Madımak katliamında kurban olan Hollandalı genç kızın hazin hikâyesi

Madımak katliamında kurban olan Hollandalı genç kızın hazin hikâyesi

Hollanda’daki cenaze töreninde Zülfü Lüvaneli’nin
‘Saat 4 Yoksun’ adlı şarkısı ile gömüldü.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Carina ve Sivas.jpg

İlhan KARAÇAY Yazdı:

Türk Cumhuriyet tarihine bir utanç tablosu olarak giren Sivas’taki ‘Madımak Katliamı’,
23 yaşında genç bir Hollandalı kızın yaşamına da nokta koymuştu.
Geçtiğimiz 2 temmuz günü, yazar ve sanatçılardan oluşan 33 kişinin ( 2 otel görevlisi ve 2 de gösterici olmak üzere toplam sayı 37 ) yakılarak öldürülmesinin üzerinden 27 yıl geçti.

Çeşitli kalemler Madımak Katliamı öncesinde ve sonrasında nelerin yaşandığını yazdılar.
Ben de size bu kalemlerden bir toparlama yapacağım.
Yazımın başlığına, ‘Hollandalı genç bir kızın hazin hikâyesi’ ibaresini koymamın nedeni,
dökümanter filmde de göreceğiniz gibi, sırf insan sevgisi taşıdığı için, bir başka ülkeye gidip, zorluklar içinde ideallerini gerçekleştirmeyi isteyen bir günahsız kızın, siyasetle hiç ilişiği olmadığı halde, boş yere hayatını kaybetmiş olmasındandır.

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

Dört gün sürecek şenliklerde söyleşiler düzenleyecek, kitaplarını imzalatacak ve şarkılar söyleyecek olan grup sadece ilk gün etkinliklerini gerçekleştirebildi. Şenliğin ikinci günü olan ve Cuma gününe denk gelen 2 Temmuz’da namaz çıkışı toplanan bir grup etkinliğin yapıldığı alana yürümeye başladı.

“Sivas laiklere mezar olacak” sloganlarıyla yapılan yürüyüş sırasında ‘Halk Ozanları’ heykeli yıkıldı ve yerde sürüklendi. Sayıları giderek artan gruba herhangi bir müdahale olmazken akşam saatlerine doğru kalabalık 15 bin kişiyi buldu. Binlerce kişi otelin önünde sloganlar eşliğinde binayı taşladı ve camlar kırıldı. Birkaç saat içinde otel önündeki araçlar ateşe verildi ve son olarak otelden de alevler yükselmeye başladı.

Elim olayın hemen ardından 35 kişi gözaltına alınmış, sonrasında gözaltı sayısı 190’a kadar çıkmıştı ancak 66 kişi serbest bırakıldı ve geri kalanlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak” suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 yıl boyunca yargılandı. “Sivas davası” olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15’er yıl, 3 sanık 10’ar yıl, 54 sanık 3’er yıl, 6 sanık 2’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37’si ise beraat etti.

Takip eden yıllarda Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998’de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. Usul eksiklikleri giderildikten sonra 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002’de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum oldu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\534x338_cmsv2_f103b1a6-a386-5e2e-b3d9-72c54b43798d-3196820.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download (1).jpg

Sivas katliamının ardından Madımak Oteli’nin alt katına bir kebapçı açılması tepkilere neden oldu ve bu tepkiler nedeniyle 2010 yılında kebapçı kapatılarak otel kamulaştırıldı. 2011 yılında ise bina ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ haline getirildi.

CARİNA’NIN HAZİN HİKÂYESİ

37 kişiye mezar olacak Madımak Katliamı’nda yanan Hollandalı genç kız Carina Cuanna Thedora Thuys, bu ölüm yolculuğuna, Leiden şehrindeki bir Türk seyahat bürosundan uçak bileti alarak başlamıştı. Seyahat bürosunun sahibi Suat Sönmez bakınız neler anlattı:
‘Arkadaşım Hasan ile seyahatçılığa yeni başlamıştım. Haziran ayı başında Carina isimli kız bize başvurarak, Amsterdam-Ankara uçağı için gidiş geliş rezervasyon yaptırdı. İstanbul’a pek çok turist giderdi ama Ankara’ya giden fazla olmazdı. Neden Ankara’ya gitmek istediğini sorduğum zaman, bir araştırma için önce Ankara’ya, oradan de doğu illerine gideceğini belirtmişti.
Carina Ankara’ya uçtuktan birkaç hafta sonra, sanırım 4 veya 5 temmuz günleri büromuza polis geldi ve Carina’nın uçak biletini bizden alıp almadığını sordu. Carina’nın burada ve Türkiye’de kimlerle ilişkisi olduğunu da soran polise bildiklerimizi anlattık. O zaman da Carina’nın Sivas’ta yananlar arasında olduğunu öğrendik. Tanışıklığımız sırasında sempatimizi kazanan Carina’nın ölüm haberi bizi şoke etti tabii.’’

