekin, yardımcılıktan başrol oyuncu olma kararı almıştı. Seçimlere girerek İl Genel Meclisi’ne seçilen Tekin, 2016 yılında vefat eden İl Yönetim Kurulu Üyesi Tjeerd Talsma’nın görevini üstlendi. Bu görev doğa ve çevre temziliğini kapsıyordu. Doğa hizmetlerinde çok başarılı bulunan Tekin’e, en büyük ödüllerden biri verilmişti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\haberler\Adnan Tekin.jpg D:\FOTOGRAFLAR\Adnan Tekin isci partisi-Yemin ederken.JPG
Bir zamanlar yemeğe çok düşkündü.

Her yıl, bir politikacıya başarılarından dolayı ödül veren Tabiat’ı Koruma Kurumu, 2018 yılı için Adnan Tekin’i ‘En Yeşil Politikacı’ olarak ödüllendirdi.

Juri heyetinin başkanlığını yapan Marc van den Tweel, bir şehir çocuğunun, doğa ile bu kadar yakından ilgilenmesinin olağanüstü bir durum olduğunu belirterek, ”Tekin’in, bundan sonra da, doğaya olan aşkını sürdüreceğine inanıyoruz” dedi.

Ne var ki, doğa hizmetlerinde gösterdiği başarıyı çevre temziliğinde gösteremeyen Tekin, kendi sorumluluğu altındaki Demir Çelik Fabrikası Tata Steel’in etrafa saçtığı kirli havadan sorumlu tutuldu. Yapılan çirkin söylentiler sonunda bu görevden istifa eden Tekin, inzivaya çekildikten sonra bazı kötü huylarından da vazgeçti.
Adnan Tekin müzmin bir sigara kullanıcısıydı. İki dudağının arasındaki sigara ile mimlenmişti. Öyle ki, terketmiş olduğu büro odasının duvarları o kadar kararmış ve kokuyordu ki, birkaç defa badana yapmak bile işe yaramamıştı.
Biraz da fazla yiyordu. Bunun için mide bandı ameliyatı bile oldu.
Ama şimdilerde ne sigara içiyor, ne fazla yiyor, aksina bol bol dışarı çıkıp temiz hava alıyor.

İşte, yukarıda sözünü ettiğimiz kahramanımız yeni bir paye ile tekrar gündeme geldi.
47 Yaşındaki Adnan Tekin, Hollanda Orta Dereceli Meslek Okulları Konseyi Başkanlığı’na getirildi.
1 Haziran’da bu organizasyonda göreve başlayacak olan Tekin, 1 Temmuz’da da başkanlık çekicini Frank van Hout’tan alacak.