Carina Leiden Üniversitesi’nde okuyordu. Daha önce de erkek arkadaşıyla bir Ankara ziyareti olmuştu.
Carina’nın geride bıraktığı günlüğünde çok bilgi vardı.
Meslektaşlarım Mahmut Hamsici, Yusuf Özkan, Sinan Onuş, bu günlüğe ulaşmışlar ve şunları yazmışlar.

Hollanda’daki Leiden Üniversite’sinde Kültür Antrolopoloji okuyan iki arkadaş 1992 yılı yazında ayrı ayrı Türkiye’de uzun tatillere çıktılar.
Carina Cuanna Thedora Thuys Karadeniz bölgesi ve Nemrut dağını, Maryze Schoneveld Van Der Linde ise Akdeniz bölgesini ve sonra Nemrut dağını ziyaret etti.
Seyahatler, iki arkadaşta da Türkiye ve kültürüne dair merak duygusunu artırdı.
Carina ve Maryze bu merakla bitirme tezleri için Türkiye’yle ilgili çalışmaya karar verdi.

Türk kadınlarıyla ilgili araştırma

Tez, ‘Türk kadınının aile içi rolü ve çevre ile ilişkilerini’ ele alacaktı. Buna göre Carina asıl olarak Türkiye’de alan araştırması yapacak, Maryze ise Hollanda’daki Türkiye kökenliler arasında çalışacaktı. İki arkadaş çalışmalarına yardım istemek için Sosyal Hizmetler Dairesi’ne başvurdu. Bu sayede Daire’nin Yabancılar Şubesi’nde çalışan Türk asıllı Rahmi Sivri’yle tanıştılar. Sivri, gençlere birçok konuda bilgi verdi ve Carina’nın kendi memleketi olan Çorum’da çalışma yapması için ayarlamalar yaptı.
Sonunda planlama yapıldı: Carina, 1993 yazında Çorum’da köylerde saha çalışması yapacaktı.
Ancak öncesinde yaklaşık iki ay Ankara’da kalmak ve Hollanda’da öğrenmeye başladığı Türkçesini geliştirmek istiyordu.

Gitme vakti yaklaşırken Rahmi Sivri Carina’ya, Türkiye’de kalacak yeri olup olmadığını sordu.
‘Hayır’ cevabı aldığında kendisine daha önce Hollanda’da yaşayan anne ve babasının evinde kalabileceğini söyledi. Carina bu teklife çok sevindi ve hemen kabul etti.
Türkiye’yi birlikte gezdiği erkek arkadaşı Michiel ise tedirgindi, Carina’nın gitmesini istemedi. Ancak Carina, 22 Haziran’da gitti.
O gün itibariyle günlüğüne Türkiye’yle ilgili notlarını almaya başlamıştı.

Gecekondu mahallesine ilk adım

Uçaktan inip kalmak için gittiği gecekondu mahallesiyle ilgili ilk gözlemleri şöyle kağıda döküyordu Carina: “Ankara çok kalabalık ama oldukça da şirin bir kent. Birbirine yapışık düzende inşa edilmiş apartman blokları gördüm. İçimden de, benim de böyle bir yere götürülmemem için dua ediyordum. Ama maalesef bu duam kabul olmadı çünkü biz de bunlardan birine girdik. İçerisi oldukça şirindi. Manzara da güzeldi ve yüksek apartman blokları arasında düşündüğümün aksine bol mesafe bırakılmıştı.”

Carina’nın notları şöyle devam ediyordu: “Hem yemek, hem de Sultan Hanım’ın bol sohbeti aynı anda hazırdı. Çok hoş vakit geçiriyordum ve kendimi iyi ve neşeli hissediyordum. Bu ortama çabuk alışmıştım. Üniversiteden ‘Asistan’ beni aramış. Ben de hemen Michiel’i (erkek arkadaşı) arayarak kendisine ‘benim çok rahat bir şekilde buraya gelerek yerleştiğimi’ haber vermesini istedim. Burada epey bir lüks yaşam tarzı sürmekteydiler. Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve duş vardı. Buna karşın ne yazık ki, benim kaldığım odada bir dolap veya bir etajer bile yoktu.”

Günlüklerine bakılırsa, Carina ilk günlerinde, bir yandan Türkiye’deki hayata uyum sorunları yaşıyor, bazı şeyler hoşuna gitmiyor, bir yandan da kendisine gösterilen sıcaklıktan ve içine düştüğü yaşama dair sürekli yeni bir şeyler öğrenmekten mutlu oluyordu.

Ankara Öveçler’de kaldığı evde kendisine yoğun ilgi vardı. Ev sakinleri kadar akrabalar ve komşular da ilgi gösteriyordu… Öyle ki, günlüklerinde bu ilgiden hoşnut olduğunu ama yalnız kalmaya da ihtiyaç duyduğunu yazıyordu.

Alevi kültürüyle tanışma

Carina, Sivri ailesinin gençlerinden Yasemin ve Asuman’la tanıştı. Asuman lise öğrencisi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde semah öğretmeniydi. Yasemin ise Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisiydi. Bu arada Carina, Alevi kültürüyle tanışma fırsatı buldu.
26 Haziran’da günlüğüne şu satırlar dökülüyordu:
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği! Bu kişi, 16. yüzyılda yaşamış önemli bir Alevi şahsiyeti imiş. Burada, gençler Asuman öncülüğünde çok hoş halk dansları (semah) gösterisi yapıyorlardı. Yeğenler beni, Türkçe öğrenen ve Alevi kültürünü araştıran bir Hollandalı olarak tanıttılar. Alevilik çok önemliymiş.
Bana burada Aleviler ile Sünniler arasındaki farkları anlattılar. Buradaki herkes, benim Alevi Kültürüne duyduğum ilgiden dolayı çok memnun olmuş görünüyordu (Neyse ki Hollanda lisanındaki ‘tesadüfen’ kelimesinin Türkçe’sini bilmiyorum, yoksa tüm karizmam silinecekti).”

Sivas’a gitmek için ısrar etti

Carina bir kaç gün sonra, Yasemin ve Asuman’ın Sivas’ta düzenlenecek şenliklere katılacaklarını öğrendi. Kendisi de katılmak istedi. Asuman ve Yasemin’in annesi Yeter Sivri’nin anlattıklarına göre Yasemin başlarda bu fikre sıcak yaklaşmadı. Yasemin’in programı yoğun olacaktı ve ona zaman ayıramayacağını düşünmüştü.

Yeter Sivri, Carina’nın gitme isteğini şöyle anlatıyor:
“Yasemin ‘orada su bulamayacağız, belki lavabo bulamayacağız, ekmek bulamayacağız, sen bunlara dayanamazın Carina, sen gitme’ dedi. Olsun ‘ben aç da susuz da kalırım ama geleyim’ demiş. Hatta ‘orada yeriz, aç kalmayız’ diyerek yola çıkarken yanına bir poşet kraker bisküvi almıştı.”

Sivas’a giden ‘neşe dolu’ otobüs

Günlüklerinde Sivas’a gelişi ve bu kentteki ilk gözlemleriyle ilgili şu notları düşüyordu Carina: “Evvelki gün, (bekle bekle durdan sonra), bir otobüs dolusu Alevi gencin arasında, Pir Sultan Kültür Festivali için Sivas’a hareket ettik. Otobüsün içi çok neşeliydi; müzik, yemek, neşeli gençlik… Devamlı türkü söyleniyordu ve inanılmaz ama aktörlük yapılıp dans bile ediyordu. Sabah saat 8.00 civarında Sivas’a geldik.
Türkçe söylenen şeylerin manasız kalan ve anlamadığım tarafların hengamesinde dinlemeye, yemek yemeye ve hemen ardından tiyatroya gitmeyi başardık.”

‘Kendime turist süsü verdim’

2 Temmuz’daki notlarında günün nasıl geçtiğini ve neler yaptıklarını şöyle kaleme dökmüştü:

“Kahvaltı ettikten sonra tek başıma gezintiye çıktım. Kendime turist süsü vermiştim (fotoğraf makinesi, seyahat kitapları) ve tarihi yapıları seyrettim (12 ve 13. yüzyıl Selçuklu yapıları). Daha sonra oturup değişik insanlarla sohbet ettim. Hoşnut ama yine de bir tedirginlikle karikatür sanatçısı ile sohbete daldım. Kendisi benim çok şirin bir portremi çizdi.”

Carina 2 Temmuz’daki notlarına Madımak Oteli’nde, dışarıda gösteriler devam ederken başlamıştı.

“Yine her bir şeylere şahit oldum. Şu anda ‘kapatılmış’ bir vaziyette bir otelde oturmaktayız, zira dışarıdaki kökten dinci Müslümanlar dolaşıp duruyorlar” sözleriyle başladığı cümlelerinden sonra, “Bunun ile ilgili daha sonra yazacağım” diyerek yukarıda alıntılanan Sivas günlerini anlatmaya koyulmuştu.

‘Ben bütün bunlardan ne anlarım ki?’

Ancak zaman ilerledikçe dışarıdaki eylemler bir saldırıya dönüşüyordu. Carina yeniden ilk cümlelerine döndü ve dışarıdaki gösterilerle ilgili artan kaygısını döktü günlüğüne.
“Fakat şimdi işler ters gitmeye başlıyor” diye başladığı cümlesine şöyle devam edecekti: “Biz uzun bir zamandır otelde oturuyoruz. Dışarıda devasa ve kökten dinci grup (aşırı sağcı) bağırıp naralar atıyor. Bu binada solcu düşünür ve yazar Aziz Nesin’i saklıyorlarmış. Kendisi ‘Şeytan Ayetlerini’ yayınlamak düşüncesindeymiş.
Bunların hepsi nahoş şeyler.
Kendimi çok zor ve sıkıntılı bir durumda hissediyorum, zira biraz sonra burada neler olacak, tahmin bile edemiyorum. Sonunda bu şehrin bir Türk kökten dinciler topluluğunun bulunduğu bir yer olduğunu öğrendim. Bir sürü sloganlar atılıyordu ve bağrışmalar vardı. Bununla birlikte bir sürü de polis vardı.”

Bunları takiben olanı biteni anlayamadığı son cümleleri geldi Carina’nın:
“Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki?…
Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum…….”

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\140702102935_sivas_512x288_bbc_nocredit.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\10128_madimakta-ne-oldu_0.jpg

Bu cümlelerden kısa süre sonra Carina, göstericilerin ateşe verdiği otelde 34 kişiyle beraber yaşamını yitirecekti. Carina’nın ismi, 3 Temmuz günü gazetelerde, Sivas katliamında ölenlerin arasındaki tek yabancı olarak yer alacaktı.

Rahmi Sivri, ölenler arasında kızının da bulunduğunun kesin olduğu bilgisini Carina’nın annesine haber verdiğinde anne inanamamıştı. Ona göre Carina ölmemişti ve evine dönecekti.
Ancak ölüm gerçekti: Carina’nın 1970’de Hollanda’nın Dontichem şehrinde başlayan hayatı, 1993’te Türkiye’nin Sivas kentindeki katliam sonucu sona ermişti.

Cenaze töreninde Livaneli’nin parçası

Rahmi Sivri, Ankara’dan Carina’nın eşyalarını Hollanda’ya getirirken, genç kadının cenazesi de uçakla ülkesine getirildi. Külleri, Türkiyeliler’in de katıldığı kalabalık bir cenaze töreniyle toprağa gömüldü.
Rahmi Sivri, Carina’nın cenaze töreninde şarkılar çalındığını, annesinin çaldığı ilk şarkının sa Zülfü Lüvaneli’nin ‘Saat 4 Yoksun’ olduğunu hatırlatıyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\_102285447_sivas5.jpg

Katliamda ölenler her yıl Türkiye’nin farklı yerlerinde kitlesel törenlerle anılıyor. Törenlerde 35 kişi arasında Carina Cuanna’nın fotoğrafı, arkadaşları Yasemin ve Asuman Sivri’ninkiler birlikte taşınıyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\images.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg
Türkiye’den kilometrelerce uzakta, Hollanda’nın Almanya sınırındaki Doetinchem kenti mezarlığındaysa Carina’nın mezarına ailesi ve birkaç arkadaşı tarafından sessizce çiçek bırakılıyor.

HİKAYESİ BEYAZPERDEYE AKTARILDI

Carina’nın hikâyesi yönetmen Ulaş Bahadır tarafından beyazperdeye aktarıldı.
Sivas katliamını Carina’nın gözünden anlatacak olay ‘Carina’nın Günlükleri’ adını taşıyor.
Bahadır, filmin senaryosunu Carina’nın günlüklerinden yola çıkarak yazmış.
Ünlü oyuncuların rol aldığı filmi, bizim sayfamızda veya yotube’de ‘Madımak, Carina’nın günlüğü’ adı altında bulabilirsiniz.

 

TV’DE İSLAM YAYIN HAKKI KONUSUNDAKİ BECERİKSİZLİKLER

TV’DE İSLAM YAYIN HAKKI KONUSUNDAKİ BECERİKSİZLİKLER

*1986’da bizim yaptığımızı, şimdi başkaları
yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar

*Yayın hakkı isteyen ’Moslim M24 TV’ye
karşı ‘İslam Omroep’ da yayın hakkı istedi

*En güçlü ve en zengin olan İslam kuruluşu
Diyanet Vakfı neden sessiz?

1986 Yılındaki yerel seçimlerde elde ettiğimiz seçme ve seçilme hakkı sonrasında, bizden oy isteyen siyasi parti liderlerine yaptığımız baskılardan sonra, yıllarca sürüncemede kalan ‘İslamlar için Radyo-TV Kurumu’, için yayın hakkını almayı başarmıştık. Bu hak biz Türkler’e verildikten sonra, Kurumun başkanlığına Türk İslam ve Kültür Dernekleri Federasyonu adına İbrahim Görmez, Radyo-Televizyon Daire Başkanlığı’na da gazeteci Şadi Tatlı uygun görülmüştü.
Hollanda devleti bu yayın kurumu için yıllık 5 milyon guldenlik bir bütçe ayırmıştı. Ne yazık ki, bu yayın hakkı kısa bir süre sonra Türkler’den alındı. Bunun nedeni de, yöneticiler arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavga idi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\ibrahim Gormez, ilhan Karacay.JPG C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Sadi Tatli-ilhan Karacay.bmp
       İbrahim Görmez-İlhan Karaçay                                          Şadi TTV’DEatlı-İlhan Karaçay

Sendika destekli işgal boyutuna kadar büyüyen bu anlaşmazlık, Türk toplumu için büyük bir kayıp oldu. O zamanki Başkan İbrahim Görmez şimdilerde şunları diyor: ‘ Bu yayın hakkının elimizden alınması, maalesef kendini Türk ve Müsllüman addedenler yüzündendir. Ben onları Allah’a havale ettim. Ruzi Mahşer’de onlarla hesaplasacağız’.

İşte, büyük badirelerden sonra elimizden alınan bu hak, 34 yıl sonra başkalarına verilecek.
Yayın hakkı için frekans isteyen 7 aday TV arasında, M24 TV de bulunuyor. Yani Müslüman Yayın Kurumu.
Kurum’un sözcülüğünü yapan Fouad Sidali, amaçlarının islamı yaymak değil, Müslümanları Hollanda’ya daha da yakınlaştırmak olduğunu belirterek, ‘Müslüman olanlar ile olmayanları kaynaştıracağız’ dedi.
Şimdilerde Youtube üzerinden yayın yapan M24 TV’nin, yayın hakkı alıp almayacağı merakla beklenirken, kendilerine rakip olarak ‘İslam Omroep (İO)’ ortaya çıktı. Rotterdam’dan imam Azzedine Karrat’ın önderlik yaptığı İslam Omroep, rakiplerinin aksine, amaçlarının islamı yaymak olduğunu açıkladı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Azzedine Karrat.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Fouad Sidali.jpg
                   Azzedine Karrat                                                                    Fouad Sidali

Anlaşılıyor ki, geçmişte Türk müslümanların yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları yayın konusunu, diğer ülkelerin müslümanları da yüzlerine gözlerine bulaştıracaklar.

Tüm bu gelişmelerden sonra geriye baktığımız zaman, Hollanda’da hıristiyanlık propagandası yapan EO ve KRO gibi yayın kuruluşları varken, bırakın islam propagandasını, islamların seslerini duyurabilmeleri için bir islam yayınının olmaması düşündürücüdür.
İslam yayın kurumunu gerçekleştirebilecek en güçlü ve en zengin kuruluş Diyanet Vakfı’dır.
50 bin abone kaydedildiği zaman yayın hakkı alabilmenin mümkün olduğu Hollanda’da, ‘Diyanet Vakfı neden böyle bir girişimde bulunmuyor’ sorusu akılları karıştırıyor.

Bakalım bundan sonraki gelişmeler nasıl olacak?
Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

 

 

İŞTE O FOTOĞRAF: BAKAN VOGELAAR’A ‘KLONLANMIŞSINIZ’ DEMİŞTİM

İŞTE O FOTOĞRAF: BAKAN VOGELAAR’A ‘KLONLANMIŞSINIZ’ DEMİŞTİM

Hayatı maceralarla dolu geçen ve bir bunalım sonrası intihar eden Hollandalı Bakan Ela Vogelaar ile çatıştığımız an

İşte o fotoğraf

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Vogelaar-Klonlanmis.JPG
KLONLAMIŞ: Bakan Ella Vogelaar’ın (sağda) Türk medyası için düzenlediği basın toplantısında, sorularıma pervasızca cevap verince, Vijdansız Sabuha’ olarak andığımız ondan önceki Bakan Verdonk’u işaret ederek, ‘Sizin gelişinize sevinmiştik ama, ne yazik ki siz de Verdonk’un klonlanmışısınız’ demiştim.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Son yıllarda, lobicilikteki beceriksizliklerimiz üzerinde yaptığımız tatışmaları gündeme getirirken, naçizane şahsımın, geçmişte yapmış olduğum bazı çıkışlardan söz etmiştim. Bizi yöneten devlet büyüklerine ve medyaya karşı yapmış olduğum çıkışlardan biri de, zamanın Uyum Bakanı Ella Vogelaar’a karşı yapılmıştı.

Sizlere örnek olarak sunduğum o günkü tartışmanın fotoğrafını buldum.
Bu nedenle sizlere o gün Bakan ile aramızda geçenleri yeniden yazıyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Biyografisini yazımın sonunda okuyacağınız Bakan Vogelaar’ın macera dolu bir yaşamı vardı. O maceralara fazla dayanamayan Bakan, geçirdiği bir bunalımdan sonra intihar ederek yaşamına son vermişti.
Tabii ki Bakan’ın ahirete göç edişi, O’nun arkasından yazmamıza bir mani değilse de, ölmüşün arkasndan konuşmamayı yeğlesem de, rahmet dileğimi yineliyorum.

İsterseniz o güne, İnterajans’ın yayınladığı haber ile başlayalım:

Türkiye AB üyesi değil, dil öğrenin

Türk medyası için düzenlediği toplantıda dil öğrenmenin uyum açısından büyük önem taşıdığını belirten İşçi Partili (PvdA) Bakan Vogelaar, “Uyum yasalarının en çok Türkleri hedef aldığı gözleniyor. Örneğin Polonyalılara uygulanmıyor. Bu ayrımcılık değil mi?” sorusuna, “Türkiye AB ülkesi değil” yanıtını verdi

(InterAjans) – LAHEY

4. Balkenende kabinesinin Uyum Bakanı Ella Vogelaar, eski meslektaşı Rita Verdonk’un mimarı olduğu uyum yasalarını savundu. Türk medyası için düzenlediği toplantıda dil öğrenmenin uyum açısından büyük önem taşıdığını belirten İşçi Partili (PvdA) Vogelaar, “Uyum yasalarının en çok Türkleri hedef aldığı gözleniyor. Örneğin Polonyalılara uygulanmıyor. Bu ayrımcılık değil mi?” sorusunu, “Türkiye AB ülkesi değil” diye yanıtladı.

Partisi PvdA’nın, Rita Verdonk tarafından hazırlanan Yurt Dışında Uyum Yasası ve Genel Uyum Yasası’na mecliste destek verdiğini anımsatan Vogelaar, uyum yasalarının eski meslektaşının savunduğu gibi herkesi kapsaması gerektiğini, ancak uluslararası hukukun buna izin vermediğini söyledi. Sosyal Demokrat Bakan, “Ülkeye yeni gelenler açısından sayıları Türklere göre çok daha fazla olan Doğu Avrupalıların dil öğrenmelerini, uyum sağlamalarını önemli bulmuyor musunuz?” sorusuna, “AB içinde serbest dolaşım var. Polonya, Romanya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri AB üyesi. Türkiye değil” yanıtını verdi.

Yabancıların uyumunun Hollanda’da çok tartışılan bir konu olduğunu belirten Bakan Vogelaar, entegrasyonu “dil öğrenmek, özgürleşmek, eşitlik ve toplumsal yaşamın her alanına aktif katılım” diye tanımladı. Ella Vogelaar, yabancıların çoğunluğunun dil bildiğini, eğitimdeki başarıları ile dikkat çektiğini ve çalıştığını, ancak buna karşın, dil, işsizlik ve eğitim sorunu bulunanlardan oluşan bir grubun da var olduğunu kaydetti.

Kimliğin korunmasını, “nereden geldiğini, kim olduğunu, köklerinin nerede bulunduğunu bilmek” diye tanımlayan Hollanda Uyum Bakanı Vogelaar’ın, anadilin öğrenilmesini “olası sonraki bir tercih” olarak ifade etmesi dikkat çekti. Vogelaar, yabancıların Hollanda ile köklerinin bulunduğu ülkeyi özümsemeleri gerektiğini söyledi

Yukarıdaki haberdeki soruların çoğu benden çıkmıştı. Vogelaar ile aramda sert bir diyalog geçmişti. Daha önce Bakan Verdonk’un getirmiş olduğu ‘Türkler’in uyum kursu alma mecburiyeti’ni devam ettirmek isteyen Vogelaar’a, ‘Bulgarlar, Romanyalılar ve Yunanlılar için uyum kursu zorunluluğu yok. Bunlar Türkler’den daha çok uyumlu mu?’ şeklindeki soruma, ‘Eeee ne yapalım bunlar Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşları’ şeklinde cevap vermişti. Ben de o zaman çok sinirlenip, ‘Sizin Verdonk’un yerine Bakan olmanıza çok sevinmiştik, ama görüyorum ki siz de Verdonk’un klonlanmışısıznız’ cevabını verdiğim zaman buz gibi kesilmişti ve salonda da büyük bir sessizlik olmuştu.
Böyle bir çıkışı, bir Türk Bakan’a yapmış olsaydım, anında neler olacağını biliyoruz.
Beni cesaretlendiren tabii ki Hollanda demokrasisi idi.

EKSANTRİK BİR KİŞİYDİ
Vogelaar’ın eksantrik bir yaşam biçimi vardı. Bakan olduğu sırada Amerika’ya yaptığı bir gezi sırasında, sırtına çanta koyarak dolaşması Hollanda medyasında geniş yer almış ve tepkiyle karşılanmıştı.

İsterseniz Vogelaar’ın biyografisini Veyis Güngör’ün kaleminden okuyalım:

Zeeland eyaletinde reformist bir ailede doǧan Ella Vogelaar, üç yaşındayken 1953 yılında meydana gelen su baskınını yaşamıştır. Driebergen’de Sosyal Akademi’ye devam eden Ella Vogelaar, bu dönemde Hollanda Komünist Partisi’nin aktif üyesi olmuş. 1983 yılında bu partide üyeliǧini sonlandıran Vogelaar, daha sonra PvdA’ya üye olur. Ella Vogelaar’ın siyasi kariyeri, FNV Sendikası’yla başlayıp, Sosyal İşler Bakanlıǧında yönetici, Unilever ve Novib danışma kurulu üyeliǧi ile devam eder. 2007, 2008’de de Uyum Bakanlıǧı’na getirilir.

Ella Vogelaar’dan önce, Liberal Parti VVD etiketiyle Uyum Bakanı olan Rita Verdonk dönemi, göçmenler için artık tehlike çanlarının yavaş yavaş çaldıǧı dönemdir. Rita Verdonk’un sert çıkışlarının henüz hafızalardan silinmediǧi bir dönemde Ella Vogelaar’ın, Komünist bir geçmişe sahip olması ve PvdA’lı olması kısmen yüreklere su serpmişti.

Ella Vogelaar Bakanlıǧı döneminde, özellikle göç ve göçmenler politikasında, başta kendisinden önceki Bakan Rita Verdonk ve ırkçı Parti PVV lideri Geert Wilders’la anlaşmazlıkları ve kavgalarıyla hafızalarda yer edindi. Vogelaar’ın çatışması bu iki isimle sınırlı kalmadı elbette. Ella Vogelaar aynı konuda partisinin o günkü lideri ve Başbakan Yardımcısı Wouter Bos ile de ters düştü. Bütün bu ters düşmeler Ella Vogelaar’ın Uyum Bakanlıǧını bırakmasına sebep oldu.

Ella Vogelaar, 20 aylık Uyum Bakanlıǧı süresince, Kabine’de yaşadıklarını eşiyle birlikte, “Zır deliyle yirmi ay” adında bir kitap yayınladı. Kitabın ismi, ırkçı parti lideri Wilders’ın, Bakan Ella Vogelaar’ı parlamentoda ‘Zır Deli ya da Kafadan Çatlak’ olarak nitelemesinden geliyor. Çünkü o yıllarda Wilders, Kuran’ın Hollanda’da yasaklanmasını istiyordu. Bakan Vogelaar ise bunun mümkün olmadıǧını savunuyordu.

Yıl 2008’di. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoǧan, Köln Arena’da yirmi bin Avrupalı Türkle buluşmuştu. Erdoǧan, asimilasyonun bir insanlık suçu olduǧuna dikkat çekmişti. Avrupalı Türklere içinde yaşadıkları ülkelere uyum saǧlamalarını, o ülkenin vatandaşı olmalarını, siyasete girmelerini, sorumluluk almalarını tavsiye etmişti. Biz de Hollanda’dan bir grup olarak Arena’daydık.

Gece saat 10.30 sularında Arena’dan ayrıldık. Arabalarımızla, saat 24.00 sularında Hollanda’ya girmiştik. Hollanda haberlerinde Başbakan Erdoǧan’ın konuşmaları çarpıtılmış ve haberin ‘Erdoǧan Avrupalı Türklere entegre olmayın’ şeklinde verildiǧini dinledik. O saatte, Köln Arena programı organizatörlerini yakından tanıyan Nuri Koca’yı arayıp, Başbakanın yaptıǧı konuşma metninin Almancasını istedik. Konuşma metni elimize ulaşınca, PvdA’nın içindeki Türk kökenli siyasetçiler aracılıǧı ile Almanca metni Bakan Ella Vogelaar’a ulaştırdık. O hafta, Parlamentoda VVD, PVV’li milletvekillerinin Erdoǧan’ın Köln Arena’da yaptıǧı konuşma ile ilgili sordukları sorulara, Bakan Ella Vogelaar, “Erdoğan bir taraftan Almanya’daki Türklerin Almancayı en iyi şekilde konuşarak Alman toplumuna uyum sağlamalarını söylerken, aynı zamanda kendi kimlik ve kültürlerinden vazgeçmemelerini belirtti” cevabını vermişti.

Evet. Toplum olarak kurumsal hafızaya pek önem vermeyiz. Geçmişte yapılanları kolay eleştirir, yerine yenilerini koymaya pek yanaşmayız. Ama Bakan Ella Vogelaar’ın beklenmedik ölümü bizi, o yıllara götürdü. Hafızalarımız yeniden tazelendi. Kimsenin rahatsız olmasına gerek yok, yapılan hiç bir iş boşa gitmez. Hele, tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelenlerin yaptıkları asla bertaraf edilemez, yok sayılamaz. Bakan Ella Vogelaar’ın topraǧı bol olsun.

 

1986’da bizim yaptığımızı, şimdi başkaları yapıyor:  ‘Moslim M24 TV’ yayın hakkı istedi

1986’da bizim yaptığımızı, şimdi başkaları yapıyor: ‘Moslim M24 TV’ yayın hakkı istedi

1986 Yılındaki yerel seçimlerde elde ettiğimiz seçme ve seçilme hakkı sonrasında, bizden oy isteyen siyasi parti liderlerine yaptığımız baskılardan sonra, yıllarca sürüncemede kalan ‘İslamlar için Radyo-TV Kurumu’, yayın hakkını almayı başarmıştık. Bu hak biz Türkler’e verildikten sonra, Kurumun başkanlığına Türk İslam ve Kültür Dernekleri Federasyonu adına İbrahim Görmez, gazeteci Şadi Tatlı da Radyo-Televizyon Daire Başkanı olarak görev aldılar. Hollanda devleti bunun için yıllık 5 milyon guldenlik bir bütçe ayırmıştı. Ne yazık ki, bu yayın hakkı kısa bir süre sonra Türkler’den alındı. Bunun nedeni de, yöneticiler arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavga idi.

Sendika destekli işgal boyutuna kadar büyüyen bu anlaşmazlık, Türk toplumu için büyük bir kayıp oldu. O zamanki Başkan İbrahim Görmez şimdilerde şunları diyor: ‘ Bu yayın hakkının elimizden alınması, maalesef kendini Türk ve Müsllüman addedenler yüzündendir. Ben onları Allah’a havale ettim. Ruzi Mahşer’de onlarla hesaplasacağız’.

İşte, büyük badirelerden sonra elimizden alınan bu hak, 34 yıl sonra başkalarına verilecek.
Yayın hakkı için frekans isteyen 7 aday TV arasında, M24 TV de bulunuyor. Yani Müslüman Yayın Kurumu.
Kurum’un sözcülüğünü yapan Fouad Sidali, amaçlarının Müslümanları Hollanda’ya daha da yakınlaştırmak olduğunu belirterek, ‘Müslüman olanlar ile olmayanları kaynaştıracağız’ dedi.
Şimdilerde Youtube üzerinden yayın yapan M24 TV’nin, yayın hakkı alıp almayacağı merakla bekleniyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Moslim Omroep.jpg

Fotoğraf: M24 TV ekibi.

 

HOLLANDA’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR… Geçen yıl 47 kişi ayrımcılıktan mahkûm oldu.

HOLLANDA’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR… Geçen yıl 47 kişi ayrımcılıktan mahkûm oldu.

1 Temmuz Çarşamba günü Hollanda Millet Meclisi’nde ele alınacak olan ayrımcılık ve ırkçılık konusu, çeşitli rapor ve belgelerle tartışılacak. Bu tartışmadan önce, ülkede bu konuyla ilgili ilginç gelişmeler yaşanıyor.
C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\download.png
Devlet Bakanlığı’nın haziran ortasında açıkladığı bir araştırma sonucuna göre, 2019 yılında 123 kişi ayrımcılık ve ırkçılık suçlaması ile yargılanmış. Yargılananların 47’si çeşitli cezalara çarptırılmış.

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Republiek Allochtonie.png
Ayrıca, Hollanda’da faaliyet gösteren Republiek Allochtonië (Yabancı kökenliler Cumhuriyeti) adlı kuruluş, ayrımcılık ve ırkçılık yapan medyaya karşı bir manifesto hazırladı.
Şimdiye kadar 331 gazetecinin imzaladığı bu manifesto, Hollanda Gazeteciler Cemiyeti tarafından da destekleniyor.